
İş Kazasında Kusur Nasıl İspatlanır
İş kazasında kusurun nasıl ispatlanacağı, yalnızca kazanın meydana gelmiş olmasına veya SGK tarafından iş kazası kabulü yapılmasına bağlı değildir. Mahkeme; işverenin riskleri önleme, eğitim verme, koruyucu ekipman sağlama, bakım, gözetim ve denetim yükümlülüklerini yerine getirip getirmediğini, çalışanın talimatlara uyup uymadığını ve bu davranışların kazaya etkisini somut deliller üzerinden değerlendirir. Kamera kayıtları, tanık anlatımları, işyeri belgeleri ve uzman bilirkişi raporları bu süreçte belirleyici olabilir. Eksik veya çelişkili raporlara itiraz edilebilir; nihai kusur değerlendirmesi hakime aittir.
İş Kazasının Hukuki Çerçevesi ve Kusur Sorumluluğu
İş Kazası Kavramı ve İş İlişkisi
İş kazasının hukuki niteliği, olayın yalnızca işyerinde meydana gelip gelmediğine göre belirlenmez. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 13. maddesi uyarınca iş kazası; sigortalının işyerinde bulunduğu sırada, işveren tarafından yürütülen iş nedeniyle, geçici görevle işyeri dışında bulunduğu sırada, emzirme izni kapsamında veya işverenin sağladığı taşıtla işe gidiş ve geliş sırasında meydana gelen ve bedensel ya da ruhsal zarara yol açan olayları kapsar. Bu düzenleme, iş kazası kavramını işyerinin fiziksel sınırlarının ötesine taşır ve olay ile iş ilişkisi arasındaki hukuki bağlantıyı esas alır.
6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 3/1-g maddesi ise iş kazasını, işyerinde veya işin yürütümü nedeniyle meydana gelerek ölüme ya da ruhen veya bedenen engelliliğe yol açan olay olarak tanımlar. Bu iki düzenleme, farklı hukuki alanlarda uygulanmakla birlikte iş kazasının belirlenmesinde ortak bir temel oluşturur. Olayın iş kazası sayılması bakımından işin yürütümüyle bağlantı, zarar ve olay ile zarar arasındaki nedensellik ilişkisi önem taşır.
İşverenin sağladığı servis veya başka bir taşıtla işe gidiş ve geliş sırasında meydana gelen olaylar, taşımanın işveren tarafından sağlanması ve olayın kanunda belirtilen iş ilişkisi kapsamında gerçekleşmesi hâlinde iş kazası niteliği taşır. Aynı şekilde, çalışanın işverenin talimatıyla başka bir yerde görevlendirilmesi sırasında yaşanan olay da iş kazası kapsamında değerlendirilir. Bu değerlendirmede olayın nerede gerçekleştiğinden önce, çalışanın hangi nedenle orada bulunduğu ve işverenle kurulan çalışma ilişkisinin olayla bağlantısı incelenir.
Buna karşılık, bir olayın sosyal güvenlik hukuku bakımından iş kazası kabul edilmesi, işverenin her durumda tazminat sorumluluğunun doğduğu anlamına gelmez. İş kazası tespiti, öncelikle olayın kanuni tanıma girip girmediğini ortaya koyar. İşverenin bireysel iş hukuku bakımından sorumluluğu ise ayrıca işverenin kusuru, yükümlülük ihlali, zarar ve uygun illiyet bağı yönünden değerlendirilir.
İşverenin Koruma ve Gözetme Borcu
İşverenin iş kazalarından doğan sorumluluğunun temelinde, işçiyi koruma ve gözetme borcu bulunur. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 417. maddesi, işverenin işçinin yaşamını, sağlığını ve bedensel bütünlüğünü korumaya yönelik gerekli önlemleri alma yükümlülüğünü düzenler. Bu borç, yalnızca kazadan sonra zararların giderilmesini değil, çalışma ortamındaki risklerin önceden belirlenmesini ve önlenmesini de kapsayan sürekli bir yükümlülüktür.
