
Çıraklık Döneminde Geçirilen İş Kazasında Sorumluluk
Çıraklık ve staj döneminde meydana gelen iş kazaları, hem çırakların sosyal güvenlik hakları hem de işverenlerin hukuki ve cezai sorumlulukları açısından özel hukuki düzenlemelere tabidir. Bu rehber yazıda, çırakların uğradığı iş kazalarında işverenin gözetme borcunun sınırları, tazminat davalarının yasal dayanakları ve bildirim yükümlülükleri güncel mevzuat ve emsal Yargıtay kararlarıyla açıklanmaktadır.
Çırak ve Stajyerlerin Yasal Statüsü ve Sigortalılık Kapsamı
Çırak ve stajyerlerin çalışma hayatındaki hukuki konumları, genel hizmet akdiyle çalışan işçilerden farklı olarak özel koruyucu hükümlerle düzenlenmiştir. Bu kapsamda çıraklık ve staj ilişkisinin yasal temellerini 3308 Sayılı Mesleki Eğitim Kanunu ile 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu oluşturmaktadır. Bu iki temel kanun, çırak ve stajyerlerin hem eğitim süreçlerindeki haklarını hem de sosyal güvenlik sistemindeki kısmi sigortalılık statülerini güvence altına almaktadır.
3308 Sayılı Kanun Kapsamında Çıraklık İlişkisi
Türk iş hukukunda çıraklık ilişkisi, taraflar arasında sadece bir iş görme ve ücret ödeme borcu doğuran klasik bir iş sözleşmesi niteliğinde değildir. 3308 Sayılı Mesleki Eğitim Kanunu, aday çırak, çırak ve işletmelerde mesleki eğitim gören öğrencilerin eğitimlerini, sözleşme şartlarını ve istihdam esaslarını düzenleyen temel kanun olarak yürürlüktedir. Bu kanun kapsamında kurulan çıraklık ilişkisinin temel amacı, çırağın bir meslek ve sanatı işbaşında pratik ve teorik eğitimler yoluyla öğrenmesidir.
Çıraklık eğitiminin kurumsal yapısı, 9/12/2016 tarih ve 29913 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan yasal değişiklikle önemli bir dönüşüm geçirmiştir. Bu düzenleme ile mesleki eğitim merkezleri zorunlu ortaöğretim kapsamına alınarak, öğrencilerin lise öğrenimlerini bu merkezlerde tamamlamalarının önü açılmıştır. Aynı yasal değişiklikle, işverenlere çırak öğrenciler için her ay devlet katkısı sağlanması hükme bağlanmış ve çırak istihdam eden işletmeler mali yönden desteklenmiştir.
Çıraklık sözleşmesinin eğitim odaklı olması, işverenin iş sağlığı ve güvenliği alanındaki yükümlülüklerini ortadan kaldırmamaktadır. Çırağın pratik eğitimi sırasında meydana gelebilecek kazalardan işverenin sorumlu olduğu yargı kararlarıyla sabittir.
Yargıtay 21. Hukuk Dairesi 2016/8571 E., 2016/9086 K. sayılı kararında, 3308 sayılı Kanun uyarınca çırakların eğitimi sırasındaki iş kazalarından işverenin sorumlu olduğunu teyit etmiştir.
Söz konusu Yargıtay kararı, çıraklık ilişkisinde işverenin gözetme borcunun sınırlarını net bir şekilde çizmektedir. Çırakların işyerinde pratik eğitim aldıkları esnada karşılaşabilecekleri tehlikelere karşı korunması ve gerekli iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerinin alınması doğrudan işverenin hukuki sorumluluğundadır. Eğitim ilişkisinin varlığı, işvereni bu gözetme yükümlülüğünden ve olası bir iş kazasından doğacak tazminat sorumluluğundan muaf tutmamaktadır.
5510 Sayılı Kanun Uyarınca Kısmi Sigortalılık ve Prim Yükümlülüğü
Çırak ve stajyerlerin sosyal güvenlik hakları, genel sigortalılardan farklı olarak "kısmi sigortalılık" rejimi çerçevesinde düzenlenmiştir. 5510 sayılı Kanun m.5/1-b bendi uyarınca; aday çırak, çırak ve işletmelerde mesleki eğitim gören öğrencilerin iş kazası ve meslek hastalığı ile hastalık sigortası hükümlerine tabi olduğu açıkça karara bağlanmıştır. Bu yasal düzenleme, çırakların çalışma ortamında karşılaşabilecekleri mesleki risklere karşı sosyal güvenlik şemsiyesi altına alınmasını zorunlu kılmaktadır.
