Yeni İnfaz Düzenlemesi Kapsamında Şartla Tahliye Şartları 2026

Yeni İnfaz Düzenlemesi Kapsamında Şartla Tahliye Şartları 2026

2026 yılı itibarıyla şartla tahliye hesabı, kamuoyundaki genel af veya toplu tahliye iddialarından bağımsız olarak somut dosya verileri üzerinden yapılmalıdır. Koşullu salıverilme için gerekli infaz oranı, iyi hâl değerlendirmesi, suç tarihi, özel infaz rejimi ve denetimli serbestlik süresi birlikte incelenir. Bu makalede 5275 sayılı Kanun çerçevesinde şartla tahliye şartları, farklı suç gruplarına uygulanan oranlar, mükerrirlerin durumu ve hatalı müddetnameye karşı başvuru yolları ele alınmaktadır.

2026 Yılında İnfaz Rejiminin Güncel Çerçevesi

12. Yargı Paketi’nin Koşullu Salıverilmeye Etkisi

Kaynak verilere göre 12. Yargı Paketi kapsamında 7589 sayılı Kanun, 16 Temmuz 2026 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda kabul edilmiştir. Ancak 25 Temmuz 2026 itibarıyla Resmî Gazete’de yayımlanmadığı için henüz yürürlüğe girmemiştir. Bu nedenle 7589 sayılı Kanun’un yürürlükte bulunan kesinleşmiş hapis cezaları bakımından doğrudan uygulanması ve mevcut koşullu salıverilme hesaplarını kendiliğinden değiştirmesi söz konusu değildir.

  1. Yargı Paketi, kesinleşmiş hapis cezaları yönünden herkesi kapsayan yeni bir koşullu salıverilme modeli getirmemektedir. Paketin, tüm hükümlüler için koşullu salıverilme oranlarını genel olarak düşürdüğü veya denetimli serbestlik süresini otomatik biçimde artırdığı sonucuna varılamaz. Bu nedenle yalnızca 12. Yargı Paketi’nin kabul edilmiş olması, hükümlünün doğrudan tahliye edileceği ya da müddetnamesindeki koşullu salıverilme tarihinin değişeceği anlamına gelmez.

İnfaz hesabında temel ayrım, düzenlemenin kesinleşmiş cezanın infazına mı yoksa yargılama sonucunda verilen hükmün açıklanmasına mı ilişkin olduğunun belirlenmesidir. 5275 sayılı Kanun m.105/A, cezanın denetimli serbestlik tedbiri altında infazını; 5275 sayılı Kanun m.107 ise koşullu salıverilmeyi düzenleyen temel hükümlerdir. 12. Yargı Paketi’ndeki denetim düzenlemesi ise kaynak verilere göre bu iki infaz kurumundan değil, CMK m.231 kapsamındaki hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumundan kaynaklanmaktadır.

Bu ayrım, paketin etkisinin doğru belirlenmesi bakımından zorunludur. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, mahkûmiyet hükmünün belirli şartlarla açıklanmamasını ve sanığın denetim süresine tabi tutulmasını ifade eder. Denetimli serbestlik ve koşullu salıverilme ise kesinleşmiş hapis cezasının infaz sürecinde, hükümlünün cezasının belirli bölümünü toplum içinde geçirmesine ilişkin kurumlardır. Dolayısıyla CMK m.231’deki değişiklik, tek başına 5275 sayılı Kanun m.105/A veya m.107 uyarınca hazırlanmış bir müddetnameyi değiştirmez.

7571 Sayılı Kanun ve Geçici İnfaz Düzenlemeleri

7571 sayılı Kanun, kaynak metne göre 11. Yargı Paketi kapsamında Aralık 2025’te yapılan ve 31 Temmuz 2023 ve öncesinde işlenen bazı suçlar bakımından özel infaz imkânı getiren düzenlemenin dayanağıdır. Bu düzenleme, belirli hükümlülerin kapalı ceza infaz kurumundan açık ceza infaz kurumuna ve açık ceza infaz kurumundan denetimli serbestliğe daha erken ayrılabilmesini sağlamaktadır.

