Hatay'da Yüksek Yağış Sezonu: Su Baskınında Araç Hasarı Tazminatı

Hatay'da Yüksek Yağış Sezonu: Su Baskınında Araç Hasarı Tazminatı

Hatay'da yüksek yağış sezonunun başlamasıyla birlikte su baskını kaynaklı araç hasarlarında artış gözlemlenmektedir. Sel felaketi sonrası oluşan zararların tazmini için belediyelerin altyapı ihmallerine dayalı hukuki sorumlulukları ve kasko poliçelerindeki kritik teminatlar, mağdurların izlemesi gereken yasal süreci belirlemektedir. Bu rehber, araç sahiplerinin maddi kayıplarını telafi edebilmeleri için gerekli olan tam yargı davası usullerini ve sigorta hukuku detaylarını sunmaktadır.

Belediyelerin Altyapı ve Su Baskını Yönetiminden Kaynaklı Hukuki Sorumluluğu

İdare hukukunda belediyelerin sorumluluğu, kamu hizmetlerinin yürütülmesi sırasında ortaya çıkan zararların tazmini istemiyle açılan tam yargı davalarının temelini oluşturur. Bu kapsamda, özellikle aşırı yağışlar neticesinde meydana gelen sel ve su baskınlarında ortaya çıkan araç ve iş yeri zararlarından ötürü belediyelerin sorumluluğunun tespiti önem arz etmektedir. İlgili uyuşmazlıklarda 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu, 5393 sayılı Belediye Kanunu ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu (İYUK) hükümleri bir arada uygulanmaktadır.

Hizmet Kusuru ve Kusursuz Sorumluluk İlkeleri

İdarenin hukuki sorumluluğu, kamu hizmetinin hiç işlememesi, geç işlemesi veya kötü işlemesi durumlarında ortaya çıkan "hizmet kusuru" esasına dayanır. Sel ve su baskını gibi doğa olaylarında idarenin sorumluluğunun bulunup bulunmadığı araştırılırken, öncelikle hizmet kusurunun varlığı incelenir. İdare, afet risklerine karşı gerekli altyapı önlemlerini almak, su tahliye kanallarını açık tutmak ve denetim yükümlülüklerini yerine getirmekle yükümlüdür. Bu yükümlülüklerin yerine getirilmemesi, idari eylem veya ihmal boyutunda bir hizmet kusuru teşkil eder.

"İdari yargı merciince, idari faaliyetler neticesinde doğan zararların tazmini istemiyle açılan tam yargı davalarında, öncelikle idarenin hizmet kusurunun bulunup bulunmadığı araştırılmalı; hizmet kusuru tespit edilemediği takdirde ise kusursuz sorumluluk ilkeleri uyarınca bir değerlendirme yapılarak karar verilmelidir." (Danıştay 10. Daire K. 2021/3716)

Yukarıda yer alan Danıştay kararı, idari yargı mercilerinin tazminat taleplerini değerlendirirken izlemesi gereken metodolojik sırayı kesin bir şekilde ortaya koymaktadır. Mahkeme, idarenin sorumluluğunu doğrudan kusursuz sorumluluk kapsamında değerlendirmeden önce, somut olayda altyapı yetersizliği veya ihmal gibi bir hizmet kusurunun bulunup bulunmadığını titizlikle incelemek zorundadır. Hizmet kusurunun bulunmadığı, ancak kamu külfetlerinin eşit paylaşılması veya tehlike ilkesi gibi hususların mevcut olduğu istisnai durumlarda ise kusursuz sorumluluk ilkelerine başvurulur.

Altyapı tesislerindeki bakım ve onarım eksiklikleri, doğrudan hizmet kusurunun en belirgin örnekleridir. Özellikle kanalizasyon, rüzgar ve yağmur suyu hatlarındaki tıkanıklıklar veya teknik aksaklıklar idarenin doğrudan sorumluluğunu doğurur.

"Altyapı hizmetlerindeki ihmaller, örneğin gevşek logar kapağı nedeniyle oluşan kazalar idarenin hizmet kusuru kapsamında değerlendirilir." (Danıştay 15. Daire K. 2016/3486)

Bu karar, belediyelerin sorumluluk alanındaki altyapı unsurlarının sürekli olarak güvenli ve çalışır durumda tutulması gerektiğini açıkça göstermektedir. Gevşek bir rögar kapağı veya temizlenmeyen bir yağmur suyu mazgalı nedeniyle meydana gelen su baskınlarında, idarenin gözetim ve bakım görevini ihmal ettiği kabul edilerek hizmet kusuruna hükmedilmektedir.