Kısmi sigortalılık kapsamındaki hakların genişletilmesinde 6111 sayılı Kanun önemli bir rol oynamıştır. Bu kanun ile yapılan düzenleme sayesinde; aday çırak, çırak ve işletmelerde mesleki eğitim gören öğrenciler ile Yükseköğretim Kanununa tabi olarak kısmi zamanlı çalıştırılan öğrencilerden, prime esas kazançları prime esas kazanç alt sınırından fazla olmayan ve bakmakla yükümlü olunan kişi durumunda bulunmayanların genel sağlık sigortası kapsamına alınması sağlanmıştır. Böylece, çırakların sağlık hizmetlerinden kesintisiz yararlanabilmesi yasal güvence altına alınmıştır.
Çırak ve stajyerlerin kısmi sigortalılık ve prim süreçlerine ilişkin temel esaslar şu şekildedir:
- Prim Ödeme Yükümlülüğü: 5510 sayılı Kanun kapsamında yer alan aday çırak, çırak ve stajyer öğrencilerin iş kazası, meslek hastalığı ve hastalık sigortası primleri, eğitim gördükleri eğitim kurumları veya ilgili bakanlık bütçesinden karşılanmaktadır.
- Tescil Zamanı: Sigorta tescil işlemleri, çıraklık sözleşmesinin okula teslim edildiği gün başlatılmakta ve ertesi gün itibarıyla aktif hale gelmektedir.
- Kapsam Sınırı: Bu sigorta kolu sadece çırağın veya stajyerin şahsını korumakta olup, aile bireylerine yönelik bir hak sahipliği veya sağlık yardımı sağlamamaktadır.
- Emeklilik Hesabı: Kısmi sigortalılık kapsamında ödenen primler uzun vadeli sigorta kollarını (yaşlılık, malullük, ölüm) kapsamadığı için, bu dönemde geçen süreler emeklilik hesaplamasında ve emeklilik gün sayısında dikkate alınmamaktadır.
İş Kazasının Tanımı, Unsurları ve Çıraklık Dönemindeki Bildirim Yükümlülükleri
Çırak ve stajyerlerin çalışma hayatındaki yasal statüleri, onların iş kazası ve meslek hastalığı karşısındaki korunma sınırlarını doğrudan belirlemektedir. Bu doğrultuda, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu hükümleri çerçevesinde çırakların uğradığı kazaların tespiti, hukuki niteliği ve bildirimi özel usullere tabi kılınmıştır.
Yasal Mevzuatta İş Kazası Tanımı
İş kazası, sigortalının işyerinde bulunduğu sırada veya işveren tarafından yürütülmekte olan iş nedeniyle meydana gelen, sigortalıyı hemen veya sonradan bedenen ya da ruhen engelli hale getiren olaydır (5510 sayılı Kanun m.13). Bir olayın iş kazası olarak nitelendirilebilmesi için kazaya uğrayan kişinin kanun kapsamında sigortalı olması, kazanın dışsal bir etkiden kaynaklanması, kasti olmaması ve olay ile ortaya çıkan bedensel veya ruhsal zarar arasında uygun bir illiyet bağının bulunması zorunludur.
(6331 sayılı Kanun m.2) uyarınca, iş sağlığı ve güvenliği hükümleri kamu ve özel sektöre ait tüm işyerlerinde çırak ve stajyerler de dahil olmak üzere tüm çalışanlara faaliyet konusuna bakılmaksızın uygulanmaktadır. Dolayısıyla, çırakların pratik eğitim aldıkları sırada uğradıkları bedensel ve ruhsal zararlar da bu kapsamda değerlendirilir. Yargıtay içtihatlarında, iş kazasının tespiti için işverenin kusurlu olması şartı aranmamaktadır. İşyerinde meydana gelen ani sağlık krizleri de bu kapsamda değerlendirilmektedir:
"İşçinin işyerinde kalp krizi geçirmesi de işverenin kusuru olmasa dahi iş kazası sayılmaktadır." (Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2015/10611 E., 2017/2289 K.)
