
Denetimli Serbestlik Tedbirinin İhlali Halinde Uygulanan Yaptırımlar
Denetimli serbestlik tedbirinin ihlali, yalnızca tek bir imza eksikliği veya programa katılmama olgusuyla otomatik olarak ceza infaz kurumuna iade sonucunu doğurmaz. İhlalin mazeretsiz, kasıtlı, tekrarlanan ve usulüne uygun biçimde tespit edilmiş olması gerekir. Bu çalışmada 5275 sayılı Kanun ve Denetimli Serbestlik Hizmetleri Yönetmeliği çerçevesinde ihlal türleri, ısrar şartı, açık ceza infaz kurumuna gönderme, kaçma suçuna ilişkin sonuçlar, yeniden denetimli serbestlik imkânı ve başvuru yolları Yargıtay kararlarıyla birlikte incelenmektedir.
Denetimli Serbestlik İhlalinin Hukuki Çerçevesi
Denetimli Serbestlik Tedbirinin Kapsamı
Denetimli serbestlik tedbiri, hükümlünün cezasının toplum içinde ve denetim altında infaz edilmesini sağlayan bir infaz kurumudur. Tedbirin uygulanmasıyla hapis cezası ortadan kalkmaz; hükümlünün cezasının infazı, ceza infaz kurumu dışında belirlenen yükümlülükler aracılığıyla devam eder. Bu nedenle hükümlü, kendisi için oluşturulan denetim planına ve Denetimli Serbestlik Müdürlüğü tarafından yürütülen izleme ve iyileştirme sürecine uymak zorundadır.
5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 105/A maddesi, denetimli serbestlik tedbirinin temel koşullarını, uygulanabilecek yükümlülükleri ve yükümlülüklerin ihlali hâlinde ortaya çıkabilecek infaz sonuçlarını düzenler. Hükümlünün tedbirden yararlanması, kendisine tanınan serbestinin sınırsız olduğu anlamına gelmez. Denetimli serbestlik kararıyla birlikte hükümlünün davranışlarını belirleyen ve denetimin nasıl yürütüleceğini gösteren bağlayıcı bir plan oluşturulur.
Denetim planı, hükümlünün çağrılara katılmasını, belirlenen görüşme ve iyileştirme çalışmalarını yerine getirmesini, görevlilerin uyarı ve önerilerine uymasını ve gerektiğinde adres bilgilerini güncellemesini gerektirir. Bu yükümlülüklerin amacı yalnızca hükümlünün belirli tarihlerde kuruma başvurmasını sağlamak değildir. Tedbir, hükümlünün toplum içindeki yaşamının izlenmesini, belirlenen programa katılmasını ve infaz sürecinin denetim altında sürdürülmesini kapsar.
İhlal değerlendirmesinde temel ölçüt, hükümlünün kendisine bildirilen yükümlülüğü yerine getirip getirmediğidir. Bununla birlikte her aykırılık, tek başına denetimli serbestliğin kaldırılması sonucunu doğurmaz. İhlalin niteliği, hükümlünün davranışındaki kasıt, ileri sürülen mazeretin geçerliliği, ihlallerin tekrarlanıp tekrarlanmadığı ve uyarı sürecinin usulüne uygun yürütülüp yürütülmediği birlikte incelenir.
İhlal Sayılan Yükümlülükler
Denetimli Serbestlik Hizmetleri Yönetmeliği’nin 42. maddesi, hükümlünün denetim sürecindeki başlıca yükümlülüklerini belirler. Buna göre hükümlü:
- Denetimli Serbestlik Müdürlüğünün çağrılarına uymalıdır.
- Denetim planında belirtilen yükümlülükleri yerine getirmelidir.
- İyileştirme çalışmalarına ve belirlenen programlara katılmalıdır.
- Denetim görevlilerinin uyarı ve önerilerine uymalıdır.
- Adres değişikliğini ilgili birimlere bildirmelidir.
Bu yükümlülüklerin ihlali, somut olayın özelliklerine göre değerlendirilir. Çağrıya katılmamak, görüşmeye gitmemek, denetim planında öngörülen çalışmaya devam etmemek veya adres değişikliğini bildirmemek ihlal kapsamında ele alınabilir. Hükümlünün yükümlülüğü yerine getirmemesinin iradi olup olmadığı ve davranışın geçerli bir nedene dayanıp dayanmadığı belirlenmeden doğrudan ağır bir infaz sonucu uygulanamaz.
İhlalin hukuki sonuç doğurması bakımından mazeretsiz ve kasıtlı davranış önem taşır. Hükümlünün yükümlülüğü yerine getirmesini engelleyen ve belgelendirilebilen bir durum varsa, bu husus ihlal değerlendirmesinde dikkate alınmalıdır. Buna karşılık hiçbir açıklama yapılmaması veya ileri sürülen nedenin somut belgelerle desteklenmemesi, ihlalin geçerli bir mazerete dayandığının kabulü için yeterli değildir.