Yasal Dayanaklar ve Görev Tanımları

Belediyelerin su baskınlarını önleme, dere ıslahı yapma ve yağmur sularını uzaklaştırma görevleri kanunla açıkça düzenlenmiştir. Büyükşehir sınırları içerisinde ve ilçe belediyelerinde yetki paylaşımı şu yasal dayanaklara göre şekillenmektedir:

  • Büyükşehir Belediyelerinin Görevleri: (5216 sayılı Kanun m.7/r) uyarınca su ve kanalizasyon hizmetlerini yürütmek, gerekli baraj ve diğer tesisleri kurmak, kurdurmak, işletmek ve derelerin ıslahını yapmak büyükşehir belediyelerinin asli görev, yetki ve sorumlulukları arasında sayılmıştır.
  • İlçe ve Belde Belediyelerinin Görevleri: (5393 sayılı Kanun m.15/e) kapsamında atık su ve yağmur suyunun uzaklaştırılmasını sağlamak, bunlar için gerekli tesisleri kurmak, kurdurmak, işletmek ve işlettirmek belediyenin görevleri arasında tanımlanmıştır.

Bu yasal düzenlemeler gereğince, yerleşim yerlerinde su taşkınlarının önlenmesi için gerekli drenaj sistemlerinin kurulması idari bir zorunluluktur. Doğal afetlerin önlenemez boyutlarda olduğu (mücbir sebep) durumlarda illiyet bağı kesilebilse de, belediyenin altyapıyı geliştirmek, su yollarını temizlemek veya sel riskini azaltmak için gerekli adımları atmadığının tespiti halinde sorumluluk devam eder.

Sel felaketi sonrasında maddi ve manevi zarara uğrayan hak sahiplerinin idari yargı mercilerinde haklarını aramaları ve tazminat talebinde bulunmaları yasal bir haktır. Bu süreçlerin takibinde profesyonel hukuki destek alınması, hak kayıplarının önlenmesi açısından büyük önem taşır. Süreçte görev alan avukatlar ve hukuk büroları, müvekkillerine ait tüm bilgi ve belgeleri (1136 sayılı Kanun) kapsamında tanımlanan mesleki gizlilik ve ifşa etmeme ilkeleri çerçevesinde hassasiyetle korumakla yükümlüdür.

Kasko Sigortası ve Doğal Afet Teminatlarının Kapsamı

Doğal afetlerin yol açtığı maddi hasarlar, özellikle sel ve su baskını gibi durumlarda araçlarda geri dönülemez mekanik ve elektronik kayıplara neden olmaktadır. Bu tür durumlarda araç sahiplerinin maddi zararlarını teminat altına alabilmeleri, sahip oldukları sigorta poliçelerinin türüne ve poliçede yer alan özel klozlara bağlıdır. Türkiye'deki mevcut sigorta mevzuatı çerçevesinde, araçların uğradığı doğal afet hasarlarının karşılanması hususunda zorunlu ve isteğe bağlı sigorta türleri arasında kesin sınırlar çizilmiştir. Bu kapsamda, hasarın tazmin edilmesinde Kara Araçları Kasko Sigortası Genel Şartları hükümleri esas alınmaktadır.

Zorunlu Trafik Sigortası ile Farklar

Araç sahiplerinin en çok yanılgıya düştüğü konuların başında, Zorunlu Trafik Sigortası ile Kasko Sigortası arasındaki teminat kapsamı farkı gelmektedir. Zorunlu trafik sigortası, bir sorumluluk sigortası türüdür. Amacı, sigortalının karıştığı bir kaza neticesinde üçüncü şahıslara verdiği maddi, bedeni zararları, tedavi giderlerini ve sakatlanma/ölüm gibi tazminat yükümlülüklerini karşılamaktır. Dolayısıyla, zorunlu trafik sigortası, sigortalının kendi aracında meydana gelen hasarları hiçbir şekilde teminat altına almaz. Sel, su baskını, fırtına, yıldırım, deprem veya dolu gibi doğal afetler sonucunda sigortalı araçta oluşan hasarlar zorunlu trafik sigortası kapsamı dışındadır.