Anayasa’nın 17. maddesi ile güvence altına alınan yaşam hakkı ve maddi ve manevi varlığın korunması, işverenin koruma borcunun hukuki değerlendirilmesinde dikkate alınan anayasal çerçeveyi oluşturur. İşveren, çalışma koşullarını işçinin yaşamını ve beden bütünlüğünü tehlikeye sokmayacak şekilde düzenlemeli; işin niteliğine uygun iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini fiilen uygulamalıdır.
4857 sayılı İş Kanunu’nun 77. maddesi, kaynaklarda işverenin iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini alma yükümlülüğü ve kusur incelemesinde dikkate alınan düzenleme olarak belirtilmiştir. Bu kapsamda işverenin sorumluluğu, yalnızca yazılı bir talimatın veya ekipman tesliminin varlığıyla sona ermez. İş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin çalışma düzenine aktarılması, işçiye açıklanması ve uygulanıp uygulanmadığının gözetilmesi gerekir.
İşverenin kusur sorumluluğu değerlendirilirken özellikle şu hususlar incelenir:
- İşin ve çalışma ortamının taşıdığı risklerin belirlenip belirlenmediği,
- İşçiye işin niteliğine uygun güvenlik eğitimi verilip verilmediği,
- İşçinin kullanması gereken koruyucu araçların sağlanıp sağlanmadığı,
- İşin yürütülmesinde kullanılan araç ve ekipmanın güvenli durumda bulunup bulunmadığı,
- Çalışma yöntemlerinin güvenli biçimde planlanıp planlanmadığı,
- Alınan önlemlerin uygulanmasının gözetilip gözetilmediği.
İşverenin gerekli tedbirleri almaması, işçiye verilen talimatların işin gerçek koşullarına uygun olmaması veya güvenlik kurallarının uygulanmasının denetlenmemesi kusur değerlendirmesine doğrudan etki eder. İşçinin davranışı da incelenmekle birlikte, işverenin koruma ve gözetme borcu, çalışanın kişisel dikkat eksikliği ileri sürülerek kendiliğinden ortadan kalkmaz. Sorumluluk, kazaya neden olan davranışların ve ihlallerin olayın bütünü içindeki etkisine göre belirlenir.
İş Kazası Tespiti ile Kusur Tespitinin Ayrımı
İş kazası tespiti ile kusur tespiti birbirinden farklı hukuki incelemelerdir. İş kazası tespitinde temel soru, meydana gelen olayın 5510 sayılı Kanun’un 13. maddesi veya 6331 sayılı Kanun’un 3/1-g maddesi kapsamında bulunup bulunmadığıdır. Bu aşamada olayın işyerinde veya işin yürütümü nedeniyle meydana gelip gelmediği, zarar doğurup doğurmadığı ve olay ile zarar arasında bağlantı bulunup bulunmadığı değerlendirilir.
Kusur tespitinde ise kazanın meydana gelmesinde hangi tarafın hangi davranışının etkili olduğu araştırılır. İşverenin iş sağlığı ve güvenliği yükümlülüklerini ihlal edip etmediği, çalışanın kendisine bildirilen güvenlik kurallarına uyup uymadığı ve tarafların davranışları ile sonuç arasında nedensellik bağı bulunup bulunmadığı bu incelemenin konusudur. Dolayısıyla bir olayın iş kazası olduğunun kabulü, kusur oranının da belirlenmiş olduğu anlamına gelmez.
Kusur incelemesi teknik yönler içerir. İşin niteliği, çalışma yöntemi, kullanılan araçlar ve işyerinin organizasyonu bakımından uzmanlık gerektiren hususlar teknik bilirkişiler tarafından açıklanabilir. Ancak kusurun hukuki anlamda belirlenmesi ve taraflara hangi ölçüde yükletileceğine karar verilmesi mahkemeye aittir. Bilirkişi değerlendirmesi, mahkemenin hukuki sorumluluk konusunda karar verme yetkisinin yerine geçmez.