Bu karardan anlaşılacağı üzere, iş kazası kavramının sınırları çizilirken işverenin kusurlu bir eyleminin veya ihmalinin bulunup bulunmadığına bakılmaksızın, kazanın işyerinde gerçekleşmiş olması ve illiyet bağının kurulması yeterli kabul edilmektedir. Dolayısıyla çırakların işletmelerde pratik eğitim gördükleri sırada geçirdikleri her türlü bedensel ve ruhsal rahatsızlık, iş kazası tespiti uyuşmazlıklarında bu kriterlere göre değerlendirilir.
Çırakların İş Kazası Bildirim Usulü ve Süresi
İş kazasının meydana gelmesi halinde işverenin kanundan doğan idari ve hukuki yükümlülükleri derhal başlamaktadır. (5510 sayılı Kanun m.13) uyarınca işveren, iş kazasını kolluk kuvvetlerine derhal, Sosyal Güvenlik Kurumuna (SGK) ise en geç kazadan sonraki üç iş günü içinde bildirmekle yükümlüdür.
Çıraklar ve stajyerler söz konusu olduğunda ise bildirim usulü genel çalışanlardan farklılık göstermektedir. SGK 2016/21 Sayılı Genelge hükümleri uyarınca kısa vadeli sigorta kollarına ilişkin uygulamalar tekleştirilmiştir. Bu genelge kapsamında çırakların bildirim usulü şu şekilde düzenlenmiştir:
- (5510 sayılı Kanun m.5/1-b) kapsamındaki çırak ve stajyer öğrenciler ile (5510 sayılı Kanun m.5/1-e) kapsamındaki İş-Kur kursiyerlerinin, staj veya çalışma yürüttükleri sırada iş kazası geçirmeleri halinde bildirimlerin yapılması zorunludur.
- Bu bildirimlerin, çırakların eğitim veya staj gördükleri işyeri işverenleri tarafından elektronik ortamda değil, manuel olarak kağıt ortamında yapılması gerekmektedir.
- Bildirim süresi, kazanın meydana geldiği günden sonraki üç iş günü olarak uygulanır ve cumartesi, pazar ile resmi tatil günleri bu sürenin hesaplanmasında dikkate alınmaz.
Bildirim Yükümlülüğüne Aykırılığın İdari ve Mali Sonuçları
Çırakların ve stajyerlerin uğradığı iş kazalarının süresi içerisinde SGK'ya bildirilmemesi veya bildirim yükümlülüğünün hiç yerine getirilmemesi, işverenler açısından ağır idari ve mali yaptırımları beraberinde getirmektedir.
Yasal süresi içinde yapılmayan bildirimler nedeniyle uygulanacak yaptırımlar şu şekildedir:
- İdari Para Cezaları: Bildirim yükümlülüğünü yerine getirmeyen, çırağın eğitim veya staj gördüğü işyeri işverenlerine, 6331 sayılı Kanun uyarınca işyerinin tehlike sınıfı ve çalışan sayısına göre idari para cezası uygulanır. 2025 Yılı İdari Para Cezaları kapsamında; az tehlikeli sınıfta ve 10’dan az çalışanı olan bir işveren için ceza tutarı 35.416 TL olarak uygulanırken; çok tehlikeli sınıfta ve 50 ve üzeri çalışanı olan işyerleri için bu ceza tutarı 106.228 TL'ye kadar ulaşmaktadır.
- Mali Sorumluluk ve Rücu Hakkı: Bildirimin süresinde yapılmaması durumunda, bildirim yapılana kadar geçen süreye ait sigortalıya ödenen geçici iş göremezlik ödeneği ile yapılan tüm sağlık harcamaları Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından rücu yoluyla işverenden tahsil edilir.
Bu nedenle, çırak istihdam eden veya stajyer eğitimi veren işverenlerin, olası bir kaza anında cezai ve mali risklerle karşılaşmamak adına yasal süreleri ve manuel bildirim usullerini eksiksiz bir şekilde takip etmesi yasal bir zorunluluktur.
