Sınır Ticaretinde Kaçakçılık Suçları ve Cezai Sorumluluk

Sınır Ticaretinde Kaçakçılık Suçları ve Cezai Sorumluluk

Sınır ticaretinde gümrük yükümlülüklerine aykırı hareket edilmesi, olayın niteliğine göre idari yaptırım veya hapis ve adli para cezası sonucunu doğurabilir. 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu kapsamındaki suçlarla 4458 sayılı Gümrük Kanunu kapsamındaki kabahatlerin ayrımı; eşyanın niteliği, ticari amaç, gümrüklenmiş değer, arama işleminin hukuka uygunluğu ve müsadere koşulları birlikte değerlendirilerek yapılmalıdır. Bu çalışma, sınır ticaretinde cezai sorumluluğun temel esaslarını ve uygulamadaki önemli Yargıtay yaklaşımlarını sistematik biçimde açıklamaktadır.

Sınır Ticaretinde Kaçakçılık Suçunun Hukuki Çerçevesi

Kaçakçılık Suçu ile Gümrük Kabahati Arasındaki Ayrım

Sınır ticaretinde aynı işlem veya eşya bakımından ortaya çıkan hukuka aykırılığın suç mu yoksa kabahat mi oluşturduğu, uygulanacak yaptırımın niteliğini doğrudan belirler. Kaçakçılık suçlarının temel dayanağı 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’nun 3. maddesidir. Buna karşılık gümrük rejimlerine, beyan yükümlülüklerine ve usulsüzlüklere aykırılıklar bakımından idarî para cezaları 4458 sayılı Gümrük Kanunu’nun 234 ila 241. maddeleri kapsamında düzenlenir. Gümrük işlemlerindeki kabahatler yönünden genel kanun niteliğindeki düzenleme ise 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’dur.

Kaçakçılık suçu, kanunda suç olarak tanımlanan fiilin gerçekleşmesiyle ceza sorumluluğu doğuran bir haksızlıktır. Bu kapsamda hapis ve adlî para cezası yaptırımları gündeme gelir. Gümrük kabahatlerinde ise yaptırım idarî para cezasıdır; uygulanacak cezanın türü ve miktarı, ihlalin gümrük rejimi içindeki niteliğine göre belirlenir. Bu nedenle her eksik, yanlış veya usulsüz gümrük beyanı kaçakçılık suçu oluşturmaz. Fiilin, 5607 sayılı Kanun’un 3. maddesinde tanımlanan seçimlik hareketlerden birine karşılık gelip gelmediği ayrıca incelenmelidir.

Ayrım yapılırken özellikle şu hususlar belirleyicidir:

  • Eşyanın gümrük işlemlerine tabi tutulup tutulmadığı,
  • Vergilerin kısmen veya tamamen ödenip ödenmediği,
  • Fiilin transit, geçici ithalat veya dahilde işleme rejimiyle bağlantısı,
  • Eşyanın kaçak niteliğinin bilinip bilinmediği,
  • Satın alma, taşıma veya saklama eyleminin ticari amaç taşıyıp taşımadığı,
  • İhlalin 4458 sayılı Gümrük Kanunu’nda idarî yaptırıma bağlanan bir usulsüzlük niteliğinde kalıp kalmadığı.

Dolayısıyla sınır kapısında yapılan tespit, tek başına ceza sorumluluğunu kesinleştirmez. Eşyanın niteliği, beyan süreci, rejim kapsamı ve failin kastı birlikte değerlendirilerek uygulanacak kanun belirlenir.

Kaçakçılık Suçunun Unsurları ve Ticari Amaç

5607 sayılı Kanun’un 3. maddesi, sınır ticareti bakımından farklı hareket biçimlerini ayrı ayrı düzenler. 5607 sayılı Kanun m.3/1, eşyanın gümrük işlemlerine tabi tutulmadan ülkeye sokulmasına ilişkindir. 5607 sayılı Kanun m.3/2, aldatıcı işlemler veya benzeri yöntemlerle gümrük vergilerinin kısmen ya da tamamen ödenmemesine yönelik fiilleri kapsar. Transit rejimindeki eşyanın rejime aykırı şekilde gümrük bölgesinde bırakılması m.3/3, geçici ithalat veya dahilde işleme rejimiyle getirilen eşyanın yurt dışına çıkarılmış gibi gösterilmesi ise m.3/4 kapsamında değerlendirilir.

Suçun konusu, gümrük işlemlerine tabi eşyadır. Fiilin cezalandırılabilmesi için eşyanın sınırdan geçirilmesi veya rejim kapsamında işlem görmesi sırasında kanunda belirtilen yükümlülüklere aykırı bir davranışın bulunması gerekir. Gümrük işlemlerinin hiç yapılmaması, vergilerin ödenmemesi, aldatıcı işlem kullanılması veya eşyanın tabi olduğu rejimin amacına aykırı biçimde kullanılması, olayın özelliklerine göre suçun maddi unsurunu oluşturur.

Kaçak eşyanın satın alınması, taşınması veya saklanması bakımından bilme ve ticari amaç özel önem taşır. 5607 sayılı Kanun m.3/5, kaçak eşyanın bu niteliği bilinerek ve ticari amaçla edinilmesini, satılmasını, satışa arz edilmesini, taşınmasını veya saklanmasını düzenler. Bu suç tipi bakımından kişinin eşyayı bizzat sınırdan geçirmiş olması zorunlu değildir. Ancak eşyanın kaçak niteliğinin bilindiği ve eylemin ticari amaç taşıdığı somut olayın delilleriyle ortaya konulmalıdır.