Doğal afetlerden kaynaklanan araç hasarlarının sigorta şirketi tarafından tazmin edilebilmesi için tek yasal güvence kasko sigortasıdır. Ancak kasko sigortasının varlığı da tek başına yeterli değildir; hasarın karşılanabilmesi için ilgili doğal afet teminatlarının poliçede açıkça yer alması gerekmektedir. Kara Araçları Kasko Sigortası Genel Şartları (yürürlük tarihi: 01.04.2013) uyarınca, sigorta ürünleri kapsamlarına göre dört ana gruba ayrılmaktadır:

  • Dar Kasko: Standart ana teminatların sadece bir kısmı için güvence sağlar; doğal afet teminatları genellikle kapsam dışıdır.
  • Kasko: Çarpma, çarpılma, yanma, çalınma gibi ana teminatları standart olarak içerir.
  • Genişletilmiş Kasko: Ana teminatlara ek olarak sel, su baskını, deprem, dolu gibi doğal afetlerin ve diğer ek risklerin sözleşme ile teminat altına alındığı kasko türüdür.
  • Tam Kasko (All Risks): Genel şartlarda teminat dışı bırakılmayan tüm risklerin güvence altına alındığı en kapsamlı poliçe türüdür.

Sel ve su baskını hasarlarının tazmin edilebilmesi için poliçede "sel ve su baskını teminatı" veya genel bir "doğal afet klozunun" bulunması zorunludur. Eğer poliçe "dar kasko" olarak düzenlenmişse veya ilgili ek teminatlar poliçeden çıkarılmışsa, meydana gelen zarar tamamen araç sahibinin üzerinde kalmaktadır.

Hasar Bildirim ve Tazminat Usulü

Sel veya su baskını nedeniyle aracı hasar gören sigortalının, tazminat sürecini başlatabilmesi için yasal olarak belirlenmiş sürelere ve usullere uyması şarttır. Rizikonun gerçekleşmesi halinde izlenmesi gereken adımlar ve hak düşürücü süreler şu şekildedir:

  • Hasar Bildirim Süresi: Sigortalı, sel hasarını öğrendiği tarihten itibaren en geç 5 iş günü içinde durumu sigorta şirketine bildirmekle yükümlüdür (Genel Şartlar B.1). Bildirimin gecikmeksizin yapılması, hasar tespitinin sağlıklı yapılabilmesi açısından kritik önem taşır.
  • Evrakların Tamamlanması ve Ekspertiz: Bildirimin ardından sigorta şirketi tarafından görevlendirilen eksper, araç üzerinde inceleme yaparak hasar oranını ve nedenini belirler. Sigortacı, hasar ihbarından itibaren en geç üç iş günü içinde gerekli belgeleri sigortalıdan talep eder.
  • Ödeme Süresi: Gerekli tüm belgelerin sigorta şirketine teslim edilmesinden ve eksper raporunun tamamlanmasından itibaren sigortacı, en geç 10 iş günü içinde incelemelerini bitirip tazminat ödemesini gerçekleştirmek zorundadır (Genel Şartlar B.3.3.4.1). Tazminat borcu, her halükarda hasar ihbarından itibaren 45 gün sonra muaccel hale gelmektedir.
  • Zamanaşımı Süresi: Kasko sigortası sözleşmesinden doğan tüm tazminat ve alacak talepleri, alacağın muaccel olduğu tarihten itibaren 2 yıllık zamanaşımı süresi içinde talep edilmelidir (Genel Şartlar C.10). Bu sürenin aşılması durumunda hak sahiplerinin talep hakkı ortadan kalkar.

Sigorta şirketinin ödemeyi geciktirmesi, tazminat miktarında haksız kesinti yapması veya hasarı tamamen reddetmesi durumunda, uyuşmazlıklar Sigorta Tahkim Komisyonu'na veya görevli mahkemelere taşınabilir. Yargı kararı veya hakem kararıyla iadesine ya da ödenmesine hükmedilen tazminat bedellerine, temerrüt tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanun hükümleri uyarınca yasal faiz işletilmektedir. Mağduriyet yaşanmaması adına, kasko poliçesi yaptırılırken muafiyet oranlarının, sel teminat limitlerinin ve ikame araç gibi ek hizmetlerin kapsamının dikkatle incelenmesi gerekmektedir.