İhlalin Tespitinde Usul ve Mazeret
Denetimli Serbestlik Hizmetleri Yönetmeliği’nin 44. maddesi, yükümlülüklere uymamakta ısrar şartını ve ihlaller sonrasında uygulanacak uyarı ile dosya kapatma sürecini düzenler. Yetişkin hükümlü bakımından bir yıl içinde mazeretsiz ve kasıtlı üç ihlal, yükümlülüklere uymamakta ısrarın oluşması bakımından aranan eştir. Çocuklar bakımından ise bir yıl içinde dördüncü ihlal sonrasında ısrar şartı gündeme gelir.
Bu sistemde ihlal sayısının belirlenmesi kadar, her ihlalin usulüne uygun biçimde tespit edilmesi de zorunludur. İhlal tutanağı düzenlenmeli, hükümlünün açıklamaları alınmalı ve ileri sürülen mazeret araştırılmalıdır. İlk ihlallerden sonra uygulanacak yazılı uyarıların hükümlüye usulüne uygun şekilde bildirilmesi gerekir. Uyarı süreci tamamlanmadan ve hükümlüye yükümlülüklerine uymaması hâlinde doğacak sonuçlar açıkça bildirilmeden ısrar koşulunun gerçekleştiği kabul edilemez.
Hükümlü, ihlale neden olan olayın niteliğine göre mazeretini mümkün olan en kısa sürede Denetimli Serbestlik Müdürlüğüne bildirmeli ve bunu belgelemelidir. Sağlık sorunları bakımından sağlık kuruluşu kayıtları veya raporlar; ulaşım ya da zorlayıcı olaylar bakımından ilgili resmi belgeler değerlendirmeye sunulmalıdır. Mazeretin kabul edilip edilmeyeceği, olayın yükümlülüğün yerine getirilmesini gerçekten engelleyip engellemediğine göre belirlenir.
Sonuç olarak ihlal tespitinde yalnızca yükümlülüğün yerine getirilmediği yönündeki kayıt esas alınamaz. Kasıt, mazeret, ihlal sayısı, uyarıların içeriği ve tebliği birlikte değerlendirilmelidir. Bu unsurların eksik incelenmesi, ısrar koşuluna dayalı dosya kapatma ve infaz sonuçlarını hukuka aykırı hâle getirir.
Başvuru Süreci ve Açık Ceza İnfaz Kurumuna Gönderme
Beş Gün İçinde Müdürlüğe Başvuru
Hükümlü, ceza infaz kurumundan tahliye edildikten sonra denetimli serbestlik sürecinin fiilen başlayabilmesi için bağlı bulunduğu Denetimli Serbestlik Müdürlüğüne başvurmalıdır. 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 105/A-6 maddesi ve Denetimli Serbestlik Hizmetleri Yönetmeliği’nin 79. maddesi uyarınca bu başvuru, ceza infaz kurumundan ayrılışı izleyen günden itibaren başlayan beş günlük süre içinde yapılır.
Bu süre iş günü olarak hesaplanmaz. Dolayısıyla hafta sonu ve resmî tatil günleri sürenin hesabında dikkate alınır. Hükümlünün tahliye tarihini, başvuru yapacağı müdürlüğü ve sürenin son gününü takip etmesi zorunludur. Başvuru yükümlülüğü yalnızca denetimli serbestlik müdürlüğüne gitmekten ibaret değildir; hükümlünün kayıt işlemlerini tamamlaması, kendisi hakkında oluşturulacak denetim planına ilişkin sürece katılması ve müdürlüğün yönlendirmelerine uyması gerekir.
Beş günlük başvuru süresinin başlangıcı, ceza infaz kurumundan ayrılış gününün kendisi değil, bu ayrılışı izleyen gündür. Ancak sürenin hangi tarihte başladığının belirlenebilmesi için tahliye ve tebliğ belgelerinin birlikte incelenmesi gerekir. Denetimli serbestlik kararının hükümlüye usulüne uygun biçimde bildirilip bildirilmediği, başvuru yükümlülüğünden haberdar edilip edilmediği ve varsa elektronik bildirimlerin içeriği, başvurmama nedeniyle yaptırım uygulanmadan önce araştırılmalıdır.
Yargıtay 1. Ceza Dairesi, başvuru yükümlülüğünün sonuç doğurabilmesi bakımından kararın hükümlüye usulüne uygun tebliğ edilmiş olmasını ve geçerli bir mazeretin bulunmamasını aramaktadır:
Yargıtay 1. Ceza Dairesi, 2025/2315 E., 2025/3752 K.: “Denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına karar verilen hükümlünün, karar kendisine usulüne uygun şekilde tebliğ edilmesine rağmen ceza infaz kurumundan tahliye edildikten sonra tanınan beş günlük yasal süre içinde geçerli bir mazereti olmaksızın Denetimli Serbestlik Müdürlüğüne başvurmaması hâlinde denetimli serbestlik kararının kaldırılarak koşullu salıverilme tarihine kadar kalan cezasının infazı amacıyla açık ceza infaz kurumuna gönderilmesi usul ve yasaya uygundur.”