İşverenin Gözetme Borcu, Sorumluluğunun Hukuki Niteliği ve Kusur Rejimi
İş sözleşmesi ve mesleki eğitim ilişkisi kapsamında işverenin en temel asli yükümlülüklerinden biri, işçiyi gözetme ve koruma borcudur. Bu yükümlülük, çırak ve stajyerler de dahil olmak üzere işyerinde fiilen bulunan tüm çalışanları kapsamaktadır. İşverenin iş kazalarından kaynaklanan sorumluluğunun sınırları ve hukuki niteliği, Türk Borçlar Kanunu ve 6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu hükümleri çerçevesinde şekillenmektedir.
Türk Borçlar Kanunu Kapsamında İşçinin Kişiliğinin Korunması
İşverenin işçiyi gözetme borcu, dürüstlük kuralından (TMK m.2) kaynaklanan edim dışı bir koruma yükümlülüğüdür. Bu yükümlülüğün yasal dayanağı Türk Borçlar Kanunu kapsamında düzenlenmiştir (TBK m.417). Kanun koyucu, işverene hizmet ilişkisinde işçinin kişiliğini korumak, saygı göstermek, dürüstlük ilkelerine uygun bir düzen sağlamak ve özellikle psikolojik ile cinsel tacize karşı gerekli önlemleri almak ödevini yüklemiştir (TBK m.417/I).
İş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması amacıyla işveren, işyerinde gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmakla yükümlüdür; çalışanlar da bu önlemlere uymakla mükelleftir (TBK m.417/II). Bu yükümlülüklerin ihlal edilmesi, sözleşmeye aykırılık oluşturarak tazminat sorumluluğunu doğurur (TBK m.417/III). Gözetme borcu kapsamında alınması gereken tedbirler belirlenirken soyut bir hakkaniyet değil; aklın, ilmin, fen ve tekniğin ulaştığı en son düzey esas alınır. İşverenin bu yükümlülüğü, çalışanların kişisel özelliklerinden bağımsız olarak objektif bir nitelik taşımaktadır.
"İşverenin, çalışanların tecrübeli veya dikkatli oluşuna güvenerek gerekli güvenlik tedbirlerini almaktan kaçınamayacağı…" (Yargıtay 21. Hukuk Dairesi, 16.02.2015 tarih, 2014/23286 E. ve 2015/2550 K. sayılı ilamı)
Bu yüksek mahkeme kararı, işverenin iş sağlığı ve güvenliği konusundaki denetim ve gözetim yükümlülüğünün devredilemez ve hafifletilemez olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. İşçinin veya mesleki eğitim gören çırağın işe yatkın, tecrübeli veya dikkatli olması, işverenin koruyucu önlemleri alma ve bunları denetleme yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz. İşveren, her türlü dikkatsizliği ve olası beşeri hataları dahi bertaraf edecek teknik altyapıyı kurmakla yükümlüdür.
Kusur Sorumluluğu ve Tehlike Sorumluluğu Ayrımı
İşverenin iş kazasından doğan hukuki sorumluluğunun niteliği, doktrinde ve yargı kararlarında tartışmalı bir konu olmakla birlikte, genel kural olarak kusur sorumluluğu esası benimsenmiştir. Sözleşmeye aykırılık hükümlerine (TBK m.112) dayanan bu sorumluluk rejiminde, işverenin kusurlu eylemi ile meydana gelen zarar arasında uygun illiyet bağının bulunması şarttır.
"İşverenin iş kazasından doğan sorumluluğunun temelinin kusur esasına dayandığı…" (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 09.10.2013 tarih, 2013/21-102 E. ve 2013/1456 K. sayılı ilamı)
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun bu kararı, iş kazalarından kaynaklanan tazminat davalarında kusur sorumluluğunun temel kural olduğunu teyit etmektedir. Buna göre, işverenin tazminatla sorumlu tutulabilmesi için iş sağlığı ve güvenliği mevzuatına (6331 sayılı Kanun m.4) aykırı bir davranışının, yani kusurunun varlığı aranır. Ancak, önemli ölçüde tehlike arz eden bir işletmenin faaliyetinden zarar doğması halinde, kusur şartı aranmaksızın tehlike sorumluluğu kuralları uygulanır (TBK m.71). Bu tür işletmelerde, işletme sahibi ve varsa işleten, doğan zararlardan müteselsilen kusursuz sorumlu tutulmaktadır.
İşverenin kusur sorumluluğu değerlendirilirken, subjektif mazeretler veya sektörel alışkanlıklar bir savunma mekanizması olarak ileri sürülemez.