Tam Yargı Davalarında Başvuru Süreçleri ve Hak Düşürücü Süreler

İdari yargı hukukunda, idarenin işlem, eylem veya ihmali neticesinde kişisel hakları doğrudan ihlal edilenlerin maddi ve manevi zararlarının tazmini amacıyla açtıkları davalar tam yargı davası olarak adlandırılır. Hatay gibi yoğun yağış alan bölgelerde, altyapı yetersizliği veya dere ıslahı çalışmalarındaki ihmaller sebebiyle araçları su altında kalan vatandaşların, uğradıkları zararları tazmin edebilmeleri için bu hukuki yolu izlemeleri gerekmektedir. Ancak tam yargı davaları, özel hukukta yer alan tazminat davalarından farklı olarak, çok sıkı şekil şartlarına ve hak düşürücü sürelere tabidir.

İdari Eylemlerden Doğan Zararlar

Sel, su baskını ve taşkın gibi olaylar neticesinde meydana gelen araç hasarları, idare hukuku terminolojisinde genellikle bir "idari eylem" olarak değerlendirilir. İdarenin kanalizasyon sistemlerini temizlememesi, yağmur suyu tahliye kanallarını açık tutmaması veya gerekli baraj ve setleri inşa etmemesi gibi durumlar, hizmet kusuru teşkil eden idari eylemlerdir.

İdari eylemlerden dolayı hakları ihlal edilenlerin dava açmadan önce idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri, kanuni bir zorunluluktur. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu (İYUK m.13) uyarınca, idari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların:

  • Eylemi öğrendikleri tarihten itibaren 1 yıl içinde,
  • Ve her halükarda eylem tarihinden itibaren 5 yıl içinde ilgili idareye başvurmaları gerekmektedir.

Bu süreler hak düşürücü nitelikte olup, süresi içinde idareye başvuru yapılmaması durumunda dava açma hakkı ortadan kalkmaktadır. Özellikle trafik kazası veya sel gibi ani gelişen olaylarda zarar genellikle olay anında öğrenilse de, bazı durumlarda zararın kapsamının tam olarak belirlenmesi zaman alabilmektedir. Ancak yargı içtihatları, zararın ve sorumlunun öğrenilmesinden itibaren bu bir yıllık sürenin başladığını kabul etmektedir. İdareye yapılacak bu ön başvuru, davanın açılabilmesi için aşılması gereken zorunlu bir idari yoldur.

Dava Açma Süreleri ve Usulü

İdareye yapılan ön başvurunun ardından sürecin nasıl ilerleyeceği ve davanın hangi süreler içinde açılacağı İYUK hükümlerince titizlikle düzenlenmiştir. İdareye yapılan başvuruya idarenin vereceği cevap veya sessiz kalması, dava açma süresini başlatır.

İYUK m.11 uyarınca, idareye yapılan başvurularda idarenin 30 gün içinde cevap vermesi beklenir. Eğer idare bu 30 günlük süre içinde bir cevap vermezse, talep reddedilmiş sayılır (zımni ret). Bu tarihten itibaren genel dava açma süreleri işlemeye başlar. İYUK m.7 kapsamında genel dava açma süresi; idare mahkemelerinde 60 gün, vergi mahkemelerinde ise 30 gündür.

Bazı durumlarda zarar, doğrudan bir idari işlemden (örneğin bir ruhsatın iptali veya hatalı bir imar planı uygulaması) kaynaklanabilir. Bu gibi hallerde İYUK m.12 devreye girer. İlgililer, haklarını ihlal eden idari işleme karşı:

  • Doğrudan tam yargı davası açabilirler.
  • İptal davası ile birlikte tam yargı davası açabilirler.
  • Önce iptal davası açıp, bu davanın karara bağlanması veya kesinleşmesinden itibaren 60 gün içinde tam yargı davası açabilirler.

Tam yargı davası açılırken dilekçenin içeriği de büyük önem taşır. İYUK m.3 uyarınca, tam yargı davası dilekçelerinde tazminat miktarının açıkça belirtilmesi ve bu miktar üzerinden harçlandırılması zorunludur. Tazminat miktarının belirtilmemesi veya eksik harç yatırılması, dilekçenin reddi sebebidir.