Bu karar, beş günlük sürenin geçirilmesinin tek başına ve her durumda otomatik yaptırım doğurmadığını; usulüne uygun bildirim ile geçerli mazeret bulunup bulunmadığının da değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Buna karşılık hükümlü kararın kendisine bildirildiğini bildiği hâlde mazeretsiz biçimde müdürlüğe başvurmazsa açık kuruma gönderme süreci uygulanabilir.
İhlal Hâlinde Kuruma İade
5275 sayılı Kanun m.105/A-6, beş günlük başvuru süresine uyulmaması yanında yükümlülüklere uymamakta ısrar edilmesini ve hükümlünün ceza infaz kurumuna dönmek istemesini de denetimli serbestliğin kaldırılması sonucunu doğuran hâller arasında düzenler. Bu durumda denetimli serbestlik sona erdirilir ve hükümlü, koşullu salıverilme tarihine kadar kalan cezasının infazı için açık ceza infaz kurumuna gönderilir.
Kuruma iade değerlendirmesinde, ihlalin hukuki niteliği ile başvuru süresine uymamanın sonuçları birbirinden ayrılmalıdır. Denetimli Serbestlik Müdürlüğüne süresinde başvurmama, özel olarak düzenlenen başvuru yükümlülüğünün ihlalidir. Diğer yükümlülüklere uymamakta ısrar ise denetim planındaki davranışların tekrarlanması ve ilgili usulün tamamlanmasıyla belirlenir. Her iki durumda da kararın dayanağı, hükümlünün hangi yükümlülüğü hangi tarihte yerine getirmediğini ve bu durumun neden yaptırım gerektirdiğini açıkça göstermelidir.
Denetimli Serbestlik Hizmetleri Yönetmeliği m.87, beş günlük başvuru süresine uyulmaması ve belirli ihlal hâllerinde hükümlünün açık ceza infaz kurumuna gönderilmesine ilişkin süreci düzenler. İade işlemi, kalan cezanın infazını güvence altına alır; denetimli serbestlikte geçirilen süre ise infaz hesabı bakımından ayrıca değerlendirilir. Hükümlünün iade kararından sonra teslim yükümlülüğüne uymaması, kaynaklarda belirtilen şartların gerçekleşmesi hâlinde ayrıca ceza sorumluluğu doğurabilecek bir süreci gündeme getirir.
Kasıtlı Suç Nedeniyle Açık Kuruma Gönderme
Denetimli serbestlik sırasında hükümlü hakkında yeni bir suç isnadı bulunması, tek başına açık ceza infaz kurumuna gönderme için yeterli değildir. 5275 sayılı Kanun m.105/A-7 kapsamında aranan durum, alt sınırı bir yıl veya daha fazla hapis cezasını gerektiren kasıtlı bir suçtan kamu davası açılmasıdır. Bu şart gerçekleştiğinde açık kuruma gönderme konusunda infaz hâkiminin takdir yetkisi bulunur.
Takdir yetkisi, her olayda aynı sonucun uygulanacağı anlamına gelmez. İnfaz hâkimi, kamu davasının açıldığını gösteren bilgi ve belgeleri, isnadın niteliğini ve denetimli serbestlik sürecinin koşullarını somut biçimde değerlendirmelidir. Yalnızca soruşturma başlatılmış olması, kamu davasının açıldığına ilişkin bilgi veya belge bulunmadığı sürece 5275 sayılı Kanun m.105/A-7 kapsamında yeterli değildir.
Kamu davası açılmış olsa dahi kararın gerekçesi denetlenebilir olmalıdır. İnfaz hâkimi, açık kuruma gönderme yönündeki takdirini soyut suç isnadına değil, kanuni koşulların somut olayda gerçekleştiğini gösteren açıklamalara dayandırmalıdır. Kovuşturmanın sonucunun da infaz sürecine etkisi ayrıca değerlendirilir; bu nedenle yalnızca dava açılması ile kesinleşmiş mahkûmiyet aynı hukuki sonuç doğurmaz.
Israr Şartı, Tebligat ve Yargıtay Uygulaması
Yazılı Uyarıların Zorunluluğu
Denetimli serbestlik tedbirinin kaldırılması bakımından yalnızca yükümlülüğün yerine getirilmediğinin tespiti yeterli değildir. Yetişkin hükümlü bakımından Denetimli Serbestlik Hizmetleri Yönetmeliği’nin 44. maddesi, yükümlülüklere uymamakta ısrarın oluşması için bir yıl içinde mazeretsiz ve kasıtlı üç ihlalin bulunmasını esas alır. Bu ihlallerin yaptırım doğurabilmesi için hükümlünün önceki aykırılıklar hakkında usulüne uygun biçimde uyarılması ve yükümlülüklere aykırılığın devamı hâlinde dosyanın kapatılabileceğinin bildirilmesi gerekir.
