
Anlaşmalı Boşanmada Kadının Bilmesi Gereken 10 Hak
Anlaşmalı boşanma süreci, hızlı ve tek celsede sonuçlanması yönüyle tercih edilse de tarafların, özellikle de kadınların hak kayıplarına uğramaması için yasal güvencelerini çok iyi bilmesini gerektirir. Türk Medeni Kanunu ve güncel Yargıtay kararları çerçevesinde, anlaşmalı boşanmada kadının bilmesi gereken 10 temel hakkı, nafaka türlerini, yeni ziynet eşyası paylaşım kriterlerini ve usul kurallarını sizler için derledik.
Anlaşmalı Boşanmanın Yasal Şartları ve Hakimin Denetim Yetkisi
Anlaşmalı boşanma davası, Türk aile hukukunda eşlerin boşanma iradelerini ve evlilik birliğinin sona ermesine bağlı mali ve kişisel sonuçları ortak bir mutabakat çerçevesinde mahkemeye sundukları, çekişmeli davalara kıyasla çok daha hızlı sonuçlanan özel bir usuldür. Bu davanın yasal dayanağını 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 166. maddesinin 3. fıkrası (TMK m.166/3) oluşturmaktadır. Kanun koyucu, bu hükümle birlikte evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı hususunda yasal bir karine oluşturmuş ve belirli şartların varlığı halinde tarafların ortak iradelerini boşanma kararı için yeterli görmüştür.
Evlilik Süresi Şartı ve Hakimin Protokolü Değiştirme Yetkisi
Anlaşmalı boşanma davasının açılabilmesi ve mahkemece esastan karara bağlanabilmesi için en temel ön şart, evlilik birliğinin en az bir yıl sürmüş olmasıdır. Bu süre, resmi nikah tarihi ile davanın açıldığı (harcın yatırılıp dilekçenin mahkeme kaydına girdiği) tarih esas alınarak hesaplanır. Bir yıllık süre kamu düzenine ilişkin olup, mahkeme hakimi tarafından yargılamanın her aşamasında re'sen (kendiliğinden) gözetilmektedir. Evlilik süresi bir yılı doldurmadan açılan davalarda, taraflar boşanma ve sonuçları üzerinde tamamen uzlaşmış olsalar dahi anlaşmalı boşanma kararı verilmesi hukuken mümkün değildir.
Yargıtay, evlilik süresi şartının eksikliğini kesin bir bozma sebebi olarak kabul etmekte ve bu durumlarda yerel mahkemelerin çekişmeli boşanma usulüne göre inceleme yapması gerektiğini belirtmektedir:
"Dava tarihinde henüz bir yıllık evlilik süresi dolmadığı halde tarafların kabulüne dayanılarak verilen boşanma kararının usul ve yasaya aykırı bulunarak bozulması gerekmiştir." (Y. 2. HD, T: 07.11.2007, E: 2007/1911, K: 2007/15180)
Bu yargı kararı, anlaşmalı boşanmadaki süre şartının mutlaklığını ortaya koymaktadır. Mahkeme, evliliğin bir yıllık asgari süresini doldurmadığını tespit ettiğinde, tarafların sadece kabul beyanına dayanarak boşanma kararı veremez. Hakimin bu durumda TMK m.166/1-2 hükümlerindeki genel boşanma şartlarının oluşup oluşmadığını araştırması ve taraflara iddialarını ispatlamaları için delil sunma imkanı tanıması zorunludur.
Söz konusu bir yıllık süre şartının hak arama özgürlüğünü engellediği veya Anayasa'ya aykırı olduğu yönündeki iddialar ise Anayasa Mahkemesi tarafından incelenmiş ve reddedilmiştir:
"Anlaşmalı boşanma davası açabilmek için öngörülen en az bir yıl sürmüş olma şartının, aile kurumunu koruma amacı taşıdığı gerekçesiyle Anayasa'ya uygun olduğuna karar verilmiştir." (AYM 30.05.2024, E: 2023/109, K: 2024/113)
Anayasa Mahkemesi bu kararıyla, kanun koyucunun evlilik kurumunu koruma ve fevri boşanma kararlarının önüne geçme yönündeki takdir yetkisini ölçülü bulmuştur. Bir yıllık bekleme süresinin, aile birliğinin korunması amacı doğrultusunda anayasal sınırlar içinde kaldığı teyit edilmiştir.