Ticari amaç; eşyanın miktarı, bulundurma veya taşıma biçimi ve olayın ekonomik niteliği üzerinden değerlendirilir. Bununla birlikte yalnızca eşyanın sınırdan geçirilmiş olması, her olayda ticari amacı kendiliğinden göstermez. Kişisel kullanım ile ticari edinme arasındaki ayrım, eşyanın somut özellikleri ve dosyadaki deliller esas alınarak yapılır. Ticari amaç bulunmadığında m.3/5 kapsamında mahkûmiyet kurulamaz.

5607 sayılı Kanun m.3/6, gümrük vergisinden tamamen veya kısmen muaf olarak ithal edilen eşyanın muafiyet amacına aykırı kullanılmasını, satılmasını veya devredilmesini düzenler. m.3/7 ithali kanun gereği yasak eşyayı, m.3/8 ihracı kanun gereği yasak eşyayı konu alır. m.3/9 ise ihracat gerçekleşmediği hâlde gerçekleşmiş gibi gösterilmesi veya eşyanın cins, miktar, nitelik ya da fiyatının gerçeğe aykırı bildirilmesi suretiyle teşvik, sübvansiyon veya parasal iadelerden yararlanılmasına ilişkindir.

Özel Kanunlara Tabi Kaçakçılık Fiilleri

Her kaçakçılık fiili 5607 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilmez. Eşyanın veya fiilin niteliğine göre özel kanunlarda düzenlenen suç tipleri öncelikle uygulanır. Bu nedenle sınır ticaretinde eşyanın cinsi belirlenmeden yalnızca gümrük işleminin ihlal edildiği gerekçesiyle 5607 sayılı Kanun’a dayanılması hukuken yeterli değildir.

Özel düzenlemeler şu şekildedir:

  • Silah kaçakçılığı bakımından 6136 sayılı Kanun m.12,
  • Uyuşturucu madde bakımından Türk Ceza Kanunu m.188,
  • Kültür ve tabiat varlıklarının kaçakçılığı bakımından 2863 sayılı Kanun m.68.

Bu özel kanunlar, kendi konularına giren eşya ve fiiller bakımından uygulanacak suç tipini ve yaptırımı belirler. 5607 sayılı Kanun’un genel gümrük kaçakçılığı hükümleri ile özel kanun hükümleri arasındaki ayrım, öncelikle suçun konusuna göre yapılır. Silah, uyuşturucu madde veya kültür ve tabiat varlığı niteliğindeki eşya söz konusu olduğunda, fiilin ilgili özel kanundaki unsurları taşıyıp taşımadığı incelenir.

Buna karşılık sınırdan geçirilen eşya bu özel kategorilere girmiyor ve gümrük işlemlerine tabi olduğu hâlde beyan edilmiyor, vergileri ödenmiyor veya tabi olduğu rejime aykırı kullanılıyorsa 5607 sayılı Kanun’un m.3 kapsamındaki hükümler gündeme gelir. Bu sistematik ayrım, hem suç vasfının doğru belirlenmesini hem de idarî gümrük ihlali ile cezaî sorumluluğun birbirine karıştırılmamasını sağlar.

Kaçakçılık Fiilleri ve Cezai Sorumluluğun Kapsamı

İthalat, İhracat ve Rejim İhlalleri

Sınır ticaretinde cezai sorumluluk, eşyanın gümrük işlemlerine tabi tutulma biçimi ve tabi olduğu rejime uygun hareket edilip edilmediği üzerinden belirlenir. 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu m.3 kapsamında düzenlenen fiiller arasında eşyanın gümrük işlemlerine tabi tutulmadan veya gümrük vergileri kısmen ya da tamamen ödenmeden ülkeye sokulması, transit rejimine aykırı davranılması, geçici ithalat veya dahilde işleme rejimi kapsamında getirilen eşyanın yurt dışına çıkarılmış gibi gösterilmesi ve kaçak eşyanın bilerek ticari amaçla edinilmesi yer alır.

Gümrük işlemlerine tabi tutulmadan eşyanın ülkeye sokulması bakımından kaynaklarda 1 yıldan 5 yıla kadar hapis ve 10.000 güne kadar adlî para cezası öngörülmektedir. Gümrük kapıları dışından sokma hâlinde cezanın artırılacağı belirtilmiştir. Bununla birlikte sınırda yakalama gerçekleşmişse, fiilin tamamlanıp tamamlanmadığı ve sanığın gümrük sahasına girerek beyanda bulunma imkânı elde edip etmediği ayrıca değerlendirilir.

Sanık gümrüklü sahaya girmeden yakalanmış ve eşyayı beyan etme fırsatı bulamamışsa, gümrük sahasını geçerek beyanda bulunmadan Türkiye'ye girmeye teşebbüs ettiği söylenemez. Suçun yasal unsurları oluşmadığından beraat kararı verilmelidir.

Yargıtay 7. Ceza Dairesi, 2020/14690 K.

Bu yaklaşım, sınır hattına ulaşmanın tek başına ithalat kaçakçılığı suçunu tamamlamadığını ortaya koyar. Fiilin hangi aşamada kaldığı, eşyanın gümrüklü sahaya girip girmediği ve beyan olanağının bulunup bulunmadığı somut delillerle belirlenmelidir.

Sahte belge veya aldatıcı davranışlarla gümrük vergilerinin kısmen ya da tamamen ödenmemesi hâlinde yaptırım 2 yıldan 5 yıla kadar hapis ve 10.000 güne kadar adlî para cezasıdır. Bu tür dosyalarda faturaların gerçekliği, eşyanın rayiç ve gümrük kıymeti ile belgelerin hukuki sonuç doğurma niteliği araştırılmalıdır.