Yazılı uyarı, hükümlünün hangi davranışının ihlal kabul edildiğini, yükümlülüğün nasıl yerine getirileceğini ve tekrar eden ihlalin sonuçlarını açıkça göstermelidir. Uyarıların içeriği belirsiz bırakılır veya hükümlüye ulaşması sağlanmadan sonraki ihlal ısrarın unsuru olarak kabul edilirse, 5275 sayılı Kanun m.105/A kapsamında denetimli serbestliğin kaldırılması hukuki dayanağını kaybeder. Çocuklar bakımından uygulanan dördüncü ihlal eşiği de aynı şekilde usulüne uygun ihlal ve uyarı kayıtlarına dayanmalıdır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, TCK’nın 191. maddesi kapsamındaki tedavi ve denetimli serbestlik uygulamasında ısrar şartının oluşumunu şu şekilde ortaya koymuştur:
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2020/471 E., 2025/335 K.: TCK'nın 191. maddesi kapsamında kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının ihlali bakımından ısrar koşulunun gerçekleşmesi için, haklı ve geçerli mazeret olmaksızın en az iki yükümlülük ihlali ve buna bağlı en az iki usulüne uygun uyarıdan sonra üçüncü bir ihlalin gerçekleşmesi gerekir. İkinci haklı ihtar yapılmadan ısrar koşulunun gerçekleştiği kabul edilemez. Erteleme süresi içinde uyuşturucu kullanma veya bulundurma eylemleri ihlal niteliğinde olup ayrıca soruşturma veya kovuşturma konusu yapılamaz; bu eylemler nedeniyle zincirleme suç hükümleri uygulanamaz.
Bu kararın ortaya koyduğu ilke, uyarı mekanizmasının şekli bir işlem olmadığını göstermektedir. Uyarı yapılmadan veya gerekli ihtar tamamlanmadan dosyanın kapatılması, hükümlünün davranışını düzeltme ve yaptırımın sonuçlarını önceden bilme imkânını ortadan kaldırır. Bu nedenle ihlal sayısı, uyarıların tarihleri, tebliğ belgeleri ve uyarı içerikleri birlikte incelenmelidir.
Usulsüz Tebligatın İhlale Etkisi
Yazılı uyarıların hükümlüye bildirilmesi bakımından 7201 sayılı Tebligat Kanunu uygulanır. Tebligatın usulüne uygun yapılıp yapılmadığı belirlenmeden, hükümlünün uyarıdan haberdar olduğu varsayılamaz. Özellikle uyarı evrakının “adreste tanınmama” nedeniyle bila tebliğ iade edilmesi hâlinde, idarenin yeni tebligat imkânlarını araştırması gerekir. İlk gönderimin sonuçsuz kalması, tek başına hükümlünün uyarılmış sayılması için yeterli değildir.
Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 12.03.2018 tarihli, 2018/604 E. ve 2018/1081 K. sayılı kararında, uyarının adreste tanınmama nedeniyle tebliğ edilememesi ve yeni bir tebligat yapılmaması nedeniyle ısrar şartının gerçekleşmediği kabul edilmiştir. Bu yaklaşım, tebligat sürecindeki eksikliğin doğrudan ihlal sayısına ve dolayısıyla denetimli serbestliğin kaldırılmasına etkili olduğunu ortaya koyar.
Tebligat incelemesinde yalnızca evrakın gönderilmiş olması değil, hükümlünün karardan ve yükümlülükten usulüne uygun haberdar edilip edilmediği belirlenmelidir. Tebligat adresi, iade şerhi, yeni adres araştırması, tebliğ tarihi ve uyarının içeriği dosyada denetlenebilir biçimde bulunmalıdır. Bu unsurlardan biri eksikse, uyarıya dayanılarak ısrar sonucuna ulaşılması hukuka aykırı hâle gelir.
Bununla birlikte bu bölümdeki tebligat ilkeleri, denetimli serbestlik kararının ve başvuru yükümlülüğünün bildirilmesine ilişkin önceki değerlendirmelerden farklı olarak özellikle ihlal sonrası yazılı uyarıların geçerliliğine yöneliktir. Uyarının hükümlüye ulaşmaması, sonraki ihlallerin varlığını değil, bu ihlallerin ısrar şartına dahil edilip edilemeyeceğini etkiler.
Haklı Mazeretin Değerlendirilmesi
İhlalin yaptırım doğurabilmesi için hükümlünün yükümlülüğe mazeretsiz ve kasıtlı biçimde aykırı davranması gerekir. Sağlık sorunu, imza yükümlülüğünün belirlenen saatte yerine getirilmesini fiilen engellemişse, hükümlünün sağlık kuruluşuna başvurduğunu ve olayla bağlantılı olarak yükümlülüğü aynı gün tamamladığını gösteren belgeler değerlendirilmelidir. Mazeretin sonradan ileri sürülmesi, onun hiçbir şekilde incelenmeyeceği anlamına gelmez.
Yargıtay 1. Ceza Dairesi bu ölçütü şu kararıyla açıkça ortaya koymuştur:
Yargıtay 1. Ceza Dairesi, 2024/5591 E., 2025/844 K.: Hükümlünün imza yükümlülüğünü aynı gün sağlık sorunları nedeniyle belirlenen saatte yerine getirememesi, ancak sağlık kuruluşuna başvurduğunu ve aynı gün imza attığını belgeleyebilmesi hâlinde geçerli mazeret kabul edilmelidir. Bu husus araştırılmadan denetimli serbestlik kararının kaldırılması hukuka aykırıdır.