"İşverenin tecrübesizliğini, teknik bilgisizliğini, ekonomik zayıflığını veya benzer işyerlerinde önlem alınmadığını ileri sürerek sorumluluktan kurtulamayacağı…" (Yargıtay 21. Hukuk Dairesi, 24.03.2016 tarih, 2016/4174 E. ve 2016/5185 K. sayılı ilamı)
Söz konusu ilam uyarınca, iş sağlığı ve güvenliği standartları tamamen objektif kriterlere dayanmaktadır. İşverenin mali durumunun yetersizliği, teknik bilgi eksikliği veya piyasadaki diğer işletmelerin de benzer önlemleri almaması, hukuki sorumluluğu ortadan kaldıran veya hafifleten bir unsur olarak kabul edilmez. İşveren, faaliyette bulunduğu alanın gerektirdiği tüm bilimsel ve teknik önlemleri eksiksiz olarak hayata geçirmekle mükelleftir.
Kaçınılmazlık İlkesi ve İlliyet Bağının Kesilmesi
İşverenin gerek kusur sorumluluğu gerekse kusursuz sorumluluk hallerinde tazminat yükümlülüğünün doğması, kaza ile zarar arasında "uygun illiyet bağı" bulunmasına bağlıdır. İlliyet bağı, hukuki sorumluluğun kurucu unsurudur. Ancak belirli durumlarda bu bağ kesilebilir ve işverenin sorumluluğu tamamen ortadan kalkabilir. İlliyet bağını kesen klasik haller; mücbir sebep, zarar görenin ağır kusuru ve üçüncü kişinin ağır kusurudur.
Bununla birlikte, sosyal güvenlik hukuku ve sorumluluk hukuku çerçevesinde "kaçınılmazlık" (umulmayan hal) kavramı da sorumluluğun sınırlandırılmasında önemli bir rol oynar. Kaçınılmazlık, fen ve tekniğin ulaştığı en son imkanlar kullanılarak alınabilecek tüm tedbirlere rağmen, kazanın meydana gelmesinin engellenemediği objektif durumları ifade eder.
"Kaçınılmazlık, bilimsel ve teknik tüm önlemlere rağmen olayın önlenememesi durumudur; eğer önlem alınarak netice engellenebiliyorsa kaçınılmazlıktan söz edilemez." (Yargıtay 21. Hukuk Dairesi, 16.02.2015 tarih, 2014/21190 E. ve 2015/2544 K. sayılı ilamı)
Bu karardan anlaşılacağı üzere, bir olayın kaçınılmazlık kapsamında değerlendirilebilmesi için işverenin alabileceği hiçbir önlemin kalmamış olması gerekir. Eğer mevcut teknoloji ve bilimsel veriler ışığında alınacak bir tedbirle kazanın önüne geçilmesi mümkün idiyse, kaçınılmazlık savunmasına dayanılamaz. Kaçınılmazlığın tespiti halinde, tarafların kusur oranları yerine olayın kaçınılmazlık oranı belirlenir ve tazminat miktarı bu doğrultuda hakkaniyete uygun olarak paylaştırılır.
İş Kazasından Doğan Maddi ve Manevi Tazminat Talepleri ile Zamanaşımı
Çırak ve stajyerlerin pratik eğitim veya çalışma esnasında uğradıkları iş kazaları, fiziki ve ruhi bütünlüklerinde geri dönülemez zararlar meydana getirebilmektedir. Bu zararların tazmini amacıyla açılacak davalar, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu ile 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu kapsamında özel usul ve esaslara tabi tutulmuştur. İşverenin gözetme borcuna aykırı davranışı neticesinde ortaya çıkan bu uyuşmazlıklarda, maddi ve manevi tazminat kalemlerinin doğru belirlenmesi ve yasal sürelerin kaçırılmaması büyük önem arz etmektedir.
Tazminat Türleri ve Maddi Zarar Kalemleri
İş kazasına uğrayan çırak veya stajyerlerin talep edebileceği maddi tazminatın kapsamı, uğranılan bedensel zararın niteliğine göre belirlenmektedir. Bu kapsamda geçici iş göremezlik zararı, sürekli iş göremezlik zararı ve tedavi giderleri talep edilebilecek temel maddi zarar kalemleridir. Sürekli iş göremezlik tazminatının hesabında; zarar görenin net geliri, bakiye ömrü, iş görebilirlik çağı, tarafların kusur oranları ve Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından bağlanan gelirin peşin sermaye değeri gibi veriler esas alınmaktadır.