İthalat işlemlerinde kullanılan faturaların gerçek değerinin belirlenmesi için ilgili kaçakçılık dosyası getirtilmeli, ithal malların rayiç bedelleri konusunda uzman bilirkişi raporu alınmalı ve tüm deliller birlikte değerlendirilmelidir. Eksik soruşturma ile hüküm kurulamaz.

Yargıtay 11. Ceza Dairesi, 2014/3805 K.

Transit rejimindeki eşyanın rejime aykırı biçimde gümrük bölgesinde bırakılması ile geçici ithalat veya dahilde işleme rejimi kapsamında getirilen eşyanın yurt dışına çıkarılmış gibi gösterilmesi bakımından 1 yıldan 3 yıla kadar hapis ve 5.000 güne kadar adlî para cezası uygulanır. Bu fiillerde eşyanın hangi rejim kapsamında bulunduğu, rejim şartlarının ne şekilde ihlal edildiği ve ihracatın gerçekten gerçekleşip gerçekleşmediği belirlenmelidir.

İhracat bakımından hayali ihracat da özel bir kaçakçılık fiilidir. İhracat gerçekleşmediği hâlde gerçekleşmiş gibi gösterilmesi veya eşyanın cins, miktar, nitelik ya da fiyatının gerçeğe aykırı bildirilerek teşvik, sübvansiyon veya parasal iadelerden yararlanılması bu kapsamda değerlendirilir. İhracat beyannamesi ile fiilî ihracat arasındaki farkın yüzde onu aşmaması hâlinde yalnızca 4458 sayılı Gümrük Kanunu hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiştir.

Tütün, Alkol ve Akaryakıt Kaçakçılığı

Tütün, tütün mamulleri, etil alkol, metanol ve alkollü içkilerle ilgili kaçakçılık fiilleri 5607 sayılı Kanun m.3/10 kapsamında düzenlenir. Bu ürünler bakımından kaçakçılık değerlendirmesi, eşyanın ülkeye nasıl sokulduğu kadar ürünün ticari amaçla bulundurulup bulundurulmadığı, satılıp satılmadığı veya taşınıp taşınmadığı esas alınarak yapılır.

Akaryakıt kaçakçılığı bakımından 5607 sayılı Kanun m.3/11, ulusal marker içermeyen veya belirlenen seviyenin altında marker içeren akaryakıtla ilgili fiilleri kapsar. Akaryakıtın ticari amaçla üretilmesi, bulundurulması, taşınması veya satışa sunulması, kaynaklarda kaçakçılık fiili olarak belirtilmiştir. Akaryakıtın kaçak biçimde ülkeye sokulduğunun anlaşılması hâlinde, ilgili ithalat kaçakçılığı düzenlemesi uyarınca daha ağır yaptırım gündeme gelir.

Tütün, alkol ve akaryakıt dosyalarında ürünün niteliği, miktarı, ele geçirilme şekli ve sanığın eylemle bağlantısı birlikte incelenmelidir. Özellikle ticari amaç yönünden yalnızca eşyanın varlığı yeterli değildir; ticari kastın dosyadaki somut delillerle ortaya konulması gerekir.

Sanığın kişisel kullanım amacıyla bulundurduğunu savunduğu 18 karton kaçak sigaranın ticari amaçla bulundurulduğuna dair delil bulunmadığında, miktar ve dosya kapsamı da gözetilerek mahkumiyet yerine beraat kararı verilmelidir.

Yargıtay 7. Ceza Dairesi, 2015/179 K.

Bu karar, tütün ürünlerinde kişisel kullanım ile ticari amaç arasındaki ayrımın cezai sorumluluk bakımından belirleyici olduğunu gösterir. Mahkûmiyet için ticari amacın varsayımla değil, eşyanın miktarı ve dosya kapsamındaki diğer delillerle kanıtlanması gerekir.

Teşebbüs, İştirak ve Nitelikli Haller

Kaçakçılık fiilleri bakımından 5607 sayılı Kanun m.3/18 uyarınca teşebbüs, tamamlanmış suç gibi cezalandırılır. Bu düzenleme, suçun icra hareketlerinin başlamış olmasını cezai sorumluluk bakımından yeterli kılar. Ancak sınırdan ithalat bakımından fiilin hangi aşamada kaldığı önemini korur. Gümrüklü sahaya girilmeden ve eşyanın beyan edilmesi mümkün olmadan yakalama gerçekleşmişse, suçun yasal unsurlarının oluşmadığı kabul edilebilir.

Birden fazla kişiyle işlenen kaçakçılık fiillerinde kişilerin eyleme katılım biçimi ve ortak kastı belirlenmelidir. 5607 sayılı Kanun m.4/1-2 kapsamında suçun örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hâlinde cezanın iki katına kadar artırılması; örgüt bulunmaksızın üç veya daha fazla kişiyle birlikte işlenmesi hâlinde ise cezanın yarı oranında artırılması öngörülmektedir.

Örgüt faaliyeti kapsamında işlenen kaçakçılıkta artırım, fiilin yalnızca birden fazla kişi tarafından gerçekleştirilmesine değil, örgütsel yapı içinde işlenmesine bağlanmıştır. Bu nedenle kişi sayısı ile örgüt faaliyeti aynı hukuki kategori değildir. Üç veya daha fazla kişinin birlikte hareket etmesi yarı oranında artırım sonucunu doğururken, örgüt faaliyeti kapsamında işlenme daha ağır bir artırım nedenidir.

Teşebbüs ve nitelikli hâller birlikte değerlendirilirken temel fiilin hangi fıkra kapsamında kaldığı, eylemin tamamlanıp tamamlanmadığı ve faillerin birlikte hareket edip etmediği ayrı ayrı ortaya konulmalıdır. Failin kişisel kullanım amacıyla hareket ettiğini savunduğu durumlarda ticari amacın; rejim ihlallerinde ise eşyanın tabi olduğu gümrük rejiminin ve ihlalin niteliğinin somutlaştırılması zorunludur. Cezai sorumluluk, bu unsurlar belirlenmeden yalnızca eşyanın ele geçirilmiş olmasına veya sınır ticareti kapsamında taşınmasına dayandırılamaz.