Aynı yaklaşım, sağlık durumunun belgelenmesine ilişkin başka bir kararda da sürdürülmüştür:
Yargıtay 1. Ceza Dairesi, 2025/910 E., 2025/3757 K.: Hükümlünün ihlal tarihi olarak kabul edilen günde sağlık kuruluşuna gittiğine ve tedavi gördüğüne ilişkin belgeler bulunması hâlinde sağlık mazereti geçerli kabul edilmeli; bu mazeret değerlendirilmeden denetimli serbestlik kararının kaldırılmasına karar verilmemelidir.
Bu kararlar, sağlık mazeretinin soyut bir beyan olarak bırakılmaması; sağlık kuruluşu kayıtları, tedavi belgeleri veya dosyada bulunan diğer somut veriler üzerinden incelenmesi gerektiğini gösterir. Aynı gün imzanın tamamlanması ve sağlık başvurusunun belgelenmesi, ihlalin kasıtlı olup olmadığının belirlenmesinde doğrudan önem taşır.
Sonuç olarak ihlal değerlendirmesinde üç ayrı denetim yapılmalıdır:
- İhlalin gerçekten gerçekleşip gerçekleşmediği,
- Hükümlünün geçerli ve belgeli bir mazeretinin bulunup bulunmadığı,
- İhlalin, usulüne uygun uyarılardan sonra ısrar şartını oluşturup oluşturmadığı.
Bu incelemeler yapılmadan verilen kaldırma kararları, yalnızca sonuç bakımından değil, ihlalin tespiti ve tebligat süreci bakımından da hukuka aykırılık taşıyabilir.
İhlal Sonrası İnfaz Sonuçları ve Yeniden Denetimli Serbestlik
Bakiye Cezanın Açık Kurumda İnfazı
Denetimli serbestlik kararının aynı ilam bakımından kaldırılması hâlinde hükümlü, koşullu salıverilme tarihine kadar kalan cezasının infazı için açık ceza infaz kurumuna gönderilir. Bu sonuç, 5275 sayılı Kanun’un 105/A-6 maddesi kapsamında, denetimli serbestlikten yararlanma koşullarının ihlali sonrasında ortaya çıkar. Açık kuruma gönderme, yeni bir mahkûmiyet kurulması anlamına gelmez; mevcut hapis cezasının toplum içinde infazına son verilerek bakiye kısmın ceza infaz kurumunda sürdürülmesidir.
Aynı infaz süreci içinde denetimli serbestlik kararı kaldırılmışsa, hükümlünün aynı ilam veya aynı toplama kararı kapsamındaki bakiye ceza bakımından yeniden denetimli serbestlikten yararlanması mümkün değildir. Bu sınırlama, daha önce dışarıda geçirilen sürenin yok sayıldığı anlamına gelmez. Denetimli serbestlik altında geçirilen süre, cezanın infazı kapsamında değerlendirilir; ancak kaldırılan kararın yerine aynı infaz dönemi içinde yeni bir denetimli serbestlik süresi başlatılamaz.
Bakiye cezanın hesaplanmasında, denetimli serbestlik kararının kaldırıldığı tarih, koşullu salıverilme tarihi ve infaz dosyasındaki mahsup kayıtları birlikte dikkate alınır. Hükümlünün açık kuruma gönderilmesi, kalan cezanın tamamının yeniden ve baştan infaz edilmesi sonucunu doğurmaz. İnfaz hesabı, daha önce kurumda ve denetimli serbestlik altında geçirilen süreler gözetilerek yapılır.
İçtima Sonrası Yeniden Yararlanma
Hükümlü hakkında sonradan kesinleşen başka bir ilam mevcut infaz sürecine eklendiğinde, cezaların birlikte infazına ilişkin hesaplama yapılır. 5275 sayılı Kanun’un 99. maddesi, yeni kesinleşen ilamların mevcut infaz sürecine eklenmesi ve cezaların içtima edilmesi bakımından uygulanır. Bu aşamada denetimli serbestlik koşulları, tek tek ilamlar üzerinden değil, toplama kararının ve yeni koşullu salıverilme tarihinin sonuçları üzerinden değerlendirilir.
İçtima sonrasında önceki denetimli serbestlik süresinin hesaba katılması gerekir. Aynı infaz dönemi içinde daha önce kullanılan denetimli serbestlik süresi, yeni hesaplamada dikkate alınmadan hükümlüye ikinci kez kullandırılamaz. Buna karşılık yeni ilamın infaza alınması, önceki kararın kapsamından farklı bir infaz dönemi meydana getiriyorsa ve diğer yasal koşullar gerçekleşmişse yeniden denetimli serbestlik değerlendirmesi yapılabilir.