Bu ayrım, SGK işlemleri ile tazminat yargılaması bakımından da önem taşır. SGK’nın bir olayı iş kazası kabul etmesi, sosyal güvenlik yardımlarının uygulanmasını sağlayabilir; ancak işverenin maddi veya manevi tazminat sorumluluğunun belirlenmesi için ayrıca kusur ve zarar incelemesi yapılır. Aynı şekilde, işverenin kusurlu bulunması için olayın mutlaka yalnızca işyerinde gerçekleşmesi gerekmez; kanunda belirtilen iş ilişkisi bağlantısının ve diğer sorumluluk koşullarının somut olayda ortaya konulması yeterlidir. Geçerli hukuki sonuç, iş kazası niteliği ile kusur sorumluluğunun ayrı ayrı ve somut delillere dayalı biçimde değerlendirilmesiyle belirlenir.
Kusurun İspatında Deliller ve Bilirkişi İncelemesi
İşyeri Kayıtları ve Teknik Belgeler
Kusurun ispatında işyerinde düzenlenen kayıtlar ve teknik belgeler, kazanın meydana gelmesinden önce alınan önlemlerin gerçekten uygulanıp uygulanmadığını ortaya koyar. Özellikle İSG risk değerlendirmesi, eğitim kayıtları ve kişisel koruyucu donanım belgeleri birlikte incelenmelidir. Risk değerlendirmesinin güncel olup olmadığı, işin fiilî yürütülme biçimindeki değişiklikleri kapsayıp kapsamadığı ve kazaya konu tehlikeyi öngörüp öngörmediği araştırılır. Sadece bir risk değerlendirmesi belgesinin bulunması, işverenin yükümlülüğünü yerine getirdiğini tek başına göstermez.
Eğitim kayıtlarında eğitimin verilip verilmediği, içeriğinin yapılan işe uygun olup olmadığı ve çalışanın bu eğitime katıldığının belgelendirilip belgelendirilmediği değerlendirilir. Kişisel koruyucu donanım bakımından ise teslim belgesiyle yetinilmez; donanımın işin niteliğine uygunluğu, kullanılabilir durumda bulunup bulunmadığı ve kullanımının denetlenip denetlenmediği de incelenir. Bu belgeler, işverenin yalnızca formal olarak belge düzenleyip düzenlemediğinin değil, güvenlik önlemlerini çalışma düzenine fiilen aktarıp aktarmadığının belirlenmesine hizmet eder.
Makine, araç ve diğer ekipmanla bağlantılı kazalarda bakım kartları, servis faturaları, muayene belgeleri ve kontrol tutanakları önem taşır. Bu kayıtlar üzerinden kaza öncesinde bakım ve periyodik kontrollerin yapılıp yapılmadığı, tespit edilen arızaların giderilip giderilmediği ve ekipmanın güvenli kullanım koşullarını taşıyıp taşımadığı incelenir. Servis faturalarının bulunması tek başına bakımın yeterli olduğunu kanıtlamaz; yapılan işlemin kazaya konu teknik riski giderip gidermediği ayrıca değerlendirilir.
İşyeri organizasyonuna ilişkin görevlendirme kayıtları, çalışma talimatları ve kontrol belgeleri de kusur incelemesinin kapsamındadır. Belgelerin olayın gerçekleşme biçimiyle ilişkilendirilmesi gerekir. Kaza ile ilgisi kurulmamış, içeriği somut çalışma koşullarını göstermeyen veya yalnızca şeklen hazırlanmış kayıtlar, kusur sorumluluğunu tek başına belirlemez.
Tanık, Kamera ve Tutanak Delilleri
Yazılı ve teknik belgelerin eksik kaldığı durumlarda tanık beyanları, kamera görüntüleri ve olay tutanakları kazanın oluş zincirinin ortaya çıkarılmasını sağlar. Tanık anlatımının değeri, tanığın olayı hangi konumdan ve ne ölçüde doğrudan gözlemlediğine göre belirlenir. Olayı gören çalışma arkadaşları, aynı sahada bulunan diğer firma çalışanları, ilk müdahaleyi yapan kişiler ve kaza sonrasındaki duruma tanık olanlar dinlenebilir.