Düzenlemenin uygulanmasında suç tarihi belirleyicidir. Suçun 31 Temmuz 2023 veya öncesinde işlenmiş olması gerekir. Bununla birlikte düzenleme bütün suçlar bakımından geçerli değildir. Terör ve örgütlü suçlar, deprem nedeniyle bina veya yapıların yıkılması, çökmesi ya da hasar alması sonucunda meydana gelen öldürme suçları, belirli kişilere karşı kasten öldürme suçları, cinsel saldırı ve çocuğun cinsel istismarı suçları kapsam dışında bırakılmıştır.

Bu nedenle 7571 sayılı Kanun’dan yararlanma değerlendirmesi yalnızca toplam ceza miktarına göre yapılamaz. Aşağıdaki unsurlar birlikte incelenmelidir:

  • Suçun işlendiği tarih,
  • Suçun kanuni niteliği,
  • Birden fazla ilam bulunup bulunmadığı,
  • İçtima edilen cezalar arasında 1 Ağustos 2023 ve sonrasında işlenmiş bir suç bulunup bulunmadığı,
  • Hükümlünün daha önce denetimli serbestlikten yararlanıp yararlanmadığı,
  • Şartla tahliyenin geri alınıp alınmadığı,
  • Disiplin durumu ve iyi hâl değerlendirmesi.

7571 sayılı Kanun’dan kaynaklanan erken ayrılma imkânı, genel af niteliğinde değildir. Düzenleme mahkûmiyeti ortadan kaldırmaz ve cezanın tamamen infaz edilmediği sonucunu doğurmaz. Yalnızca kanunda öngörülen koşulların gerçekleşmesi hâlinde infazın açık kurumda veya denetimli serbestlik altında sürdürülmesine imkân tanır.

Ayrıca 7550 sayılı Kanun ile getirilen ve CGTİHK Geçici m.11 kapsamında geçiş hükmüne bağlanan kurumda kalma şartı ayrıca değerlendirilmelidir. Buna göre koşullu salıverilme tarihine kadar geçirilmesi gereken sürenin en az onda birinin ve her hâlde en az beş gününün ceza infaz kurumunda geçirilmesi şartı öngörülmüştür. Ancak bu şart, düzenlemenin yürürlük tarihinden önce işlenen suçlara uygulanmamaktadır. Bu geçiş hükmü, suç tarihi esas alınarak lehe veya aleyhe sonuçların belirlenmesini zorunlu kılar.

Hagb, Denetimli Serbestlik ve Koşullu Salıverilme Ayrımı

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, denetimli serbestlik ve koşullu salıverilme aynı hukuki kurumlar değildir. Kavramların birbirine karıştırılması, kişinin 2026 yılında tahliye hakkı bulunduğu yönünde hatalı değerlendirmelere yol açar.

HAGB, CMK m.231 kapsamında uygulanan bir ceza muhakemesi kurumudur. Bu kurumda mahkemece kurulan hüküm belirli şartlarla açıklanmaz ve kişi denetim süresine tabi tutulur. Denetim süresinde kasıtlı yeni suç işlenmemesi ve belirlenen yükümlülüklere uyulması hâlinde hüküm ortadan kaldırılarak davanın düşmesine karar verilir. İhlal hâlinde ise hükmün açıklanması gündeme gelir. HAGB, bu yönüyle kesinleşmiş bir hapis cezasının ceza infaz kurumunda veya toplum içinde nasıl infaz edileceğini düzenleyen 5275 sayılı Kanun hükümlerinden ayrılır.

Denetimli serbestlik, 5275 sayılı Kanun m.105/A uyarınca kesinleşmiş hapis cezasının belirli bölümünün, koşullu salıverilme tarihine kadar toplum içinde ve denetim altında infaz edilmesidir. Bu süreçte hükümlü hakkında belirli yükümlülükler uygulanabilir. Yükümlülüklerin ihlali, denetimli serbestlik kararının kaldırılmasına ve infazın yeniden ceza infaz kurumunda sürdürülmesine neden olabilir.