Etkin Pişmanlık, Kamu Zararı ve Yargılama Sonuçları

Etkin Pişmanlığın Şartları ve Ödeme

5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu m.5, kaçakçılık suçlarında failin sonradan gösterdiği etkin katkıyı ve kamu zararının giderilmesini belirli koşullarla hukuki sonuçlara bağlar. Failin, fiil resmî makamlarca öğrenilmeden önce suçu, diğer failleri veya kaçak eşyanın bulunduğu yeri bildirmesi ve bu bildirim sonucunda faillerin yakalanmasını ya da eşyanın ele geçirilmesini sağlaması hâlinde cezasızlık gündeme gelir. Fiilin resmî makamlarca öğrenilmesinden sonra suçun bütünüyle ortaya çıkarılmasına yardım edilmesi ise cezada indirim sonucunu doğurur.

Etkin pişmanlığın ödeme şartına bağlı biçiminde, suç konusu eşyanın gümrüklenmiş değerinin iki katı Devlet Hazinesine ödenir. Bu ödeme soruşturma bitmeden yapılırsa cezanın yarı oranında, kovuşturma sırasında hüküm verilmeden önce yapılırsa üçte bir oranında indirim uygulanır. Ödeme zamanının belirlenmesi, indirimin oranını doğrudan etkilediğinden soruşturma ve kovuşturma evrelerinin ayrımı önem taşır.

Ödeme iradesi bulunan şüpheli veya sanık, etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak için gerekli başvuruyu yapmalıdır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısının etkin pişmanlık ve ödeme miktarı konusunda ihtar yapmasının zorunlu olmadığını; failin bu hükümden yararlanmak için başvurması gerektiğini kabul etmiştir (Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2015/64 K.).

5607 sayılı Kanun'un 5/2. maddesindeki ödeme şartına bağlı etkin pişmanlıktan yararlanmak için failin soruşturma evresinin sona ermesine kadar suç konusu eşyanın gümrüklenmiş değerinin iki katını Devlet Hazinesine ödemesi gerekir. Soruşturma aşamasında Cumhuriyet savcısının sanığa etkin pişmanlık ve ödeme miktarı konusunda ihtar yapması zorunlu değildir; failin bu hükümden yararlanmak için başvurması gerekir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2015/64 K.

Buna karşılık, ödeme ihtarı yapıldığı hâllerde sanığa bildirilen gümrüklenmiş değer ve indirim oranı doğru olmalıdır. Yanlış hesaplama veya yanlış indirim oranı bildirilmesi, sanığın ödeme kararını etkileyebileceğinden etkin pişmanlık hakkının kullanılmasını engelleyemez. Bu bildirim, yalnızca şekli bir bilgilendirme değil, kanuni imkânın gerçek anlamda kullanılabilmesinin şartıdır.

5607 sayılı Kanun kapsamında etkin pişmanlıktan yararlanma bakımından kovuşturma evresinde sanığa, suç konusu eşyanın gümrüklenmiş değerinin iki katını ödemesi halinde uygulanacak indirim oranının doğru şekilde bildirilmesi gerekir. Sanığa yanlış indirim oranı bildirilerek ödeme konusunda yanıltılması ve sonrasında etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmaması hukuka aykırıdır.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2022/552 E., 2023/350 K.

Yargıtay 7. Ceza Dairesi de soruşturma aşamasında etkin pişmanlık ihtarı yapılmamışsa kovuşturma evresindeki ödeme ihtarında uygulanacak indirimin doğru gösterilmesi gerektiğini belirtmiştir.

Soruşturma aşamasında etkin pişmanlık konusunda ihtar yapılmayan sanığa, kovuşturma aşamasında ödeme ihtarı yapılırken uygulanacak indirim oranı doğru bildirilmelidir. Sanığa 1/2 yerine 1/3 oranında indirim bildiriliyor ve bu nedenle ödeme yapmıyorsa etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmaması bozma nedenidir.

Yargıtay 7. Ceza Dairesi, 2022/7489 E., 2022/16156 K.

Kamu Zararının Belirlenmesi

Kaçakçılık dosyalarında kamu zararı, eşya yasal olarak ithal veya ihraç edilseydi alınması gereken ancak alınamayan gümrük vergileri ve buna bağlı mali yükler üzerinden belirlenir. Bu miktar, etkin pişmanlık ödemesinden ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması değerlendirmesinden farklı hukuki sonuçlar bakımından önem taşır. Bu nedenle kamu zararının soyut veya yaklaşık bir tutar üzerinden belirlenmesi yeterli değildir.

Gümrüklenmiş değer ile kamu zararı aynı kavram değildir. Gümrüklenmiş değer, ödeme şartına bağlı etkin pişmanlık bakımından esas alınırken kamu zararı, ithalat veya ihracat yasal biçimde gerçekleştirilseydi kamu tarafından tahsil edilecek vergi ve mali yükleri ifade eder. Dosyada hangi miktarın hangi hukuki kurum bakımından esas alındığı açıkça gösterilmelidir.

Kamu zararının belirlenmesi, uzman bilirkişi incelemesi ve gümrük idaresinin verileri birlikte değerlendirilerek yapılmalıdır. Sanığa yalnızca toplam tutarın bildirilmesi yeterli değildir; hesaplamanın dayanağı ve ödenmesi gereken miktar anlaşılabilir biçimde açıklanmalıdır. Sanığın ödeme iradesi bulunduğu hâlde zarar kendisine bildirilmeden karar verilmesi, savunma ve kanuni imkânlardan yararlanma bakımından hukuka aykırılık oluşturur.