Tanık beyanları tek başına soyut biçimde değerlendirilmez. Anlatımların kaza tutanağı, işyeri kayıtları, sağlık belgeleri ve kamera görüntüleriyle uyumlu olup olmadığı araştırılır. Tanığın olay tarihinde işyerinde çalışmaya devam etmesi, işverenle mevcut ilişkisinin beyanın güvenilirliği üzerindeki etkisi ve anlatımın olayın teknik koşullarıyla bağdaşıp bağdaşmadığı dikkate alınır. Çelişkili beyanlar bulunduğunda, çelişkinin kaynağı açıklanmadan kusur oranı belirlenemez.
Kamera kayıtları olayın saniye saniye incelenmesine imkân verebilir. Görüntülerin kazadan önceki çalışma düzenini, kullanılan ekipmanı, çalışanların konumunu ve güvenlik önlemlerinin uygulanıp uygulanmadığını göstermesi mümkündür. Bu nedenle kayıtların korunması, mevcutsa olay öncesi ve sonrasını kapsayacak şekilde dosyaya alınması gerekir. Kamera görüntüsünün bulunmaması veya kaydın teknik nedenlerle incelenememesi, diğer delillerin değerlendirilmesine engel değildir; ancak bu durum delil bütünlüğü içinde ele alınır.
Kaza tutanakları, olayın hemen sonrasında düzenlenmeleri nedeniyle önemli bir başlangıç delili oluşturur. Bununla birlikte tutanakta yer alan kusur değerlendirmesi mahkemeyi bağlamaz. Tutanakta olayın nasıl kaydedildiği, kimler tarafından düzenlendiği, olay yeri koşullarının doğru aktarılıp aktarılmadığı ve sonradan elde edilen delillerle çelişip çelişmediği incelenir. Ceza soruşturması, SGK incelemesi veya önceki tazminat dosyalarındaki rapor ve beyanlar da dosyaya getirtilerek birlikte değerlendirilir.
Bilirkişi Raporunun Kapsamı ve Sınırları
Bilirkişi incelemesi, mahkemenin teknik bilgi gerektiren konularda olayın oluş biçimini ve ihlallerin kazaya etkisini açıklamasını sağlar. Dosyanın niteliğine göre iş güvenliği, makine, trafik ve tıp bilirkişilerinden oluşan bir heyet görevlendirilebilir. İş güvenliği uzmanı çalışma yöntemlerini ve güvenlik ihlallerini; makine veya trafik alanındaki uzman kullanılan araç ve ekipmanın teknik koşullarını; tıp bilirkişisi ise sağlık zararının niteliğini ve sonuçlarını değerlendirir.
Raporun hükme esas alınabilmesi için olayın somut maddi olgularına dayanması, işverenin alması gereken ve aldığı önlemleri göstermesi, çalışanın bu önlemlere uyup uymadığını açıklaması ve kusur ile sonuç arasındaki nedensellik bağını ortaya koyması gerekir. Bilirkişi, dosyada bulunmayan varsayımlarla kusur oranı belirleyemez. Ayrıca hukuki nitelendirme yaparak kusurun nihai oranını belirleme yetkisine sahip değildir; bu yetki mahkemeye aittir.
İş kazasından kaynaklanan tazminat davalarında kusur raporu hüküm kurmaya ve denetime elverişli olmalıdır. İşverenin alması gereken ve aldığı güvenlik önlemleri ile işçinin bu önlemlere uyup uymadığı ayrıntılı biçimde incelenmeli; kusurun aidiyeti ve oranı, aynı olaya ilişkin ceza ve rücu dosyalarındaki raporlar da değerlendirilerek konusunda uzman üç kişilik bilirkişi heyetince belirlenmelidir. Eksik ve tek bilirkişi raporuna dayanılarak karar verilmesi bozma nedenidir.
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, 2021/472 E., 2021/15945 K., 14.12.2021
Bu karar, tek bir iş güvenliği uzmanının hazırladığı ve işverenin somut olayda alması gereken önlemleri ayrıntılı biçimde incelemeyen raporun karar için yeterli olmayacağını ortaya koyar. Bilirkişi incelemesinin denetlenebilir olması için raporda tarafların davranışları, alınan veya alınmayan önlemler ve kazaya etkileri açıkça gösterilmelidir. Eksik, soyut veya çelişkili rapor karşısında mahkeme ek rapor ya da yeni bir uzman heyeti incelemesi yaptırmalıdır.