Koşullu salıverilme ise 5275 sayılı Kanun m.107 kapsamında, hükümlünün kanunda öngörülen infaz süresini iyi hâlli olarak geçirmesinden sonra cezasının kalan bölümünü denetim altında toplum içinde tamamlamasıdır. Koşullu salıverilme, hükümlülüğü hak ederek tahliye tarihine kadar sona erdirmez. Bu nedenle üç kurumun hukuki sonucu farklıdır: HAGB hükmün açıklanmasını erteler, denetimli serbestlik kesinleşmiş cezanın son bölümünün toplum içinde infazını sağlar, koşullu salıverilme ise kanuni infaz süresi ve iyi hâl koşulları gerçekleştiğinde uygulanır.

Bu ayrım, 12. Yargı Paketi ve geçici infaz düzenlemelerinin somut dosyaya etkisini belirlerken esas alınmalıdır. Paketin CMK m.231’e ilişkin hükümleri ile 7571 sayılı Kanun ve 7550 sayılı Kanun kapsamındaki infaz hükümleri farklı şartlara, farklı sonuçlara ve farklı yürürlük kurallarına tabidir.

Koşullu Salıverilme Şartları ve İnfaz Oranları

İyi Hâl Değerlendirmesi

Koşullu salıverilmenin temel dayanağı 5275 sayılı Kanun m.107’dir. Hükümlünün koşullu salıverilmeden yararlanabilmesi için kanunda öngörülen infaz süresini ceza infaz kurumunda geçirmesi, bu süre boyunca iyi hâlli olması ve koşullu salıverilme kararının verilmesi gerekir. Bu şartlar birlikte gerçekleşmeden yalnızca belirli bir sürenin ceza infaz kurumunda geçirilmiş olması tahliye için yeterli değildir.

İyi hâl değerlendirmesi, hükümlünün ceza infaz kurumundaki bütün infaz sürecini ilgilendirir. 5275 sayılı Kanun m.89 uyarınca değerlendirme, idare ve gözlem kurulu tarafından infazın tüm aşamalarında en geç altı ayda bir yapılır. Kurulun değerlendirmesi, koşullu salıverilme tarihinin hesaplanmasından ayrı bir aşamadır. Bu nedenle müddetnamede koşullu salıverilme için esas alınan tarih bulunması, hükümlünün otomatik olarak tahliye edileceği anlamına gelmez.

İyi hâlin belirlenmesinde hükümlünün kurum düzenine ve kurallara uyumu, disiplin durumu, infaz sürecindeki davranışları ve kendisi için belirlenen iyileştirme faaliyetlerine yaklaşımı önem taşır. Disiplin cezaları ve kurulun olumsuz değerlendirmesi, koşullu salıverilme işlemini etkileyebilir. Bu değerlendirmelerin somut gerekçeye dayanması gerekir. Sürelerin veya disiplin sürecine ilişkin kuralların hukuka aykırı uygulanması hâlinde koşullu salıverilme hesabı ve tahliye tarihi bakımından yargısal denetim gündeme gelir.

Yargıtay 19. Ceza Dairesinin 21.01.2016 tarihli kararında, 5275 sayılı Kanun'un 47. maddesinde disiplin soruşturmasının başlatılması, tamamlanması ve disiplin kurulunca karar verilmesi için öngörülen sürelerin emredici nitelikte olduğu; bu sürelere uyulmadan verilen disiplin cezasının onaylanamayacağı belirtilmiştir. Ayrıca disiplin cezalarının tamamı infaz edilip kaldırılmadıkça koşullu salıverilme işlemi yapılamayacağı, ancak bu sürenin hak ederek salıverme tarihini geçemeyeceği kabul edilmiştir.

Bu karar, disiplin işlemlerinin koşullu salıverilme üzerindeki etkisinin sınırsız olmadığını göstermektedir. Disiplin soruşturmasının ve karar sürecinin kanuni çerçevede yürütülmesi zorunludur. Hak ederek tahliye tarihini aşacak şekilde disiplin cezasının koşullu salıverilmeye engel oluşturması mümkün değildir.