"Tam yargı davalarında dava dilekçesinde, tazminat miktarının açıkça belirtilmesi ve harçlandırılması zorunludur; miktarın belirtilmemesi dilekçenin reddi sebebidir." (Danıştay 13. Daire - Karar: 2015/4231)

Bu kural, davanın başında zararın tam olarak kestirilemediği durumlarda mağdurlar için zorlayıcı olsa da, mevzuat gereği maktu bir rakam yerine somut bir talebin dilekçede yer alması şarttır. Ayrıca, idari yargıda açılacak bu tazminat davalarında hükmedilecek bedellere işletilecek faiz konusunda da dikkatli olunmalıdır. 3095 sayılı Kanun hükümleri uyarınca, idarenin ödemekle yükümlü olduğu bedellere yasal faiz işletilmesi mümkündür; ancak faiz isteminin de dava dilekçesinde açıkça belirtilmesi hak kaybını önlemek adına kritiktir.

Sel Hasarlı Araçlarda Teknik Tespit ve Alım-Satım Riskleri

İkinci el araç piyasasında dış görünüşü tamamen kusursuz, hatta tamamen boyasız olan bir aracın geçmişte ağır bir su baskınına maruz kalmış olması sıklıkla karşılaşılan bir durumdur. Suya maruz kalan araçlarda sel hasarının gizlenmesi, kısa vadede fark edilmese de orta ve uzun vadede araçta telafisi imkansız mekanik, elektriksel ve yapısal hasarlar meydana getirir. Bu nedenle, ikinci el araç alım sürecinde hem teknik tespit yöntemlerinin doğru uygulanması hem de bu durumun gizlenmesi halinde ortaya çıkacak hukuki sonuçların bilinmesi kritik önem taşır.

Ekspertiz Yöntemleri

Bir aracın sel sularına maruz kalıp kalmadığını anlamak, yüzeysel bir gözle muayeneden çok daha derinlemesine bir teknik incelemeyi gerektirir. Sel hasarlı araçların tespiti sürecinde profesyonel ekspertiz firmaları tarafından uygulanan temel yöntemler ve dikkat edilmesi gereken hususlar şunlardır:

  • Fiziksel ve Görsel Belirtilerin İncelenmesi: Su seviyesinin ulaştığı noktaları belirlemek adına koltuk ve halı altlarındaki nem, kalıcı küf kokusu, taban döşemelerindeki sararmalar ve pas izleri kontrol edilir. Ayrıca far, stop lambaları ve gösterge panelindeki buğulanmalar, motor bloğu çevresindeki paslı cıvatalar, korozyon oluşumları ve bagaj havuzunda biriken su veya pas lekeleri sel hasarının en tipik fiziksel göstergeleridir.
  • Elektronik Sistem Kontrolleri ve Beyin Sorgulaması: Modern araçların neredeyse tamamı hassas elektronik devrelerle yönetilmektedir. Suyla temas eden elektrik tesisatında oksitlenme ve kısa devreler meydana gelir. Profesyonel ekspertiz aşamasında, aracın elektronik beyin ve sensör arızalarını sorgulamak amacıyla OBD Cihazı kullanılır. Bu cihaz sayesinde, geçmişe yönelik kaydedilen ancak gösterge panelinde maskelenen gizli elektronik hatalar net bir şekilde raporlanır.
  • Nem Ölçüm Cihazı ile Kontrol: Taban döşemesi ve bagaj havuzu gibi doğrudan kurutulmaya çalışılan ancak dip noktalarında nem tutmaya devam eden bölgeler, özel nem ölçüm cihazları ile test edilerek ıslaklık derecesi ölçülür.
  • Sigorta Kayıtlarının Sorgulanması: Aracın geçmişine yönelik en somut idari verilerden biri resmi sigorta kayıtlarıdır. Alıcıların, satın alım öncesinde tramer.gov.tr üzerinden geçmiş sigorta kayıtlarını sorgulaması, su hasarı veya doğal afet kayıtlarının bulunup bulunmadığını kontrol etmesi zorunludur. Ancak kasko sigortası bulunmayan araçların sel hasarlarının tramer.gov.tr kayıtlarında yer almayacağı gerçeği göz önünde bulundurulmalı, sadece dijital sorgulamalarla yetinilmeyip mutlaka fiziki ekspertiz yapılmalıdır.

İstanbul genelinde profesyonel ve yerinde hizmet almak isteyen alıcılar için mobil oto ekspertiz hizmeti sunan Eksper Adam, nem ölçümü, elektronik testler ve kapsamlı görsel incelemelerle araçlardaki bu gizli sel hasarlarını detaylıca raporlamaktadır. Bu profesyonel hizmete 0545 682 38 91 numaralı telefon hattı üzerinden doğrudan erişim sağlamak mümkündür.