Bilirkişi raporu taraflara tebliğ edildikten sonra, kaynaklarda belirtilen iki haftalık süre içinde itiraz edilebilir. İtirazın yalnızca kusur oranının yüksek veya düşük olduğu yönündeki genel ifadelerle yapılması yeterli değildir. Raporda eksik bırakılan deliller, hatalı varsayımlar, uzmanlık alanı dışındaki değerlendirmeler ve matematiksel hatalar somut olarak gösterilmelidir. Raporda bakım kayıtlarının, eğitim belgelerinin, kamera görüntülerinin veya tanık anlatımlarının değerlendirilmemesi de itiraz konusu yapılabilir.
Mahkeme, bilirkişi raporunu diğer delillerle birlikte değerlendirir. Raporun bulunması, kusur sorumluluğunun otomatik olarak kesinleştiği anlamına gelmez; nihai hukuki değerlendirme mahkeme tarafından yapılır. Bilirkişi ise teknik verileri açıklamak, ihlalleri belirlemek ve bu ihlallerin kazanın meydana gelmesine etkisini ortaya koymakla sınırlı bir görev yürütür.
İşveren, Çalışan ve Alt İşveren Kusurunun Paylaştırılması
İşverenin Eğitim, Denetim ve Gözetim Yükümlülüğü
İşverenin kusuru, yalnızca kazaya neden olan fiziksel eksiklik üzerinden değil, işin nasıl organize edildiği ve güvenlik önlemlerinin fiilen uygulanıp uygulanmadığı üzerinden belirlenir. Eğitim verilmesi, kişisel koruyucu donanım teslim edilmesi veya yazılı talimat hazırlanması tek başına yeterli değildir. İşverenin, çalışanın yaptığı işe uygun ve anlaşılır eğitim almasını sağlaması; verilen talimatların uygulanmasını izlemesi; koruyucu ekipmanın kullanılabilirliğini ve fiilî kullanımını denetlemesi gerekir.
Denetim yükümlülüğü, kazadan sonra düzenlenen belgelerle geriye dönük olarak yerine getirilmiş sayılmaz. Mahkeme, işverenin kaza tarihinden önceki çalışma düzeninde etkili bir gözetim ve kontrol mekanizması kurup kurmadığını araştırır. Bu kapsamda özellikle şu hususlar kusur paylaştırmasına etki eder:
- Çalışanın yaptığı işe uygun eğitim alıp almadığı,
- Eğitim içeriğinin somut riskleri kapsayıp kapsamadığı,
- İş güvenliği talimatlarının çalışana bildirilip bildirilmediği,
- Kişisel koruyucu donanımın sağlanıp kullanımının denetlenip denetlenmediği,
- İşin yetkin ve uygun personel tarafından yürütülüp yürütülmediği,
- İşverenin tehlikeli uygulamalara müdahale edip etmediği,
- Denetim ve gözetimin düzenli ve fiilî biçimde yapılıp yapılmadığı.
İşverenin sorumluluğu, işçinin kusurlu davranışının bulunmasıyla kendiliğinden ortadan kalkmaz. Çalışanın dikkat veya özen eksikliği kazaya katkı sağlamış olsa dahi, işverenin eğitim, denetim ve gözetim yükümlülüklerini yerine getirip getirmediği ayrıca incelenir. İşverenin gerekli önlemleri almaması, çalışanın davranışının kazaya etkisini tamamen ortadan kaldırmasa bile işverenin kusur payını koruyabilir veya artırabilir.
İşveren vekili yönünden de kusurun somutlaştırılması zorunludur. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 2. maddesi, işveren vekili kavramı ve işveren adına yönetim görevini yürüten kişilerin sorumluluk değerlendirmesi bakımından kaynaklarda dayanak gösterilmiştir. Bununla birlikte işverene verilen kusur oranı, herhangi bir inceleme yapılmadan işveren vekiline aynen yüklenemez.