Kaçakçılık suçlarında kamu zararı, eşya yasal olarak ithal veya ihraç edilseydi alınması gereken ancak alınamayan gümrük vergileridir. Bu miktarın uzman bilirkişi ve gümrük idaresi tarafından belirlenerek, ödeme iradesi bulunan sanığa bildirilmesinden sonra hükmün açıklanmasının geri bırakılması konusunda karar verilmelidir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2015/3 K.

Gümrüklenmiş değerin teknik ve değişken niteliği de aynı dikkat yükümlülüğünü gerektirir. Sanığın basit bir araştırmayla kendiliğinden öğrenemeyeceği hesaplamalar bilirkişi aracılığıyla yapılmalı ve kendisine açıklanmalıdır. Değer belirlenmeden veya belirlenen değer sanığa bildirilmeden etkin pişmanlık ya da HAGB yönünden sağlıklı değerlendirme yapılamaz.

Hagb, Erteleme ve Görevli Mahkeme

Kaçakçılık yargılamasında HAGB, etkin pişmanlık ve kamu zararının giderilmesiyle bağlantılı şekilde değerlendirilir. Ancak HAGB bakımından gerekli inceleme yapılmadan, kamu zararı belirlenmeden veya sanığa ödeme imkânı tanınmadan karar kurulamaz. Özellikle sanığın ödeme iradesi açıkça ortaya çıkmışsa, uzman bilirkişi ve gümrük idaresi tarafından belirlenen tutarın sanığa bildirilmesi ve sonucunun değerlendirilmesi gerekir.

Etkin pişmanlık kapsamında yapılan ödeme, cezanın belirlenen oranda indirilmesini sağlar; tek başına her durumda davayı sona erdiren bir sonuç doğurmaz. Ödemenin hangi aşamada yapıldığı, miktarın doğru hesaplanıp hesaplanmadığı ve m.5’te öngörülen diğer koşulların gerçekleşip gerçekleşmediği ayrıca incelenir. Bu nedenle soruşturma veya kovuşturma dosyasına ödeme belgesinin sunulması, kanuni şartların otomatik olarak gerçekleştiği anlamına gelmez.

Hapis cezası yönünden erteleme ve HAGB değerlendirmesi, mahkemenin somut dosyadaki hukuki ve cezai koşulları incelemesine bağlıdır. Bu değerlendirme yapılırken etkin pişmanlık nedeniyle uygulanacak indirim, kamu zararının giderilip giderilmediği ve sanığa gerekli bildirimlerin usulüne uygun yapılıp yapılmadığı birlikte ele alınır. Kaynaklarda belirtilen Yargıtay yaklaşımı, sanığın ödeme imkânından gerçek anlamda yararlanabilmesi için hesaplamanın açık, doğru ve denetlenebilir olmasını zorunlu kılmaktadır.

Kaçakçılık suçlarına ilişkin yargılamada görevli mahkeme, kaynaklarda kural olarak Asliye Ceza Mahkemesi olarak belirtilmiştir. Resmî belgede sahtecilikle bağlantılı hâllerde ise Ağır Ceza Mahkemesi görevlidir. Görev belirlenirken isnat edilen fiilin hukuki niteliği ve varsa bağlantılı suçlar dikkate alınır. Bu nedenle yalnızca eşyanın gümrükte ele geçirilmesi değil, iddianamede açıklanan fiilin hangi kanun hükmüne ve hangi suç tipine dayandırıldığı esas alınmalıdır.

El Koyma, Müsadere ve Eşyanın Tasfiyesi

El Koymanın Hukuki Niteliği

Kaçakçılık soruşturmasında el koyma, eşyanın delil niteliğini korumak, müsadere ihtimalini güvence altına almak ve soruşturmanın sağlıklı yürütülmesini sağlamak amacıyla uygulanan geçici bir koruma tedbiridir. El koyma ile eşyanın mülkiyeti kamuya geçmez. Mülkiyet hakkına yönelik nihai sonuç, yargılama sonunda verilecek müsadere veya iade kararıyla belirlenir.

Kaçak eşya ve bazı durumlarda taşıtlar bakımından el koyma işlemleri 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 128. maddesi ve devamı çerçevesinde yürütülür. El konulan eşyanın niteliği, miktarı, bulunduğu yer, olayla bağlantısı ve muhafaza koşulları tutanakla belirlenmelidir. Eşyanın gümrük muhafaza depoları, antrepolar veya emanet depolarında korunması; bozulabilir ya da tehlikeli nitelikte olması hâlinde ise özel muhafaza ve tasfiye işlemlerinin uygulanması gerekir.

El koyma işleminin hukuka uygunluğu, sonraki müsadere değerlendirmesinden bağımsız olarak incelenir. Özellikle arama sonucunda eşya ele geçirilmişse, aramanın yetkili makam kararı veya yazılı emirle yapılıp yapılmadığı ve görevli kişilerin yetki sınırlarını aşıp aşmadığı belirlenmelidir. Gümrük görevlilerinin arama yetkisinin gümrük salonları ve gümrük kapılarıyla sınırlı olduğuna ilişkin Yargıtay kararları bulunmaktadır:

Gümrük görevlilerinin arama yetkisi gümrük salonları ve gümrük kapıları ile sınırlıdır. Gümrük sahası dışında yapılan arama hukuka aykırıdır ve bu arama sonucunda elde edilen kaçak eşya yasak delil niteliğindedir.

Yargıtay 7. Ceza Dairesi, 2020/3453 E., 2020/19236 K.