Anlaşmalı boşanma sürecinde, tarafların sadece bir protokol hazırlayıp mahkemeye sunması boşanma kararı verilmesi için tek başına yeterli değildir. TMK m.166/3 uyarınca, hakimin tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi zorunludur. Taraf vekillerinin duruşmada hazır bulunması, asillerin bizzat dinlenmesi zorunluluğunu ortadan kaldırmaz.
Bunun yanı sıra, hakimin sunulan protokol üzerinde geniş bir denetim ve müdahale yetkisi bulunmaktadır. Özellikle ortak çocukların velayeti, iştirak nafakası ve kişisel ilişki tesisi gibi kamu düzenini yakından ilgilendiren hususlarda, hakim "çocuğun üstün yararı" ilkesini gözeterek protokol hükümlerinde re'sen değişiklik yapabilir. Ancak hakimin yaptığı bu değişikliklerin hukuki sonuç doğurabilmesi ve anlaşmalı boşanmaya hükmedilebilmesi için, eşlerin de bu değişiklikleri duruşmada bizzat ve açıkça kabul etmesi şarttır. Taraflar hakimin önerdiği değişiklikleri kabul etmezlerse, dava anlaşmalı boşanma niteliğini kaybederek çekişmeli boşanma davasına dönüşmektedir.
Kadının Velayet, Nafaka ve Tazminat Hakları
Anlaşmalı boşanma davalarında tarafların kendi aralarında uzlaşarak bir protokol hazırlamaları esas olmakla birlikte, bu süreçte kadının ve ortak çocukların haklarının korunması amacıyla Türk Medeni Kanunu ve 6284 Sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun kapsamında emredici nitelikte hukuki güvenceler sağlanmıştır. Anlaşmalı boşanma protokolü düzenlenirken bu hakların hukuki sınırlarının doğru belirlenmesi, gelecekte yaşanabilecek hak kayıplarının önüne geçilmesi açısından büyük önem taşımaktadır.
Çocuğun Üstün Yararı İlkesi ve Velayet
Ortak çocukların velayeti, anlaşmalı boşanma davalarında tarafların üzerinde mutabık kalması zorunlu olan en kritik unsurlardan biridir. Velayet hakkının düzenlenmesi ile velayeti kendisine verilmeyen eşin çocukla kişisel ilişki kurma esasları ve iştirak nafakası (TMK m.182) çerçevesinde belirlenir.
Anlaşmalı boşanma sürecinde eşler velayet konusunda bir anlaşmaya varmış olsalar dahi, aile mahkemesi hakimi bu anlaşmayla tamamen bağlı değildir. Hakim, kamu düzenine ilişkin olan velayet hususunda "çocuğun üstün yararı" ilkesini esas alarak re'sen denetim yapar. Özellikle anne bakım ve sevgisine muhtaç, bebeklik çağındaki küçük çocukların velayeti kural olarak anneye verilmektedir. Hakim, çocuğun bedensel, zihinsel ve ahlaki gelişimini tehlikede görmesi durumunda protokoldeki velayet düzenlemesinde gerekli gördüğü değişiklikleri yapabilir. Ancak hakimin protokol üzerinde yapacağı bu değişikliklerin geçerlilik kazanabilmesi için her iki tarafın da bu yeni düzenlemeyi onaylaması şarttır. Tarafların hakimin önerdiği değişikliği kabul etmemesi halinde, dava anlaşmalı boşanma niteliğini kaybederek çekişmeli boşanma davasına dönüşmektedir.
Boşanmanın Mali Sonuçları ve Nafaka Türleri
Boşanma sürecinde ve sonrasında kadının maddi olarak desteklenmesi amacıyla kanunda farklı nafaka türleri düzenlenmiştir. Bu kapsamda kadının talep edebileceği nafaka hakları şunlardır:
- Tedbir Nafakası: Boşanma davası devam ederken, geçim sıkıntısına düşecek olan eş ve müşterek çocukların bakımı, barınması ve geçimi için hakimin davanın başlangıcından itibaren hükmettiği geçici nitelikteki nafakadır. Çalışmayan veya geliri yetersiz olan kadınlar, kusur durumuna bakılmaksızın dava süresince tedbir nafakası talep edebilirler.
- Yoksulluk Nafakası: Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek olan taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz yoksulluk nafakası talep edebilir (TMK m.175). Kadının çalışıyor olması tek başına yoksulluk nafakası almasına engel teşkil etmemekle birlikte, elde ettiği gelirin kendisini yoksulluktan kurtarıp kurtarmayacağı ve tarafların mali koşulları mahkemece değerlendirilir. Anlaşmalı boşanma protokolünde yoksulluk nafakasından açıkça feragat edilmesi durumunda, boşanma kararı kesinleştikten sonra yeniden yoksulluk nafakası davası açılması mümkün değildir.