Yargıtay 1. Ceza Dairesi, farklı bir infaz döneminde yeni cezaların infaza alınması hâlinde yeniden yararlanma ihtimalini kabul etmiştir:
Yargıtay 1. Ceza Dairesi, 2021/12923 K.: “Kanunda hükümlünün denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle cezanın infazından yalnızca bir kez yararlanabileceğine ilişkin kısıtlayıcı bir hüküm bulunmadığından, daha önce denetimli serbestlikten yararlanan hükümlü, koşullu salıverildikten sonra infaza verilen başka ceza veya cezaları bakımından şartları oluştuğunda yeniden denetimli serbestlikten yararlanabilir. Koşullu salıverilmeden önce kesinleşen cezalar yönünden ise öncelikle toplama kararı alınmalı ve yeni koşullu salıverilme tarihine göre değerlendirme yapılmalıdır.”
Bu yaklaşım, “bir kez yararlanma” ilkesinin her durumda kişinin gelecekteki bütün cezaları bakımından mutlak yasak oluşturmadığını gösterir. Belirleyici olan, yeni cezanın önceki infaz sürecine dâhil olup olmadığı, toplama kararının bulunup bulunmadığı ve yeni koşullu salıverilme tarihine göre denetimli serbestlik şartlarının yeniden oluşup oluşmadığıdır.
Önceki İhlalin Yeni Cezalara Etkisi
Önceki denetimli serbestlik kararının ihlal nedeniyle kaldırılması, hükümlünün sonraki ve ayrı bir infaz döneminde iyi hâlli kabul edilmesini kendiliğinden engellemez. Yeni ceza bakımından iyi hâl değerlendirmesi, ilgili infaz sürecindeki davranışlar, kurum kayıtları ve yetkili değerlendirme makamlarının raporları üzerinden yapılır. Önceki ihlal, yeni ceza yönünden otomatik ve mutlak bir yararlanma engeli olarak uygulanamaz.
Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 26.03.2021 tarihli, 2019/2398 E. ve 2021/5289 K. sayılı kararı; önceki ihlalin sonraki cezalar bakımından iyi hâli kendiliğinden ortadan kaldırmayacağı ve ikinci kez denetimli serbestlikten yararlanmayı yasaklayan açık bir düzenleme bulunmadığı yönündeki yaklaşımı yansıtır. Aynı doğrultudaki değerlendirmeler, Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 01.04.2019 tarihli, 2017/952 E. ve 2019/1955 K. sayılı kararı ile 20.12.2018 tarihli, 2017/3385 E. ve 2018/5564 K. sayılı kararında da farklı ilamlar ve infaz dönemleri bakımından ele alınmıştır.
Bu değerlendirme, önceki ihlalin hiçbir hukuki önem taşımadığı anlamına gelmez. Önceki kararın hangi nedenle kaldırıldığı, ihlalin aynı infaz dönemine mi yoksa yeni bir infaz sürecine mi ait olduğu ve yeni cezanın önceki toplama kararına dâhil edilip edilmediği belirlenmelidir. Aynı ilam veya aynı infaz dönemi bakımından yeniden yararlanma mümkün değilken, sonradan kesinleşen ve ayrı şekilde infaza alınan cezalar yönünden şartların yeniden incelenmesi gerekir.
Sonuç olarak yeniden denetimli serbestlik değerlendirmesinde şu unsurlar birlikte incelenmelidir:
- Önceki kararın kaldırılıp kaldırılmadığı,
- İhlalin aynı ilam veya aynı toplama kararı kapsamında bulunup bulunmadığı,
- Sonradan kesinleşen cezanın mevcut infaz sürecine eklenip eklenmediği,
- Yeni toplama kararına göre koşullu salıverilme tarihinin belirlenip belirlenmediği,
- Önceki denetimli serbestlik süresinin infaz hesabına dâhil edilip edilmediği,
- Yeni infaz dönemi bakımından iyi hâl ve diğer yasal koşulların oluşup oluşmadığı.
Bu ayrım yapılmadan, önceki ihlal gerekçe gösterilerek sonraki tüm cezalar bakımından denetimli serbestlik hakkının reddedilmesi hukuki dayanak taşımaz. Adil ve doğru infaz hesabı, her ilamın infaz dönemindeki konumunun ve toplama kararına etkisinin ayrı ayrı belirlenmesini zorunlu kılar.
Başvuru Yolları ve Kaçma Suçu Bakımından Sonuçlar
İnfaz Hâkimliğine Şikâyet
Denetimli serbestlik müdürlüğünün denetim planına, imza yükümlülüğüne, programlara veya diğer uygulama işlemlerine ilişkin kararlarına karşı başvuru yolu bulunmaktadır. Denetimli Serbestlik Hizmetleri Yönetmeliği’nin 45/2 ve 48. maddeleri, denetim planının veya müdürlük işleminin değiştirilmesi, kaldırılması ya da somut olayın koşullarına uygun hâle getirilmesi için izlenecek usulü düzenler. Hükümlü, öncelikle işlemi yapan müdürlüğe başvurarak işlemin yeniden değerlendirilmesini isteyebilir.