Bu yaklaşım, eşyanın kaçak olduğunun ileri sürülmesinin hukuka aykırı aramayı geçerli hâle getirmediğini ortaya koyar. Hukuka aykırı elde edilen delil, müsadere kararının dayanağı yapılamaz; zira müsadere değerlendirmesi de hukuka uygun biçimde elde edilmiş delillere dayanmalıdır.

Eşya, Araç ve Depoların Müsaderesi

Müsadere, suçta kullanılan, suça tahsis edilen veya suçtan elde edilen eşyanın mülkiyetinin kamuya geçirilmesidir. Kaçakçılık dosyalarında müsaderenin temel dayanakları 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu m.13, Türk Ceza Kanunu m.54 ve el konulamayan eşyanın karşılık değerine ilişkin TCK m.55/2 hükmüdür.

Eşyanın müsadere edilebilmesi için suçla bağlantısının ve müsadere koşullarının somut biçimde ortaya konulması gerekir. Yalnızca eşyanın bir soruşturma kapsamında ele geçirilmiş olması, otomatik olarak müsadere kararı verilmesini sağlamaz. Mahkeme; eşyanın suçta kullanılıp kullanılmadığını, suça tahsis edilip edilmediğini veya suçtan elde edilip edilmediğini belirlemelidir. Eşyanın sahibinin suçtan haberdar olup olmadığı ve olayla bağlantısının bulunup bulunmadığı da değerlendirmeye dâhildir.

Kaçak eşya el konulamayacak hâle gelmişse veya eşya bulunamıyorsa, koşulları oluştuğunda karşılık değerinin müsaderesi gündeme gelir. Yargıtay, kaçak cep telefonları bakımından el konulan cihazlarla el konulamayan cihazların hukuki durumunun ayrı ayrı değerlendirilmesini gerekli görmektedir:

Sanığın kaçak cep telefonlarını yurda soktuğuna dair delil bulunmaması halinde, eylemin 5607 sayılı Kanun'un 3/5. maddesindeki kaçak eşyayı bilerek satma veya dolaşıma sokma suçunu oluşturup oluşturmadığı değerlendirilmelidir. El konulan telefonların müsaderesi, el konulamayanların ise kaim değerinin müsaderesi konusunda da karar verilmelidir.

Yargıtay 7. Ceza Dairesi, 2016/341 K.

Taşıtlar, depolar ve diğer araçlar bakımından da müsadere değerlendirmesi eşyanın suçla bağlantısı üzerinden yapılır. Taşıtın kaçakçılık faaliyetinde kullanılması veya suç konusu eşyanın muhafazasına tahsis edilmesi tek başına yeterli görülmez; somut olayın özellikleri, taşıtın kullanım biçimi ve failin eylemle bağlantısı ortaya konulmalıdır. Müsadere ile tasfiye aynı hukuki işlem değildir. Müsadere mülkiyetin kamuya geçirilmesine, tasfiye ise müsadere veya el koyma sonrasında eşyanın satış, imha ya da başka bir yöntemle nihai olarak elden çıkarılmasına ilişkindir.

İade, İmha ve Tazminat İmkânları

Eşyanın suçla bağlantısı veya müsadere koşulları kanıtlanamazsa iade kararı verilmesi gerekir. İade değerlendirmesinde eşyanın sahibinin veya zilyedinin hukuki durumu, eşyanın suç konusu olup olmadığı ve yargılama sonucunda müsadere için gerekli şartların oluşup oluşmadığı dikkate alınır. Kaçak niteliği bulunmayan veya suçla bağlantısı kurulamayan eşyanın muhafaza altında tutulması mülkiyet hakkına ölçüsüz müdahale oluşturur.

Bazı eşyalar bakımından muhafaza yerine imha uygulanabilir. 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu m.13/A uyarınca sağlığa veya güvenliğe tehdit oluşturan maddeler, bozulmuş gıda, ruhsatsız ilaç, uyuşturucu ve psikotrop maddeler bakımından mahkeme kararı beklenmeden imha mümkündür. Bu işlem, eşyanın niteliğini ve imha gerekçesini gösteren tutanakla gerçekleştirilmelidir. İmha sırasında eşyanın miktarı ve ayırt edici özellikleri belirlenmeli; gerekli hâllerde resmî görevliler ve bilirkişiler sürece katılmalıdır.

İmha veya tasfiye işlemi, eşyanın delil niteliğini ortadan kaldıracaksa gerekli tespitler yapılmadan gerçekleştirilemez. Delil olarak saklanması zorunlu olmayan, ancak toplum sağlığı veya güvenliği bakımından risk taşıyan eşyada ise kamu yararı ve delilin korunması birlikte gözetilir. Eşyanın değer kaybına uğraması veya bozulabilir nitelikte olması hâlinde, ileride iade ihtimalini korumak amacıyla kıymet tespiti yapılması önem taşır.

Haksız el koyma, hukuka aykırı koruma tedbiri veya yargılamanın gereğinden uzun sürmesi nedeniyle zarara uğrayan kişiler bakımından 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.141 kapsamında tazminat talep edilebilir. Tazminat değerlendirmesinde el koyma işleminin hukuka uygunluğu, tedbirin devam süresi, eşyanın ekonomik değeri ve kişinin uğradığı somut zarar dikkate alınır. Eşyanın iade edilmesi, haksız el koyma nedeniyle doğan her zararı kendiliğinden ortadan kaldırmaz; iade zamanı ve tedbir süresince meydana gelen kayıplar ayrıca incelenir.