Anayasa Mahkemesi de koşullu salıverilme hesabının, kişinin ceza infaz kurumunda kalması gereken süreyle doğrudan bağlantılı olduğunu kabul etmektedir:

Anayasa Mahkemesinin Ercan Bucak (2) başvurusuna ilişkin 16.02.2017 tarihli kararında, koşullu salıverilme hesabının kişinin ceza infaz kurumunda kalması gereken süreyle doğrudan bağlantılı olduğu; kanunda öngörülen bütün şartları taşıyan hükümlü hakkında koşullu salıverilme hükümlerinin uygulanmaması ve kişinin kanuni dayanak olmaksızın ceza infaz kurumunda tutulmaya devam edilmesinin kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını ihlal edebileceği belirtilmiştir. Bununla birlikte koşullu salıverilmenin yalnızca sürenin dolmasıyla kendiliğinden gerçekleşen mutlak bir hak olmadığı, kanuni sürenin tamamlanmasının yanı sıra iyi hâl ve diğer infaz şartlarının da bulunması gerektiği kabul edilmiştir.

Bu yaklaşım iki hususu birlikte ortaya koyar: Kanuni sürenin tamamlanmasına rağmen hukuki dayanak olmadan tutulma sürdürülemez; ancak süre hesabının tamamlanması tek başına koşullu salıverilmeyi doğurmaz. İyi hâl ve diğer infaz koşulları ayrıca incelenmelidir.

Süreli Hapis ve Müebbet Cezalarında Oranlar

Süreli hapis cezalarında koşullu salıverilme bakımından genel oran, kaynak verilerde cezanın 1/2’si olarak belirtilmiştir. Bu oran bütün suçlar bakımından değişmez değildir. Suçun niteliği, suç tarihi ve hükümlünün infaz statüsü dikkate alınarak bazı suçlarda 2/3 veya 3/4 oranı uygulanır. Bu nedenle aynı süreli hapis cezası, farklı suç nitelendirmeleri veya farklı infaz rejimleri nedeniyle farklı koşullu salıverilme tarihleri doğurabilir.

Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası bakımından genel koşullu salıverilme süresi 30 yıl, müebbet hapis cezası bakımından ise 24 yıl olarak belirtilmiştir. Bu süreler, hükümlünün iyi hâlli olması ve diğer kanuni şartların gerçekleşmesi koşuluyla değerlendirilir. Hapis cezasının türü, suçun niteliği ve özel infaz hükümleri belirlenmeden yalnızca ceza miktarına bakılarak tahliye tarihi belirlenemez.

İnfaz oranının uygulanmasında özellikle şu unsurlar birlikte incelenmelidir:

  • Hükümde yer alan suçun kanuni niteliği,
  • Suçun işlendiği tarih,
  • Süreli hapis, müebbet veya ağırlaştırılmış müebbet cezası bulunması,
  • Tekerrür veya özel infaz rejiminin uygulanıp uygulanmadığı,
  • Birden fazla kesinleşmiş cezanın içtima edilip edilmediği,
  • Tutukluluk ve gözaltı sürelerinin mahsup edilmesi,
  • İdare ve gözlem kurulunun iyi hâl değerlendirmesi,
  • Koşullu salıverilme tarihinin müddetnamede doğru hesaplanıp hesaplanmadığı.

Koşullu salıverilme hesabında lehe düzenlemeler de suç tarihiyle bağlantılı olarak değerlendirilir. Önceki bölümde açıklanan geçici infaz hükümleri, her dosyada aynı sonucu doğurmaz. Suç türü ve suç tarihi bakımından kapsam dışı kalan bir hükümlüye daha lehe bir oran veya süre uygulanamaz. Buna karşılık dosyanın tabi olduğu geçiş hükümleri dikkate alınmadan yapılan aleyhe hesaplama da hukuki denetime açıktır.

Koşullu salıverilme tarihinin yanlış hesaplandığı düşünülüyorsa hüküm, suç tarihi, infaz oranı, mahsup kayıtları ve müddetname birlikte incelenmelidir. İnfaz hesabındaki hata, yalnızca matematiksel bir yanlışlık olmayabilir; suçun yanlış kategoriye alınması, içtima sonucunun hatalı değerlendirilmesi veya iyi hâl kararının hesaba katılmaması da tahliye tarihini etkileyebilir.

Özel Suç Gruplarında Uygulanan İnfaz Rejimi

Bazı suçlarda genel 1/2 oranı yerine daha ağır koşullu salıverilme oranları uygulanır. Kaynak verilere göre 2/3 oranı; kasten öldürme, bazı neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama, işkence, eziyet, bazı cinsel suçlar, özel hayatın gizliliğine karşı suçlar ve bazı örgütlü suçlar bakımından öngörülmüştür. Bu oranların uygulanması, hükümdeki suç vasfına ve ilgili özel düzenlemelere göre belirlenir.