Hukuki Ayıplı Satış

İkinci el araç satış sözleşmelerinde dürüstlük kuralı ve tarafların birbirini aydınlatma yükümlülüğü esastır. Satıcının, satılan aracın geçmişindeki sel hasarını, geçirdiği su baskını mülkiyetini veya ağır hasar durumunu alıcıdan gizlemesi hukuki açıdan ağır yaptırımlara bağlanmıştır.

Satış sürecinde sel hasarının gizlenmesi, Türk hukuk sisteminde doğrudan Aldatıcı Satış kapsamına girmekte ve satıcının ağır kusuru olarak nitelendirilmektedir. Araçta sel hasarı gibi kullanım amacını doğrudan etkileyen, ileride beyin, airbag ve ABS gibi hayati elektronik sistemlerin çalışmamasına, gizli çürümeye ve yüksek onarım maliyetlerine yol açacak gizli bir ayıbın bulunması ve bunun alıcıdan saklanması halinde şu hukuki süreçler işletilir:

  • Satışın İptali ve Sözleşmeden Dönme: Alıcı, satın aldığı araçtaki sel hasarının sonradan tespit edilmesi durumunda, bu durumun bir Aldatıcı Satış teşkil etmesi nedeniyle satışın iptalini ve ödediği bedelin kendisine iadesini talep etme hakkına sahiptir.
  • Bedel İndirimi Talebi: Alıcı, sözleşmeyi ayakta tutarak araçtaki sel hasarı sebebiyle meydana gelen değer kaybı oranında satış bedelinden indirim yapılmasını isteyebilir.
  • Tazminat Hakları: Satıcının ayıbı bilerek gizlediği durumlarda (örneğin tramer kaydı olmaksızın sel hasarlı aracın kusursuz olarak beyan edilmesi), alıcı uğradığı tüm maddi zararların tazminini de satıcıdan talep edebilir.

Özellikle yaşlı araçlarda yeni koku sıkılarak küf ve nem kokusunun maskelenmesi ya da kaportada boya olmaması sebebiyle aracın "hasarsız" olarak nitelendirilmesi, satıcıyı ayıba karşı sorumlu olmaktan kurtarmaz. Sel hasarının varlığı teknik yöntemlerle ispatlandığı an, alıcı yasal haklarını kullanarak yargı yoluyla mağduriyetini giderebilmektedir.

Emsal Yargı Kararları ve Görevli Yargı Yeri Tartışmaları

Sel ve su baskını kaynaklı araç hasarlarında, tazminatın hangi yargı kolunda talep edileceği ve idarenin sorumluluğunun sınırları, yüksek mahkeme içtihatlarıyla şekillenmektedir. Özellikle belediyelerin altyapı hizmetlerindeki yetersizlikleri ve dere ıslahı gibi koruyucu tedbirlerin alınmaması, tam yargı davalarının temel dayanağını oluşturmaktadır.

Danıştay ve Uyuşmazlık Mahkemesi Kararları

Sel felaketleri sonrası açılan tazminat davalarında en kritik tartışma noktalarından biri görevli yargı yerinin belirlenmesidir. Zararın bir özel hukuk sözleşmesinden mi (örneğin ücretli otopark işletmesi) yoksa kamu hizmetinin kötü işlemesinden mi kaynaklandığı sorusu, davanın adli yargıda mı yoksa idari yargıda mı görüleceğini tayin eder.

Uyuşmazlık Mahkemesi, 2024 Tarihli Kararı: Şanlıurfa Kent Müzesi otoparkında park halinde bulunan bir aracın sel suları altında kalması sonucu meydana gelen hasar bedeli ve değer kaybının tazmini istemiyle açılan davada, mahkeme idari yargının görevli olduğuna kesin olarak karar vermiştir. Otoparkın bir belediye iştiraki olan özel hukuk tüzel kişisi (Belsan A.Ş.) tarafından işletilmesine rağmen, davacıların iddiasının temelinde kamu tüzel kişiliğini haiz belediye ve ŞUSKİ Genel Müdürlüğü’nün altyapı ve sel önleme hizmetlerindeki kusuru yatmaktadır. Mahkeme, kamu hizmetinin sunulması esnasında hizmetin hiç işlememesi veya kötü işlemesi durumlarının hizmet kusuru teşkil ettiğini ve bu uyuşmazlıkların idare hukuku ilkelerine göre çözümlenmesi gerektiğini vurgulamıştır.