Çıraklık ilişkisinde meydana gelen ağır iş kazalarında hükmedilecek maddi tazminatın hesaplanmasına ilişkin somut bir yargı kararı şu şekildedir:
İstanbul Anadolu İş Mahkemesi'nin 24/04/2024 tarihli Esas: 2021/…, Karar: 2024/… sayılı kararında; davacının 17/04/2014 tarihinde pres makinesine elini sıkıştırmasıyla gerçekleşen ve SGK raporunda 14.04.2014 tarihinde meydana geldiği tespit edilen iş kazası nedeniyle %39,2 oranında meslekte kazanma gücü kaybına uğradığı ve işverenin %80 oranında kusurlu bulunduğu olayda, davacı lehine 1.702.402,76 TL maddi tazminatın kaza tarihi olan 14.04.2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmiştir.
Söz konusu mahkeme kararı, çırakların pratik eğitim aldıkları esnada uğradıkları ağır uzuv kayıplarında maddi tazminatın nasıl hesaplandığını ve işverenin kusur oranının (%80) tazminat miktarı üzerindeki doğrudan etkisini göstermektedir. Ayrıca, hükmedilen tazminata kaza tarihi itibarıyla yasal faiz işletilmesi, zarar gören çırağın enflasyon karşısında korunmasını ve hak kaybının önlenmesini amaçlamaktadır.
Manevi Tazminat ve Yakınların Hak Sahipliği
Manevi tazminat, iş kazası nedeniyle bedensel veya ruhsal bütünlüğü zarar gören çırağın duyduğu acı, elem ve ıstırabın kısmen de olsa hafifletilmesi amacıyla talep edilir. Bu tazminat türünün yasal dayanağı (TBK m.56) hükmüdür. İlgili madde uyarınca hakim, bedensel bütünlüğün zedelenmesi durumunda olayın özelliklerini göz önünde tutarak zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verebilir.
Manevi tazminat hakkı sadece kazaya uğrayan çırakla sınırlı değildir. Ağır bedensel zarar veya ölüm hallerinde, zarar görenin yakınları da manevi tazminat talebinde bulunabilirler (TBK m.56). Ölüm halinde talep edilen manevi tazminat yansıma bir zarar niteliğindedir. Nitekim yukarıda anılan İstanbul Anadolu İş Mahkemesi kararında da %39,2 oranında malul kalan çırak lehine yaşanan ağır elem ve ıstırabın karşılığı olarak 100.000,00 TL manevi tazminata hükmedilmiştir. Manevi tazminat miktarının tayininde hakimin takdir yetkisi geniş olmakla birlikte; tarafların sosyal ve ekonomik durumları, kusur oranları ve olayın meydana geliş şekli bu takdirde belirleyici rol oynamaktadır.
Görevli Mahkeme ve Zamanaşımı Süreleri
Çırak ve stajyerlerin uğradığı iş kazalarından kaynaklanan tazminat davalarında görevli mahkemenin tespiti yakın zamana kadar tartışmalı bir konu iken, yasal düzenlemeler ve yüksek mahkeme kararları ile netliğe kavuşturulmuştur. (7036 Sayılı İş Mahkemeleri Kanunu m.5) uyarınca, çırak ve stajyerlerin geçirdiği iş kazalarından doğan maddi ve manevi tazminat davalarında İş Mahkemeleri görevlidir. Taraflar arasında klasik bir iş sözleşmesi bulunmasa dahi, çırak ve stajyerlerin kısa vadeli sigorta kollarına tabi olmaları ve hesaplamaların iş hukukuna özgü uzmanlık gerektirmesi nedeniyle bu davaların genel mahkemelerde görülmesi kanunun amacına aykırıdır.
Zamanaşımı süreleri açısından ise işverenin gözetme borcuna aykırılığı, sözleşmeye aykırılık niteliğinde kabul edilmektedir (TBK m.112). Bu nedenle iş kazasından doğan tazminat talepleri 10 yıllık genel zamanaşımı süresine tabidir. Zamanaşımı süresinin başlangıç tarihi konusunda Yargıtay'ın yerleşik içtihatları mevcuttur:
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2021/222 Esas, 2024/153 Karar sayılı ilamında belirtildiği üzere; iş kazası tazminat davalarında 10 yıllık zamanaşımı süresi, sürekli iş göremezlik oranının tam olarak belirlendiği tarihten itibaren işlemeye başlar.