İşverenin gözetme borcu kapsamında işçilerin yaşamını, bedensel ve ruhsal bütünlüğünü korumak için bilimsel ve teknolojik gelişmelerin gerekli kıldığı tüm önlemleri alması gerekir. Objektifleştirilen kusur, kusur sorumluluğunu kusursuz sorumluluğa yaklaştırsa da kusursuz sorumluluğa dönüştürmez. İşveren vekili yönünden kusur oranı işverenin kusurundan ayrıştırılmalı ve her davalı bakımından kusur somut verilere dayalı olarak ayrı ayrı belirlenmelidir. Eksik incelemeyle ve davalıların kusur oranları ayrıştırılmadan hüküm kurulması bozma nedenidir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı kaldırılmış, ilk derece mahkemesi kararı bozulmuştur.
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, 2024/7403 E., 2025/6265 K., 17.04.2025
Karar, işverenin kurumsal sorumluluğu ile işveren vekilinin kişisel kusurunun birbirinden ayrılması gerektiğini ortaya koyar. İşveren vekiline sorumluluk yüklenebilmesi için hangi görev ve davranışının kazaya etkili olduğu somutlaştırılmalıdır. Kusur oranlarının davalılar bakımından ayrıştırılmaması, tazminat ve rücu hesaplarını da doğrudan etkileyen bir eksikliktir.
Çalışanın Müterafik Kusuru
Çalışanın kusuru, kendisine bildirilen güvenlik kurallarına aykırı davranması, uygun koruyucu ekipmanı kullanmaması veya kazaya etkili bir dikkat ve özen eksikliği göstermesi üzerinden değerlendirilir. Ancak bu değerlendirme, yalnızca kazanın sonucuna bakılarak yapılamaz. Çalışanın davranışının hangi koşullarda gerçekleştiği, işin nasıl yaptırıldığı, talimatların açık olup olmadığı ve işverenin bu davranışı bilip bilmediği araştırılmalıdır.
Çalışanın kişisel koruyucu donanımı kullanmadığı ileri sürülüyorsa, donanımın gerçekten teslim edilip edilmediği, işe uygun ve kullanılabilir durumda bulunup bulunmadığı, kullanım eğitimi verilip verilmediği ve kullanımın denetlenip denetlenmediği belirlenmelidir. İşverenin bu yükümlülükleri yerine getirilmeden yalnızca çalışanın ekipmanı kullanmadığı iddiasına dayanılarak kusur paylaştırılamaz.
Çalışanın zararın doğmasına veya artmasına katkıda bulunması hâlinde, Türk Borçlar Kanunu’nun 52. maddesi uyarınca tazminatta indirim gündeme gelir. Bu indirim, çalışanın her hatalı davranışında otomatik olarak uygulanmaz; davranış ile zarar arasında somut ve açıklanabilir bir bağlantı bulunmalıdır. Çalışanın kusurunun kapsamı belirlenirken davranışın niteliği, tehlikenin öngörülebilirliği ve işverenin kendi ihlallerinin kazadaki etkisi birlikte ele alınır.
Çalışanın kusurlu bulunması, işverenin kusurunu tamamen ortadan kaldırmayabilir. Özellikle eğitim verilmemiş, denetim yapılmamış veya riskli çalışma yöntemi işveren tarafından sürdürülmüşse çalışanın davranışı, işverenin koruma yükümlülüğünü ortadan kaldıran bağımsız bir neden olarak kabul edilemez. Kusur paylaşımı, her iki tarafın davranışının kazanın oluşumundaki ağırlığına göre yapılır.
Asıl İşveren ve Alt İşveren Sorumluluğu
Asıl işveren-alt işveren ilişkisinde kusur incelemesi, tarafların iş üzerindeki fiilî yetki ve etkileri dikkate alınarak yürütülür. İşin kimin tarafından planlandığı, talimatların kim tarafından verildiği, iş güvenliği önlemlerini kimin aldığı, çalışanların kim tarafından denetlendiği ve risklerin kim tarafından kontrol edilebildiği belirlenmelidir. Sözleşmede sorumluluğun bir tarafa bırakılmış olması, fiilî yönetim ve denetim durumunun ayrıca araştırılmasına engel değildir.