- İştirak Nafakası: Velayeti kendisine bırakılmayan eşin, ortak çocuğun bakım, sağlık ve eğitim giderlerine kendi mali gücü oranında katılması amacıyla ödediği nafaka türüdür (TMK m.182). İştirak nafakası doğrudan çocuğun menfaatine ilişkin ve kamu düzeninden olduğundan, protokolde talep edilmemiş olsa dahi sonradan her zaman dava yoluyla talep edilebilir veya değişen ekonomik koşullar karşısında nafakanın artırılması istenebilir.
Maddi ve Manevi Tazminat Hakları
Boşanma davasında kusursuz veya daha az kusurlu olan kadının, boşanma nedeniyle uğradığı zararları tazmin etme hakkı bulunmaktadır. Bu kapsamda iki tür tazminat öngörülmüştür:
- Maddi Tazminat: Boşanma yüzünden mevcut veya beklenen menfaatleri haleldar olan kabahatsiz veya daha az kusurlu tarafın, kusurlu taraftan talep edebileceği tazminattır. Kadının ev hanımı olması ya da çalışmaması bu hakkını etkilemez; evlilik birliğine sunduğu emeğin maddi bir karşılığı olduğu kabul edilir.
- Manevi Tazminat: Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan tarafın, kusurlu olan diğer taraftan manevi tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini talep hakkı mevcuttur (TMK m.174/2). Evlilik birliği içinde fiziksel, psikolojik veya ekonomik şiddete maruz kalan, aldatılan ya da onuru zedelenen kadın lehine manevi tazminata hükmedilir. Bu tazminat yasa gereği yalnızca nakit ve toplu olarak ödenebilir.
Anlaşmalı boşanma davalarında kusur tespiti yapılmadığı için, tarafların protokolde maddi ve manevi tazminat taleplerini net bir şekilde karara bağlamaları gerekir. Protokolde tazminat talep edilmediğinin veya karşılıklı olarak feragat edildiğinin belirtilmesi ve bu protokolün mahkemece onaylanarak kesinleşmesi halinde, boşanma sebebine dayalı olarak sonradan yeni bir tazminat davası açılamaz.
6284 Sayılı Kanun Kapsamında Önleyici ve Koruyucu Tedbirler
Boşanma sürecinde şiddete maruz kalan veya şiddet tehlikesi altında bulunan kadınlar, 6284 Sayılı Kanun kapsamında düzenlenen koruyucu ve önleyici tedbirlerden yararlanma hakkına sahiptir. Bu yasa çerçevesinde kadınlar, herhangi bir somut delil sunma zorunluluğu olmaksızın aile mahkemesinden şu tedbirlerin alınmasını talep edebilirler:
- Şiddet uygulayan eşin ortak konuttan derhal uzaklaştırılması ve konutun geçici olarak kadına tahsis edilmesi,
- Şiddet uygulayanın kadına, iş yerine veya çocuklarına yaklaşmasının engellenmesi,
- Kadın ve çocuklar için geçici maddi destek sağlanması,
- Hayati tehlikenin bulunması durumunda geçici barınma yeri (sığınak) sağlanması ve kimlik bilgilerinin gizlenmesi.
Bu koruyucu önlemler, kadının boşanma sürecini baskı ve tehdit altında kalmadan, özgür iradesiyle yürütmesini ve hak kaybına uğramasını engelleyen en önemli yasal güvenceler arasındadır.
Protokolde Mal Paylaşımı ve Ziynet Eşyalarının Hukuki Durumu
Açık Feragat Olmaması Durumunda Sonradan Açılacak Davalar
Anlaşmalı boşanma davası sürecinde eşlerin en çok yanılgıya düştüğü konuların başında, boşanma protokolünün imzalanmasıyla birlikte tüm malvarlığı uyuşmazlıklarının kendiliğinden sona erdiği düşüncesi gelmektedir. Oysa Türk Medeni Kanunu uyarınca mal rejiminin tasfiyesi, boşanma davasının doğrudan bir eki (fer'isi) niteliğinde değildir. Bu nedenle taraflar, anlaşmalı boşanma protokolünde mal paylaşımına ilişkin bir mutabakat sağlamadan da boşanabilirler. Protokolde mal rejiminin tasfiyesine yönelik açık, kesin ve duraksamaya yer vermeyen bir hüküm bulunmadığı takdirde, boşanma kararının kesinleşmesinden sonra yeni bir mal paylaşımı davası açılması hukuken mümkündür.