Müdürlük tarafından işlem değiştirilmez veya hükümlünün talebi karşılanmazsa, infaz hâkimliğine şikâyet yoluna başvurulabilir. Şikâyetin konusu; yükümlülüğün hukuka aykırı belirlenmesi, ihlal tespitinin hatalı yapılması, mazeretin dikkate alınmaması, uyarı veya tebligat işlemlerindeki eksiklikler ile denetimli serbestliğin kaldırılmasına ilişkin işlemler olabilir. Başvuru, işlemin hukuka, somut olayın özelliklerine ve hükümlünün yükümlülüğü yerine getirme imkânına uygun olup olmadığının denetlenmesini sağlar.
İnfaz hâkimliğine yapılacak şikâyet, işlemin öğrenildiği tarihten itibaren 15 gün içinde ve her hâlde işlem tarihinden itibaren 30 gün içinde yapılmalıdır. Bu iki süre birlikte değerlendirilir. Öğrenme tarihinin daha ileri bir tarih olması, işlem tarihinden itibaren 30 günlük kesin üst sınırı ortadan kaldırmaz. Bu nedenle hükümlünün ihlal veya kaldırma işleminden haberdar olduğu tarihi gösteren tebligat, tutanak ve diğer belgeleri muhafaza etmesi gerekir.
Şikâyet dilekçesinde yalnızca denetimli serbestliğin kaldırılmasının haksız olduğu belirtilmemeli; hangi işlemin hangi nedenle hukuka aykırı olduğu açıklanmalıdır. Özellikle şu hususlar somutlaştırılmalıdır:
- İhlalin gerçekleştiği kabul edilen tarih ve yükümlülük,
- Hükümlünün sunduğu mazeret ve bu mazereti gösteren belgeler,
- Uyarıların ve kararların tebliğ edilip edilmediği,
- İhlallerin aynı denetimli serbestlik kararı kapsamında bulunup bulunmadığı,
- İşlemin hangi makam tarafından tesis edildiği,
- Denetim planının hükümlünün koşullarına uygun olup olmadığı.
İnfaz hâkimliğinin görev alanı, başvurunun niteliğine göre belirlenir. Yargıtay 20. Ceza Dairesi, denetimli serbestlik müdürlükleri ile koruma kurullarının idarî nitelikteki işlem ve eylemlerine ilişkin şikâyetlerin infaz hâkimliğince incelenebileceğini; buna karşılık TCK’nın 191. maddesi kapsamında tedbirin ihlali nedeniyle dosyanın kapatılarak Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesi işleminin adlî nitelikte olması hâlinde başvurunun Cumhuriyet Başsavcılığınca değerlendirilmesi gerektiğini kabul etmiştir:
Yargıtay 20. Ceza Dairesi, 2016/2168 E., 2017/415 K.: Denetimli Serbestlik Hizmetleri Kanunu'nun 18. maddesi ve Denetimli Serbestlik Hizmetleri Yönetmeliği'nin 48. maddesi uyarınca infaz hâkimliğinin görevi, müdürlükler ile koruma kurullarının idarî nitelikteki işlem ve eylemlerine ilişkin şikâyetlerle sınırlıdır. TCK'nın 191. maddesi kapsamında tedbirin ihlali nedeniyle infaz dosyasının kapatılarak Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesi adlî nitelikte olduğundan, buna yönelik itirazı Cumhuriyet Başsavcılığı değerlendirmelidir.
Bu ayrım, başvurunun doğru merciye yöneltilmesi bakımından önem taşır. Nitekim adlî para cezasından çevrilen hapis cezası ve kamuya yararlı işte çalıştırma seçenek yaptırımına ilişkin infaz dosyasının kapatılması işlemine yönelik itirazların Cumhuriyet Başsavcılığınca değerlendirilmesi gerektiği de kabul edilmiştir (Yargıtay 1. Ceza Dairesi, 2017/3702 K.).
Ağır Ceza Mahkemesine İtiraz
İnfaz hâkimliğinin verdiği karara karşı, kaynakta belirtilen usule göre tebliğden itibaren yedi gün içinde itiraz edilebilir. İtiraz mercii ağır ceza mahkemesidir. Bu başvuruda, ilk derece niteliğindeki infaz hâkimliği kararının neden hukuka aykırı olduğu açıklanmalı ve itirazı destekleyen belgeler sunulmalıdır.
Kaldırma kararına karşı itiraz edilirken, denetimli serbestlik müdürlüğü işlemi ile infaz hâkimliği kararının birbirinden ayrılması gerekir. İnfaz hâkimliği, ihlalin gerçekten gerçekleşip gerçekleşmediğini, hükümlünün kasıtlı ve mazeretsiz davranıp davranmadığını, uyarıların usulüne uygun yapılıp yapılmadığını ve açık ceza infaz kurumuna gönderme şartlarının oluşup oluşmadığını değerlendirmelidir. İtiraz dilekçesinde bu incelemelerin yapılmadığı veya eksik yapıldığı belirtilmelidir.