Asıl işverenin, alt işveren çalışanlarına yönelik çalışma ortamındaki riskleri ve iş organizasyonunu tamamen göz ardı etmesi kusur oluşturabilir. Alt işveren ise kendi çalışanlarının eğitiminden, işin yürütümüne ilişkin talimatlardan ve kendisine ait ekipman veya çalışma yöntemlerinden kaynaklanan ihlaller bakımından sorumlu tutulabilir. Aynı kazada her iki işverenin davranışı etkili olmuşsa kusur, olayın oluş zincirindeki katkılarına göre paylaştırılır.
Kaynaklarda aktarılan bir Yargıtay örneğinde, güncellenmeyen risk değerlendirmesi, verilmeyen iş sağlığı ve güvenliği eğitimi ve eksik koruyucu ekipman nedeniyle kusur %70 asıl işveren, %30 alt işveren şeklinde belirlenmiştir. Bu oran, her dosyada uygulanacak sabit bir ölçüt değildir; yalnızca somut bir olayda yapılan kusur paylaşımını gösterir. Başka dosyalarda işin niteliği, görev dağılımı, denetim yetkisi ve kazaya neden olan eksiklikler farklı sonuç doğurabilir.
Asıl işveren ve alt işveren arasındaki sorumluluk değerlendirmesi ile SGK’nın rücu hesabı birbirine bağlı olmakla birlikte aynı inceleme değildir. 5510 sayılı Kanun’un 21/1 ve 21/4. maddeleri, iş kazası nedeniyle SGK tarafından yapılan ödemelerin işveren ve üçüncü kişiler bakımından rücu hesabıyla ilişkilendirilmiştir. Bu nedenle kusur oranlarının yalnızca genel bir toplam olarak belirtilmesi yeterli değildir; her sorumlu kişinin kusuru ve hukuki konumu ayrı ayrı gösterilmelidir.
Bilirkişi raporunda asıl işveren, alt işveren, işveren vekili ve çalışan bakımından kusur nedenleri ayrıştırılmalı; her bir davranışın kazaya etkisi açıklanmalıdır. Mahkeme, teknik rapordaki oranları olduğu gibi kabul etmek yerine bu oranların somut delillerle desteklenip desteklenmediğini denetler. Kusur paylaştırması, tazminatın kapsamını ve 5510 sayılı Kanun’un 21/1 ve 21/4. maddeleri kapsamında ileri sürülebilecek SGK rücu alacağının sınırlarını belirleyen temel unsurlardandır.
Kaçınılmazlık, İlliyet Bağı ve Kusur Raporlarına İtiraz
Kaçınılmazlığın Hukuki Anlamı
Kaçınılmazlık, iş sağlığı ve güvenliği bakımından alınması gereken bütün önlemler alınmasına rağmen önlenemeyen ve beklenmedik bir olayın kazaya neden olması hâlinde gündeme gelir. Bu kavram, işverenin alması gereken tedbirleri almamasını, öngörülebilir bir riski yönetememesini veya insan davranışından kaynaklanan önlenebilir sonuçları kendiliğinden kaçınılmazlık kapsamına sokmaz. Önlenebilecek bir risk mevcutsa, olayın sonuçları yalnızca “kaçınılmazlık” olarak nitelendirilemez.
Kaçınılmazlık, zararın tamamen veya kısmen ortaya çıkmasına katkı sağlayabilir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 51. maddesi ve devamı hükümleri (TBK m.51 vd.), kaçınılmaz olayın zararın ortak veya kısmi sebebi olduğu hâllerde hakkaniyete göre tazminatın belirlenmesiyle ilişkilendirilmiştir. Bu değerlendirmede, kaçınılmazlık payının tarafların sorumluluk alanlarından bağımsız ve otomatik biçimde işçiye yüklenmesi mümkün değildir. Olayın oluş koşulları, işverenin kontrol alanı ve alınabilecek tedbirler birlikte incelenir.
İş kazasının tamamen kaçınılmazlıktan kaynaklandığı durumlarda, tazminat belirlenirken 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 51. maddesi uyarınca hakkaniyet ilkeleri gözetilmelidir. Kaçınılmazlık payının taraflara adil biçimde yüklenmesi gerekir; somut olayda işverenin yüzde 60, işçinin yüzde 40 kusurlu kabul edilmesi gerektiği belirtilerek, kaçınılmazlık oranının göz ardı edilmesi nedeniyle karar bozulmuştur.