Anlaşmalı boşanma protokolünün ve mahkeme hükmünün içeriği, sonradan açılacak mal rejimi davalarında kesin hüküm engeline takılmamak adına titizlikle incelenmelidir. Eğer protokolde tarafların mal rejimini tamamen tasfiye ettiklerine, karşılıklı olarak tüm malvarlığı alacaklarından feragat ettiklerine veya birbirlerinden başkaca hiçbir mal taleplerinin bulunmadığına dair genel, kapsamlı ve kesin ifadeler yer alıyorsa, kesin hüküm nedeniyle sonradan açılan davalar reddedilir. Ancak protokolün dili muğlaksa veya sadece belirli mallar üzerinde bir anlaşma yapılmışsa, kapsam dışı kalan diğer mallar için hak arama yolu açık kalacaktır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 07.06.2022 tarihli, E: 2019/8-335, K: 2022/850 sayılı kararında: "Eşler anlaşmalı boşanma davasında mal rejiminin tasfiyesi konusunda da anlaşma yapabilirler ve bu anlaşmanın hiçbir duraksamaya yer vermeyecek açıklıkta olması gerekir; soyut ve muğlak ifadeler sonradan açılacak tasfiye davasına engel teşkil etmez."
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun bu kararı, protokollerde yer alan genel geçer ve soyut ifadelerin tarafların mülkiyet haklarını tamamen ortadan kaldıramayacağını açıkça ortaya koymaktadır. Mahkeme, mal rejiminin tamamen tasfiye edildiğinin kabul edilebilmesi için tarafların bu konudaki iradelerinin hiçbir tereddüde yer bırakmayacak netlikte protokole yansıtılmış olmasını şart koşmaktadır.
Benzer şekilde, protokolde adı hiç geçmeyen ve üzerinde herhangi bir tasarrufta bulunulmayan belirli malvarlığı unsurları varsa, bu değerler yönünden de sonradan dava açılabilmektedir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 28.09.2022 tarihli, E: 2022/3458, K: 2022/7580 sayılı kararında: "Protokolde ve hükümde yer almayan, ayrıca feragat beyanına da konu edilmeyen 3045 parsel sayılı taşınmaz yönünden sonradan açılan mal rejimi davasının reddedilmesi hukuka aykırı bulunmuş ve karar bozulmuştur."
Bu karar, anlaşmalı boşanma protokolünün sınırlarının yalnızca üzerinde açıkça anlaşılan veya feragat edilen malvarlığı değerleriyle sınırlı olduğunu teyit etmektedir. Protokol metninde açıkça belirtilmeyen ve feragat iradesine konu edilmeyen taşınmazlar veya diğer malvarlığı değerleri için boşanma sonrasında tasfiye davası açılmasının önünde yasal bir engel bulunmamaktadır.
Ziynet Eşyalarının Paylaşımı ve İspat Kuralları
Düğünde takılan ziynet eşyaları ile paraların aidiyeti ve iadesi hususu da anlaşmalı boşanma protokollerinde sıklıkla göz ardı edilen veya ihtilafa yol açan bir diğer alandır. Yargıtay'ın ziynet eşyalarının paylaşımına ilişkin geçmişteki yerleşik uygulaması, düğünde kime takılırsa takılsın tüm takıların kadına bağışlanmış sayılacağı yönündeydi. Ancak Yargıtay bu konudaki katı uygulamasını değiştirerek güncel ve emsal niteliğinde yeni bir ilke kararına imza atmıştır.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 04.04.2024 tarihli, E: 2023/5704, K: 2024/2402 sayılı kararında: "Taraflar arasında ziynet eşyalarının paylaşımı konusunda bir anlaşma varsa paylaşım bu anlaşmaya göre yapılır. Anlaşma yoksa ve yerel örf ile adetin varlığı iddia ve ispat edilirse paylaşım bu kurala göre gerçekleştirilir. Bunlerin bulunmaması halinde ise erkeğe ve kadına takılan ve ekonomik değer taşıyan her şey kural olarak kendilerine aittir. Ancak takılar içinde karşı cinse özgü bir şey varsa o cinse verilmiş sayılır; özgü olma konusunda çekişme varsa bilirkişi incelemesi yapılır ve her iki cinse de özgü olduğu belirlenirse takılan eşe ait kabul edilir. Takı sandığına veya torbasına konulan ekonomik değerlerin aidiyetinde ise konulan şey kadına ya da erkeğe özgü ise o cinse verilmiş sayılır, her iki cinse de özgü ise ortak mülkiyet kabul edilir."