Bu nedenle el koyma, müsadere, tasfiye, imha ve tazminat birbirinden farklı hukuki sonuçlardır:

  • El koyma, geçici koruma tedbiridir.
  • Müsadere, eşyanın mülkiyetinin kamuya geçirilmesidir.
  • Tasfiye, el konulan veya müsadere edilen eşyanın satış ya da başka bir yöntemle elden çıkarılmasıdır.
  • İmha, niteliği gereği muhafazası veya dolaşımda tutulması sakıncalı eşyanın ortadan kaldırılmasıdır.
  • Tazminat, hukuka aykırı el koyma veya uzun süren yargılama nedeniyle meydana gelen zararın giderilmesine yöneliktir.

Gümrük Cezaları, Başvuru Yolları ve Yargıtay Uygulaması

İdari Para Cezaları ve İtiraz Süreleri

Gümrük işlemlerindeki idarî yaptırımlar, ihlalin niteliğine göre 4458 sayılı Gümrük Kanunu’nun 234, 235, 236, 237, 238, 239 ve 241. maddelerinde düzenlenir. Bu hükümler; serbest dolaşıma girişte vergi kaybına neden olan beyan farklılıklarını, ihracat ve transit rejimi ihlallerini, antrepo işlemlerindeki aykırılıkları, özet beyan eksikliklerini, dahilde işleme ve geçici ithalat rejimlerine aykırılıkları, beyansız ithalat ve ihracatı ve genel usulsüzlükleri kapsar.

Gümrük Kanunu m.234, serbest dolaşıma giriş rejimi veya belirli geçici muafiyet uygulamalarında beyan ile muayene, denetleme ya da sonradan kontrol sonuçları arasındaki farklılıklara ilişkin cezaları düzenler. Eşyanın cins, tür, nitelik veya ölçülerindeki farklılıklar ile kıymet noksanlıkları bakımından uygulanacak ceza, vergi farkının niteliğine ve ilgili hükümde öngörülen koşullara göre belirlenir. Dahilde işleme ve geçici ithalat rejimlerine ilişkin yaptırımlar m.238, antrepo ihlalleri m.236, özet beyanla ilgili aykırılıklar m.237, beyansız ithalat ve ihracat işlemleri m.239, usulsüzlükler ise m.241 kapsamında ele alınır.

Gümrük ceza kararlarına karşı, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde ilgili idareye itiraz edilmesi gerekir. İtirazın 30 gün içinde karara bağlanmaması hâlinde zımni ret sonucu doğar. İtirazın reddedilmesi veya zımnen reddedilmiş sayılması üzerine, ret kararına karşı vergi mahkemesinde 30 gün içinde dava açılır. Gümrük Kanunu kapsamındaki bu idarî işlemlere karşı sulh ceza mahkemesine başvurulmaz; görevli yargı kolu idarî yargıdır.

Ceza kararının türüne göre ödeme süresi de değişir. Gümrük vergisine bağlı cezalar bakımından ödeme süresi 15 gün, vergiye bağlı olmayan maktu veya nispi cezalar bakımından ise tebliğden itibaren 1 ay olarak belirtilmiştir. İtiraz veya dava açma süresi ile ödeme süresi birbirinden farklıdır. Bu nedenle cezanın tebliğ tarihi, kararın hangi yaptırım türüne ilişkin olduğu ve başvuru yapılacak merci birlikte belirlenmelidir.

Elektronik tebligat bakımından süre hesabı, elektronik adrese ulaşma tarihi esas alınarak yapılır. Elektronik tebligat, elektronik adrese ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılır. İtiraz, dava ve ödeme sürelerinin başlangıcı bu tebligat kuralı dikkate alınarak hesaplanmalıdır. Sürenin yanlış başlangıç tarihinden hesaplanması, başvurunun süresinde yapılmaması sonucunu doğurabilir.

Kanun yoluna başvurmadan ödeme yapılması hâlinde bazı gümrük cezalarının dörtte üçü tahsil edilir. Peşin ödeme, itiraz hakkını ortadan kaldırmaz. Bununla birlikte ödeme ve başvuru süreçlerinin birlikte yürütülmesinde, kararın kapsamı ile yapılan ödemenin hangi kaleme ilişkin olduğu açıkça gösterilmelidir.

Hukuka Aykırı Arama ve Delil Değerlendirmesi

Gümrük kaçakçılığı soruşturmalarında ele geçirilen eşyanın delil olarak kullanılabilmesi, arama ve elkoyma işlemlerinin hukuka uygun şekilde gerçekleştirilmesine bağlıdır. Gümrük görevlilerinin yetkisi sınırsız değildir. 5607 sayılı Kanun m.9/2 kapsamında gümrük görevlilerinin arama yetkisinin gümrük salonları ve gümrük kapılarıyla sınırlı olduğu, gümrük sahası dışındaki aramalarda elde edilen delillerin yasak delil niteliği taşıyabileceği kabul edilmektedir.

Gümrük görevlilerinin arama yetkisi gümrük salonları ve gümrük kapıları ile sınırlıdır. Gümrük sahası dışında yapılan arama hukuka aykırıdır ve bu arama sonucunda elde edilen kaçak eşya yasak delil niteliğindedir.

Yargıtay 7. Ceza Dairesi, 2020/3453 E., 2020/19236 K.

Bu karar, aramanın yapıldığı yerin hukuki önemini açıkça ortaya koyar. Eşyanın kaçak niteliği, yetki sınırları dışında gerçekleştirilen aramayı hukuka uygun hâle getirmez. Arama işlemi hukuka aykırıysa, bu işlem sonucunda elde edilen eşya mahkûmiyetin ve buna bağlı müsadere kararının dayanağı olarak kullanılamaz.

5607 sayılı Kanun'un 9. maddesi uyarınca gümrük görevlilerinin arama yetkisi gümrük salonları ve kapılarıyla sınırlıdır. Gümrük sahası dışında araçta yapılan arama hukuka aykırı olduğundan, elde edilen delillere dayanılarak mahkumiyet kurulamaz.