Bu karar uyarınca, kaza tarihi ile maluliyetin kesinleştiği tarih farklı ise zamanaşımının başlangıcı olarak maluliyet oranının kesin olarak saptandığı rapor tarihi esas alınır. Böylece işçinin veya çırağın tedavi sürecinin uzaması nedeniyle hak kaybına uğramasının önüne geçilmektedir. Hak düşürücü veya zamanaşımı sürelerinin hatalı hesaplanmaması adına, maluliyet oranını belirleyen nihai SGK veya Adli Tıp Kurumu rapor tarihinin titizlikle takip edilmesi zorunludur.
Sosyal Güvenlik Kurumu Ödemeleri, Rücu Davaları ve Cezai Sorumluluk
Geçici ve Sürekli İş Göremezlik Ödenekleri
Çıraklar ve stajyerler de dahil olmak üzere, iş kazasına uğrayan sigortalılara yönelik sosyal güvenlik güvenceleri 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu kapsamında düzenlenmiştir. Kurum tarafından sağlanan en temel yardımların başında geçici iş göremezlik ödeneği ile sürekli iş göremezlik geliri gelmektedir.
Geçici iş göremezlik, sigortalının iş kazası veya meslek hastalığı nedeniyle hekim raporuyla belirlenen istirahat süresince geçici olarak çalışamaması durumunu ifade eder. Bu süreçte sigortalıya yatarak tedavilerde günlük kazancının yarısı, ayakta tedavilerde ise üçte ikisi oranında geçici iş göremezlik ödeneği ödenir. Tedavi sürecinin tamamlanmasının ardından eski sağlığına kavuşamayan ve meslekte kazanma gücünü en az %10 oranında yitirdiği tespit edilen sigortalıya ise sürekli iş göremezlik geliri bağlanır. Bu ödenek ve gelirlerin bağlanmasında sigortalının kusuru tamamen göz ardı edilmemekte olup, ağır kusur hallerinde (5510 sayılı Kanun m.22) uyarınca ödenekler kusur derecesi esas alınarak üçte birine kadar Kurum tarafından eksiltilebilmektedir.
SGK'nın İşverene Rücu Hakkı
Sosyal Güvenlik Kurumu, iş kazası geçiren sigortalıya yaptığı yardımları ve bağladığı gelirleri, kazanın meydana gelmesinde kusuru veya ihmali bulunan işverenden rücu etme hakkına sahiptir. Bu rücu ilişkisinin temel yasal dayanaklarından biri (5510 sayılı Kanun m.21) hükmüdür. İlgili madde uyarınca; iş kazasının işverenin kastı, iş sağlığı ve güvenliği mevzuatına aykırı bir hareketi ya da suç sayılır bir eylemi sonucunda meydana gelmesi durumunda, Kurumca sigortalıya veya hak sahiplerine yapılan ödemelerin ilk peşin sermaye değeri kusur oranları nispetinde işverenden talep edilir.
Ayrıca, işverenin iş kazası sonrasındaki acil müdahale yükümlülüğü (5510 sayılı Kanun m.76) kapsamında düzenlenmiştir. Bu hükme göre işveren, kazaya uğrayan genel sağlık sigortalısına gerekli sağlık hizmetlerini derhal sağlamakla yükümlüdür. İşverenin bu yükümlülükte ihmal göstermesi veya gecikmesi nedeniyle tedavi süresinin uzamasına yahut maluliyet derecesinin artmasına sebebiyet verilmesi halinde, Kurumun yaptığı tüm ek sağlık giderleri işverenden rücu yoluyla tahsil edilir.
Yargıtay, işverenin iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini alma konusundaki tam kusurunu rücu davalarında hükme esas almaktadır. Konuya ilişkin emsal karar şu şekildedir:
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2016/3970 E., 2017/802 K. "10.11.2010 tarihinde 25 katlı bina inşaatında asansör montajında platform halatının kopması sonucu 4 kişinin vefat ettiği olayda, işverenin %100 kusurlu olduğunu belirten kusur raporunun rücu davasında hükme esas alındığı belirtilmiştir."