Özellikle tebligat ve bilgilendirme kayıtları önem taşır. Yargıtay 1. Ceza Dairesi, hükümlünün denetimli serbestlik kararından haberdar edilip edilmediği, kararın usulüne uygun tebliğ edilip edilmediği, UYAP sistemindeki GSM numarasına SMS gönderilip gönderilmediği ve SMS içeriğinin ne olduğu araştırılmadan verilen iade kararlarını eksik incelemeye dayalı ve hukuka aykırı kabul etmiştir (Yargıtay 1. Ceza Dairesi, 2025/1756 E., 2025/4922 K.; 2025/1802 E., 2025/5223 K.; 2025/1190 E., 2025/4305 K.).
Buna karşılık SMS içeriğinde denetimli serbestlik kararı ile beş gün içinde müdürlüğe başvurma zorunluluğu açıkça bildirilmiş ve hükümlü geçerli mazeret olmaksızın başvurmamışsa, iade kararının hukuka uygun olduğu kabul edilebilir:
Yargıtay 1. Ceza Dairesi, 2025/2336 E., 2025/4181 K.: UYAP sisteminde kayıtlı cep telefonuna denetimli serbestlik kararını, izin süresinin sona erdiğini ve beş gün içinde Denetimli Serbestlik Müdürlüğüne başvurulması gerektiğini açıkça bildiren SMS gönderilmesi hâlinde, hükümlünün usulüne uygun şekilde bilgilendirildiği kabul edilir ve geçerli mazeret olmaksızın başvurmaması nedeniyle açık ceza infaz kurumuna iade kararı hukuka aykırı değildir.
İtiraz başvurusu, kaldırma kararının dayandığı tüm belgeler üzerinden yapılmalıdır. Ancak yalnızca itiraz yoluna başvurulması, kaynakta belirtilen başvuru işlemlerinin kendiliğinden duracağı anlamına gelmez. Bu nedenle hükümlü, açık ceza infaz kurumuna iade veya teslim yükümlülüğü doğuran kararlar bakımından başvuru süresini kaçırmadan hukuki işlem yapmalıdır.
TCK M.292 ve M.293 Kapsamında Sorumluluk
Denetimli serbestlik müdürlüğüne süresinde başvurmama veya açık ceza infaz kurumuna iade kararından sonra teslim olmama, yalnızca denetimli serbestlik tedbirinin kaldırılması sonucunu doğurmakla sınırlı kalmayabilir. 5275 sayılı Kanun m.105/A-8, bu hâllerde 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 292 ve 293. maddelerinin uygulanmasına dayanak oluşturur. Böylece hükümlünün başvuru veya teslim yükümlülüğüne aykırı davranışı bakımından ayrıca ceza sorumluluğu gündeme gelebilir.
Bu sorumluluk bakımından başvuru süresinin, kararın bildirilme biçiminin ve hükümlünün gerçekten haberdar olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Usulüne uygun tebligat yapılmadan veya hükümlünün yükümlülükten haberdar olduğu ortaya konulmadan kaçma suçuna ilişkin sonuç uygulanamaz. Buna karşılık karar hükümlüye bildirilmiş, başvuru için tanınan süre geçirilmiş ve kaynakta belirtilen ek iki günlük süre içinde de başvuru yapılmamışsa ceza sorumluluğu doğabileceği kabul edilmiştir.
Yargıtay 16. Ceza Dairesi bu hususu şu şekilde ortaya koymuştur:
Yargıtay 16. Ceza Dairesi, 2017/4411 K.: Hükümlünün denetimli serbestlik müdürlüğüne başvuru için tanınan sürenin bitiminden itibaren kanunda öngörülen ek iki günlük sürede de başvurmaması hâlinde, hakkında hükümlü veya tutuklunun kaçması suçu nedeniyle mahkûmiyet kurulması hukuka uygundur.
Bu karar, denetimli serbestlik kararının kaldırılması ile kaçma suçu bakımından yürütülebilecek ceza soruşturması veya kovuşturmasının farklı hukuki süreçler olduğunu gösterir. Denetimli serbestliğin kaldırılması infaz rejimine ilişkin bir sonuçken, TCK m.292 ve m.293 kapsamında sorumluluk ayrıca ceza yargılamasının konusunu oluşturur. Hükümlünün geçerli mazeret iddiası, tebligat eksikliği veya yanlış yönlendirme savunması varsa, bu hususlar ceza sorumluluğu yönünden de araştırılmalıdır.
Sonuç olarak denetimli serbestlik ihlaline karşı başvuruda süre ve merci ayrımı belirleyicidir. Müdürlük işlemlerine karşı Yönetmelik hükümleri çerçevesinde başvuru yapılmalı; öğrenmeden itibaren 15 gün, her hâlde işlem tarihinden itibaren 30 gün içinde infaz hâkimliğine şikâyet edilmelidir. Kaldırma kararına karşı ise tebliğden itibaren yedi gün içinde ağır ceza mahkemesine itiraz edilmelidir. Başvuru veya teslim yükümlülüğünün ihlali, gerekli bildirim ve süre koşulları gerçekleştiğinde denetimli serbestliğin kaldırılmasının yanı sıra TCK m.292 ve m.293 kapsamında ayrıca ceza sorumluluğu doğurabilir.