3/4 oranı ise kaynak verilerde özellikle TCK m.102/2, m.103, m.104/2-3 ve m.188 kapsamındaki suçlarla ilişkilendirilmiştir. Bu kapsamda nitelikli cinsel saldırı, çocuğun cinsel istismarı, belirtilen nitelikli cinsel suçlar ile uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti bakımından genel orandan daha ağır bir infaz rejimi uygulanır. Suçun yalnızca başlığı değil, hükümde kabul edilen madde ve fıkra da infaz oranının belirlenmesinde önem taşır.

Özel suç gruplarında denetimli serbestlik ve koşullu salıverilme birbirinden ayrı değerlendirilmelidir. Daha yüksek koşullu salıverilme oranının uygulanması, hükümlünün koşullu salıverilme tarihinden önce denetimli serbestlikten yararlanamayacağı anlamına gelmez; denetimli serbestlik bakımından ayrıca 5275 sayılı Kanun m.105/A ve dosyaya uygulanabilecek geçici hükümler incelenir. Aynı şekilde, bir suçun özel infaz rejimine tabi olması, iyi hâl değerlendirmesini ortadan kaldırmaz.

Özel suçlarda suç tarihi ayrıca belirleyicidir. Kaynak verilerde, belirli cinsel suçlar ile uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti bakımından 28 Haziran 2014 öncesindeki suçlarda farklı oranların uygulanabildiği; sonraki tarihlerde ise daha ağır oranların gündeme geldiği belirtilmiştir. Bu nedenle infaz oranı belirlenirken hükmün kesinleşme tarihi tek başına esas alınmaz. Suç tarihi, uygulanabilir lehe düzenlemeler ve özel geçiş hükümleri karşılaştırılır.

Tekerrür de özel infaz rejimini ağırlaştıran bir unsur olarak değerlendirilir. Kaynak verilere göre mükerrirler bakımından koşullu salıverilme oranı 2/3 olarak uygulanabilir; ikinci defa tekerrür hâlinde ise bazı durumlarda koşullu salıverilme hükümleri uygulanmaz. Bu nedenle hükümlünün mükerrir kabul edilip edilmediği, tekerrüre esas ilamın niteliği ve ikinci defa tekerrür koşullarının bulunup bulunmadığı müddetname düzenlenirken ayrıca incelenmelidir.

Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 30.01.2017 tarihli kararında, hükümlünün infazının durdurularak tahliye edildiği tarihten sonraki süreçte kötü hâlli olduğunun kabulüne imkân bulunmadığı, genel kural olarak iyi hâlli olduğunun kabul edilerek 5275 sayılı Kanun'un 107/1. maddesi uyarınca koşullu salıverilmeden yararlandırılması gerektiği belirtilmiş ve bu husus gözetilmeden verilen karar kanun yararına bozulmuştur.

Bu karar, iyi hâl değerlendirmesinin varsayıma değil, somut infaz verilerine dayanması gerektiğini ortaya koymaktadır. Hükümlünün aleyhine sonuç doğuran bir kabul, dosyadaki gerçek ve hukuken geçerli bilgilerle temellendirilmelidir.

Sonuç olarak 2026 yılında koşullu salıverilme hesabı; 5275 sayılı Kanun m.107, infaz oranı, suç tarihi, suçun niteliği, tekerrür, mahsup, içtima ve iyi hâl değerlendirmesinin birlikte incelenmesini gerektirir. Genel oran veya müebbet cezalarına ilişkin süreler tek başına kesin tahliye tarihi vermez. Kesin sonuç, güncel mevzuat ve infaz dosyası üzerinden düzenlenen müddetnameyle belirlenir; müddetnamede hata bulunması hâlinde infaz hâkimliği nezdinde yargısal denetim talep edilebilir.

Yazar Görseli
Müellif

Av. Ali Haydar GÜLEÇ

Güleç Hukuk Bürosu'nda 9 yıldır yöneticilik ve avukatlık yapmaktadır.