Yargıtay'ın bu yeni ilke kararı, düğün takılarının paylaşımında cinsiyet odaklı genel bağışlama karinesini esneterek daha dengeli bir paylaşım modeli getirmiştir. Bu doğrultuda, taraflar arasında aksine bir anlaşma veya ispatlanmış yerel adet bulunmadığı takdirde, erkeğe takılan ve karşı cinse özgü olmayan takılar ile ortak sandıkta toplanan ortak nitelikteki değerler üzerindeki mülkiyet hakkı tarafların kendi takı paylarına göre belirlenecektir.
Anlaşmalı boşanma sonrasında ziynet eşyalarının aynen iadesi veya nakden bedelinin tahsili amacıyla açılacak davalarda ispat yükünün kural olarak kimde olduğu büyük önem taşımaktadır. Bu uyuşmazlıklarda Hukuk Muhakemeleri Kanunu ispat kuralları uygulanır.
- (HMK m.190) uyarınca; kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran taraf, o vakıayı ispat etmekle yükümlüdür.
- Ziynet eşyalarının niteliği gereği rahatça taşınabilen ve kadının üzerinde saklanabilen eşyalar olmasından dolayı, bunların kadının himayesinde olduğu karine olarak kabul edilir.
- Ziynet eşyalarının kendisinde kalmadığını, evden ayrılırken zorla elinden alındığını veya götürülmesine engel olunduğunu iddia eden kadın eş, bu iddiasını hukuken elverişli delillerle ispat etmek zorundadır.
- Erkek eş ise ziynetlerin iade edilmemek üzere kendisine verildiğini, örneğin evliliğin devamı sırasında ortak bir borcun ödenmesi veya bir yatırım amacıyla kadının rızasıyla bozdurulduğunu ispatlarsa iade yükümlülüğünden kurtulabilir.
Sürecin Çekişmeli Davaya Dönüşmesi ve Usul Kuralları
Anlaşmalı boşanma davaları, tarafların ortak iradesine dayanması yönüyle pratik ve hızlı bir çözüm sunsa da sürecin kesinleşme anına kadar geçirdiği aşamalar sıkı usul kurallarına tabidir. Bu süreçte Türk Medeni Kanunu ve ilgili usul mevzuatı çerçevesinde tarafların haklarının korunması, sürelerin doğru takibi ve irade beyanlarının hukuki sonuçlarının bilinmesi hayati önem taşımaktadır.
Anlaşmalı Boşanma İradesinden Rücu ve Çekişmeli Davaya Dönüşme
Anlaşmalı boşanma davasında (TMK m.166/3) eşlerin duruşmada hazır bulunarak protokoldeki şartları kabul ettiklerini beyan etmeleri tek başına yeterli değildir. Karar verilip bu karar kesinleşinceye kadar taraflardan her birinin anlaşmalı boşanma iradesinden dönme hakkı bulunmaktadır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18.04.2019 tarihli, E: 2017/2643, K: 2019/484 sayılı kararında belirtildiği üzere; anlaşmalı boşanma yönünde oluşan karar kesinleşinceye kadar eşlerin bu yöndeki irade beyanından dönmesini engelleyen bir yasal hüküm bulunmamaktadır. Taraflardan birinin anlaşmalı boşanma iradesinden rücu etmesi halinde, dava çekişmeli boşanma davasına dönüşmektedir.
Bu karar, anlaşmalı boşanma protokolünün ve duruşmadaki sözlü beyanların nihai kararın kesinleşmesine kadar tarafları mutlak surette bağlamadığını açıkça ortaya koymaktadır. İrade beyanından rücu edilmesiyle birlikte mahkeme, davaya (TMK m.166/1-2) uyarınca çekişmeli boşanma davası olarak devam etmek zorundadır. Bu durumda mahkemece taraflara iddialarını, savunmalarını ve delillerini sunmaları için usulüne uygun süre verilerek tahkikat aşamasına geçilmesi yasal bir gerekliliktir.
İstinaf Başvuru Süresi ve Kararın Kesinleşmesi
Aile mahkemesi tarafından verilen anlaşmalı boşanma kararının ardından hazırlanan gerekçeli kararın taraflara tebliğ edilmesi gerekir. Tebliğ tarihinden itibaren başlayan 14 günlük süre, karara karşı istinaf kanun yoluna başvuru imkanı tanıyan hak düşürücü süredir.