Bu karar, sel hasarı mağdurları için emsal niteliğindedir; zira zararın meydana geldiği yer bir işletme olsa dahi, eğer kök neden belediyenin drenaj veya kanalizasyon sistemindeki yetersizlik ise muhatap idaredir ve dava yeri idare mahkemesidir.

İdarenin sel riskine karşı alması gereken önleyici tedbirler konusunda ise Danıştay'ın yaklaşımı oldukça nettir. İdare, sadece afet anında değil, afetin öngörülebilir olduğu durumlarda da hazırlıklı olmakla yükümlüdür.

Danıştay 10. Daire Başkanlığı, E. 2016/2263, K. 2021/4490: Van’ın Özalp ilçesinde yaşanan sel felaketinde dere taşması sonucu meydana gelen zararlar incelenirken, idarenin dere ıslah çalışmalarını yapmaması "hizmet kusuru" kapsamında değerlendirilmiştir. Anayasa’nın 125. maddesi uyarınca idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hatırlatılmıştır. Kararda, bölgede daha önce de defalarca sel felaketi yaşandığına dikkat çekilerek, idarenin bu muhtemel tehlikelere karşı koruyucu tesisler meydana getirme ve akarsuları ıslah etme görevi (6200 sayılı Kanun m.2) olduğu belirtilmiştir. Her ne kadar olayda sürü sahibinin tedbirsizliği tartışılmışsa da, idarenin altyapısal eylemsizliğinin sorumluluğu doğurduğu tescil edilmiştir.

Tam yargı davalarında sürelerin hesaplanması, mağdurlar için hak düşürücü sonuçlar doğurabilmektedir. İYUK m.13 kapsamında, idari eylemlerden zarar görenlerin bu eylemi öğrendikleri tarihten itibaren 1 yıl ve her halükarda 5 yıl içinde idareye başvurması zorunludur. Ancak "öğrenme" kavramı her zaman olayın gerçekleştiği anı ifade etmeyebilir.

Danıştay 15. Daire, K. 2015/2146: Yüksek mahkeme bu kararında, zararın tam olarak öğrenilmesinin dava açma süresini başlattığını hüküm altına almıştır. Örneğin, bir kaza veya afet sonrası oluşan maluliyet veya teknik hasarın boyutu ancak profesyonel bir rapor (Sağlık Kurulu Raporu veya teknik ekspertiz raporu) ile kesinleşmişse, 1 yıllık başvuru süresi bu raporun tarihinden itibaren başlar.

Ayrıca, bazı durumlarda zararın etkisi zaman içine yayılabilmektedir. Danıştay 6. Daire (K. 2015/1893) içtihatlarına göre, süregelen zararların varlığı halinde (örneğin imar kısıtlılığı veya bitmeyen bir altyapı sorunu nedeniyle devam eden su baskını riski), kısıtlılık veya sorun devam ettiği müddetçe dava açma süresi işlemeye başlamaz.

Özetle; Hatay ve çevresinde sel felaketine maruz kalan araç sahiplerinin, maddi zararlarını tazmin edebilmeleri için idarenin hizmet kusurunu (altyapı yetersizliği, dere ıslahı ihmali vb.) somutlaştırmaları gerekmektedir. Uyuşmazlık Mahkemesi'nin son kararları ışığında, zararın kök nedeni kamu hizmetindeki bir aksaklıksa, davanın idari yargıda açılması zorunluluktur. Sigorta süreçlerinde ise Kara Araçları Kasko Sigortası Genel Şartları gereği 5 iş günü içinde bildirim yapılması ve poliçedeki sel teminatının kontrol edilmesi hayati önem taşır. Hukuki süreçlerin, İYUK'ta düzenlenen 1 ve 5 yıllık hak düşürücü süreler ile 60 günlük dava açma sürelerine riayet edilerek, profesyonel bir hukuki destekle yürütülmesi, hak kayıplarının önüne geçecektir.

Yazar Görseli
Müellif

Av. Ali Haydar GÜLEÇ

Güleç Hukuk Bürosu'nda 9 yıldır yöneticilik ve avukatlık yapmaktadır.