Yukarıda yer alan Yargıtay kararı, işverenin iş sağlığı ve güvenliği önlemlerine tamamen aykırı davranması neticesinde meydana gelen ağır iş kazalarında kusur oranının tespiti açısından büyük önem taşımaktadır. Mahkeme, işverenin %100 kusurlu bulunması durumunda Kurum tarafından yapılan tüm sosyal güvenlik ödemelerinin rücuen tahsilinde bu kusur raporunun doğrudan hükme esas alınacağını net bir şekilde ortaya koymuştur.
Taksirle Öldürme ve Yaralama Kapsamında Cezai Sorumluluk
İş kazaları yalnızca hukuki ve idari yaptırımlarla sınırlı kalmayıp, işverenin veya işveren vekillerinin cezai sorumluluğunu da beraberinde getirmektedir. İş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin alınmaması, gerekli denetimlerin yapılmaması veya çalışanların tehlikeli koşullarda çalışmaya zorlanması durumunda, meydana gelen ölüm veya yaralanma olayları Türk Ceza Kanunu kapsamında cezalandırılmaktadır.
İş kazası neticesinde bir veya birden fazla kişinin ölümü gerçekleştiğinde, (TCK m.85) uyarınca taksirle ölüme neden olma suçu gündeme gelmektedir. İlgili madde kapsamında, taksirle bir insanın ölümüne neden olan kişi iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Fiilin birden fazla insanın ölümüne ya da bir veya birden fazla kişinin ölümü ile birlikte bir veya birden fazla kişinin yaralanmasına neden olması halinde ise ceza sınırı iki yıldan on beş yıla kadar hapis cezası olarak belirlenmiştir.
Yargıtay ceza daireleri, işverenin veya alt işveren yetkililerinin işçileri bilerek tehlikeye maruz bırakmasını cezai sorumluluk kapsamında değerlendirmektedir:
Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2018/5194 E., 2019/3812 K. "Asıl işveren ve alt işveren ilişkisinin bulunduğu bir AVM inşaatında kaynak işçisinin talimatla vinçle boru taşıma işinde görevlendirilmesi ve kalaslardan çatlak sesi gelmesine rağmen çalışmaya zorlanması sonucu yaralanması olayında, alt işveren şirket müdürünün beraat kararı verilmesi kanuna aykırı bulunarak 21.03.2019 tarihinde 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi ve 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi uyarınca bozulmuştur."
Bu karar, iş sağlığı ve güvenliği kurallarının ihlal edildiği durumlarda yöneticilerin cezai sorumluluktan kaçamayacağını göstermektedir. Kalaslardaki çatlak seslerine rağmen işçinin tehlikeli bir işte çalışmaya zorlanması, taksir derecesini aşan bir ihmali ortaya koymakta ve ilk derece mahkemelerince verilen hatalı beraat kararlarının Yargıtay tarafından bozulmasına zemin hazırlamaktadır.
Sonuç ve Genel Değerlendirme
Çırak ve stajyerlerin mesleki eğitim süreçlerinde uğradıkları iş kazaları, Türk hukukunda çok boyutlu bir sorumluluk rejimine tabidir. 3308 sayılı Mesleki Eğitim Kanunu ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu uyarınca çıraklar, kısa vadeli sigorta kolları kapsamında güvence altına alınmış olup, yaşadıkları kazaların yasal süreler içerisinde bildirilmesi işverenin en birincil yükümlülüğüdür. İşverenin gözetme borcuna aykırı davranması ve iş sağlığı ile güvenliği önlemlerini almaması, yalnızca idari para cezalarıyla sınırlı kalmamakta; SGK'nın açacağı rücu davaları ile maddi ve manevi tazminat yükümlülüklerini de beraberinde getirmektedir. Tüm bunların ötesinde, insan hayatını ve beden bütünlüğünü tehlikeye atan ihmaller, Türk Ceza Kanunu uyarınca hapis cezasıyla sonuçlanabilecek ağır cezai yargılamalara yol açmaktadır. Bu nedenle, işyerlerinde çırak ve stajyer istihdam eden tüm işverenlerin, yasal mevzuata tam uyum sağlaması ve iş güvenliği önlemlerini tavizsiz bir şekilde uygulaması hukuki bir zorunluluktur.