Yargıtay 7. Ceza Dairesi, 2017/13469 E., 2020/11547 K.

Ceza yargılamasında arama kararının veya yazılı arama emrinin bulunup bulunmadığı ayrıca incelenmelidir. Yargıtay 7. Ceza Dairesi, usulüne uygun arama kararı veya yazılı arama emri olmadan gerçekleştirilen arama sonucunda ele geçirilen kaçak eşyanın hukuka aykırı delil olduğunu belirtmiştir:

Usulüne uygun arama kararı veya yazılı arama emri bulunmadan yapılan arama sonucunda elde edilen kaçak eşya hukuka aykırı delildir. Eşyanın kaçak olması hukuka aykırılığı ortadan kaldırmaz; hukuka aykırı delile dayanılarak mahkumiyet kurulamaz.

Yargıtay 7. Ceza Dairesi, 2015/22149 K.

Bununla birlikte, sanığın hukuka aykırı aramadan bağımsız ve açık bir ikrarının bulunması, somut olayın hukuki değerlendirmesini etkileyebilir:

Usulüne uygun arama kararı bulunmadan yapılan arama hukuka aykırı olsa da, sanığın kaçak sigaraları ticari amaçla aldığına ve işyerinde depoladığına ilişkin ikrarı bulunduğunda bu husus bozma nedeni oluşturmaz.

Yargıtay 7. Ceza Dairesi, 2015/15832 K.

Bu yaklaşım, delilin hukuka aykırılığı ile sanığın başka ve bağımsız delillerle ortaya konulan ikrarının birbirinden ayrılmasını gerektirir. Her dosyada ikrarın kapsamı, elde ediliş biçimi ve isnat edilen fiilin unsurlarını karşılayıp karşılamadığı ayrıca değerlendirilmelidir.

Yargıtay Kararlarında Ticari Amaç ve Müsadere

Yargıtay uygulamasında sınır ticaretine ilişkin dosyalarda suç vasfı, ticari amaç ve müsadere birbirinden bağımsız başlıklar olarak incelenir. Eylemin gümrük kapısından veya sınırdan yurda sokma süreciyle kesintisiz biçimde bağlantılı olup olmadığı, fiilin bölünerek farklı kanun hükümlerine tabi tutulmasını engelleyebilir:

Kaçak eşyanın gümrük kapısından veya sınırdan yurda sokulmak istenirken ya da bu eylemin kesintisiz devamı sırasında yakalanması halinde fiil 5607 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilmelidir. Eylemin bölünerek farklı kanunlara göre beraat ve mahkumiyet hükümleri kurulması hukuka aykırıdır.

Yargıtay 7. Ceza Dairesi, 2016/3355 K.

Bu değerlendirmede yakalama anı, eşyanın sınırdan geçirilme biçimi ve eylemin devamlılığı birlikte ele alınır. Aynı maddi olayın yapay biçimde parçalara ayrılması, suçun hukuki niteliğinin yanlış belirlenmesine ve farklı yaptırımların hatalı uygulanmasına yol açar.

Ticari amaç yönünden ise eşyanın miktarı tek başına kesin ölçüt değildir. Eşyanın kişisel kullanım amacıyla bulundurulduğuna ilişkin savunma, dosyadaki diğer delillerle birlikte değerlendirilmelidir. Ticari kast somutlaştırılamadığında mahkûmiyet hükmü kurulamaz.

Kaçak eşyanın müsaderesinde de önce fiilin hangi suç tipine uyduğu belirlenmelidir. Yargıtay, kaçak cep telefonları bakımından eşyanın yurda sokulduğuna dair delil bulunmadığında, eylemin kaçak eşyayı bilerek satma veya dolaşıma sokma kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceğinin araştırılmasını; el konulan ve el konulamayan eşyalar bakımından farklı müsadere sonuçlarının kurulmasını gerekli görmüştür:

Sanığın kaçak cep telefonlarını yurda soktuğuna dair delil bulunmaması halinde, eylemin 5607 sayılı Kanun'un 3/5. maddesindeki kaçak eşyayı bilerek satma veya dolaşıma sokma suçunu oluşturup oluşturmadığı değerlendirilmelidir. El konulan telefonların müsaderesi, el konulamayanların ise kaim değerinin müsaderesi konusunda da karar verilmelidir.

Yargıtay 7. Ceza Dairesi, 2016/341 K.

Bu karar, eşyanın sanık tarafından doğrudan yurda sokulmamış olmasının, diğer seçimlik hareketlerin incelenmesine engel olmadığını gösterir. Ancak müsadere bakımından el konulan eşyanın kendisi ile bulunamayan eşyanın karşılık değeri arasında ayrım yapılması zorunludur.

Sonuç olarak sınır ticaretindeki idarî gümrük cezası ile kaçakçılık suçuna ilişkin ceza yargılaması farklı başvuru ve değerlendirme kurallarına tabidir. İdarî cezalarda 15 günlük itiraz, ret kararına karşı 30 günlük dava ve ilgili yaptırıma göre 1 aylık ödeme süresi; ceza yargılamasında ise aramanın hukuka uygunluğu, ticari amacın somut delillerle kanıtlanması ve müsadere koşullarının ayrıca kurulması belirleyicidir. Bu unsurlar birlikte incelenmeden idarî yaptırımın veya cezaî sorumluluğun hukuka uygun biçimde tespit edilmesi mümkün değildir.

Yazar Görseli
Müellif

Av. Ali Haydar GÜLEÇ

Güleç Hukuk Bürosu'nda 9 yıldır yöneticilik ve avukatlık yapmaktadır.