Eşlerden biri bu 14 günlük süre içinde istinaf yoluna başvurarak anlaşmalı boşanma hükmünü çekişmeli hale getirebilir. Kararın bir an önce kesinleşmesini ve nüfus kütüğüne işlenmesini isteyen taraflar, gerekçeli kararın tebliğinden sonra mahkemeye "istinaf hakkından feragat dilekçesi" sunarak bu sürenin dolmasını beklemeksizin kararı kesinleştirebilirler. İstinaf hakkından feragat edilmediği ve başvuru süresi kaçırılmadığı müddetçe karar kesinleşmez ve tarafların resmi evlilik bağı devam eder.
Kadın İçin Bekleme Süresi: 300 Günlük İddet Süresi
Boşanma davasının kesinleşmesiyle birlikte kadın eş için yasal bir bekleme süresi başlar. Kanun koyucu, olası soybağı karışıklıklarını önlemek amacıyla kadının boşanma kararının kesinleşmesinden itibaren başlayan 300 günlük iddet süresi boyunca yeniden evlenmesini yasaklamıştır.
Bu süre mutlak bir engel teşkil etmemekte olup, kadının hamile olmadığını gösteren resmi bir sağlık raporu alarak Aile Mahkemesi'ne başvurması halinde mahkemece kaldırılmaktadır. Alınan bu mahkeme kararı ile kadın, 300 günlük sürenin dolmasını beklemeksizin yeniden resmi evlilik yapma hakkını kazanır.
Fiili Ayrılık ve Reddedilen Boşanma Davası Sonrası Süreç
Eşlerin açtığı boşanma davasının mahkemece reddedilmesi durumunda, ortak hayatın yeniden kurulamaması esasına dayalı olarak yeni bir davanın açılması belirli sürelere bağlanmıştır. Bu hususta yapılan son yasal düzenlemeler usul kurallarını önemli ölçüde değiştirmiştir.
7532 sayılı Kanun m.13 kapsamında, (TMK m.166/4) maddesinde düzenlenen fiili ayrılık süresinde değişikliğe gidilmiştir. Red kararının kesinleşmesinden sonra ortak hayatın yeniden kurulamaması nedeniyle açılacak davadaki bekleme süresi 3 yıldan 1 yıla indirilmiştir.
Anayasa Mahkemesinin 12.02.2026 tarihli, E: 2025/203, K: 2026/39 sayılı kararında; 7532 sayılı Kanun’un 13. maddesiyle değiştirilen dördüncü fıkradaki bir yıllık sürenin, haklar ile kamusal yarar arasında makul bir denge sağladığı ve ölçülülük ilkesini ihlal etmediği gerekçesiyle Anayasa’ya aykırı olmadığına oy çokluğuyla karar verilmiştir.
Bu anayasal denetim kararı, reddedilen davaların ardından eşlerin uzun yıllar boyunca fiilen bitmiş evlilikleri kağıt üzerinde sürdürmek zorunda kalmalarının önüne geçen yasal düzenlemenin hukuka uygunluğunu tescillemiştir. Kesinleşen ret kararının üzerinden 1 yıl geçmesine rağmen her ne sebeple olursa olsun ortak hayat yeniden kurulamamışsa, eşlerden birinin istemi üzerine mahkemece boşanmaya karar verilmesi yasal bir zorunluluk haline gelmiştir.
Genel Değerlendirme ve Sonuç
Anlaşmalı boşanma davaları; velayet, nafaka, tazminat ve mal paylaşımı gibi karmaşık hukuki ilişkilerin tek bir celsede çözüme kavuşturulmasını sağlayan etkili bir yoldur. Ancak bu sürecin hızlılığı, hakların göz ardı edilebileceği anlamına gelmemelidir. Özellikle kadınların boşanma sürecinde ve sonrasında sahip olduğu maddi-manevi hakların korunması, hazırlanan protokolün açıklığına ve usul sürelerine tam uyulmasına bağlıdır. Protokolde açıkça feragat edilmeyen hakların sonradan dava konusu edilebilmesi ve Yargıtay’ın güncel içtihatları doğrultusunda şekillenen yeni usul kuralları, tarafların hak kayıplarını önlemede en önemli güvenceleri oluşturmaktadır. Sürecin her aşamasında hak düşürücü sürelere dikkat edilmesi ve profesyonel hukuki destek alınması, gelecekte ortaya çıkabilecek telafisi güç mağduriyetlerin önüne geçecektir.