Yargıtay 21. Hukuk Dairesi, 2019/5246 E., 2020/975 K., 20.02.2020
Bu yaklaşım, tamamen kaçınılmaz olduğu kabul edilen olaylarda dahi tazminat değerlendirmesinin mekanik bir kusur hesabına indirgenemeyeceğini gösterir. Kararda işverenin %60, işçinin %40 oranında kusurlu kabul edilmesi gerektiği belirtilmiş; hakkaniyete aykırı sonuç doğuran değerlendirme nedeniyle karar bozulmuştur.
Kaçınılmazlığın sorumluluk hesabına etkisi, bir başka kaynakta %10 asıl işveren, %30 alt işveren ve %60 kaçınılmazlık şeklinde belirlenen olay üzerinden açıklanmıştır. Kaçınılmazlık oranının işverenlerin sorumluluğu bakımından hiç dikkate alınmaması hakkaniyete aykırı bulunmuş ve yeniden bilirkişi raporu alınması gerektiği belirtilmiştir. Bu örnek, kaçınılmazlık oranının dosyadaki kusur dağılımından ayrı ve etkisiz bir veri olarak bırakılamayacağını ortaya koyar.
İlliyet Bağının İncelenmesi
Kusur sorumluluğunun doğması için kusurlu davranış ile iş kazası ve zarar arasında uygun illiyet bağının kurulması gerekir. Bilirkişi incelemesinde yalnızca hangi güvenlik kuralının ihlal edildiği gösterilmemeli; bu ihlalin kazanın meydana gelmesine veya zararın ağırlaşmasına nasıl katkı sağladığı da açıklanmalıdır. İhlal ile sonuç arasında bağlantı kurulamıyorsa, şeklen mevcut bir eksiklik kusur sorumluluğu için yeterli kabul edilemez.
İlliyet bağı değerlendirilirken olayın oluş zinciri ele alınır. İşverenin tedbir eksikliği, çalışanın davranışı, üçüncü kişinin eylemi ve kaçınılmazlık iddiası aynı olay örgüsü içinde incelenir. Her davranışın kazadaki etkisi somutlaştırılmalı ve zararın hangi kısmıyla bağlantılı olduğu açıklanmalıdır. Çalışanın davranışı, işverenin ihlalinden bağımsız ve ağır bir neden oluşturuyorsa illiyet bağı yönünden ayrıca değerlendirme yapılır; ancak çalışanın herhangi bir dikkat eksikliği, işverenin mevcut güvenlik ihlalini kendiliğinden etkisiz hâle getirmez.
İşverenin gözetme borcu kapsamında işçilerin yaşamını, bedensel ve ruhsal bütünlüğünü korumak için bilimsel ve teknolojik gelişmelerin gerekli kıldığı tüm önlemleri alması gerekir. Objektifleştirilen kusur, kusur sorumluluğunu kusursuz sorumluluğa yaklaştırsa da kusursuz sorumluluğa dönüştürmez. İşveren vekili yönünden kusur oranı işverenin kusurundan ayrıştırılmalı ve her davalı bakımından kusur somut verilere dayalı olarak ayrı ayrı belirlenmelidir. Eksik incelemeyle ve davalıların kusur oranları ayrıştırılmadan hüküm kurulması bozma nedenidir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı kaldırılmış, ilk derece mahkemesi kararı bozulmuştur.
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, 2024/7403 E., 2025/6265 K., 17.04.2025
İlliyet bağının kesilmesi, sorumluluğu etkileyen istisnai bir sonuçtur. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 20.03.2013 tarihli, 2012/21-1121 E., 2013/386 K. sayılı kararı, mücbir sebep, zarar görenin veya üçüncü kişinin ağır kusuru nedeniyle uygun illiyet bağının kesilebileceği ve bu durumda sorumluluğun doğmayabileceği yönündedir. Bu sonuca ulaşılabilmesi için söz konusu olay veya davranışın kazanın oluşumunda bağımsız ve belirleyici bir neden oluşturduğu ortaya konulmalıdır.
Çelişkili Raporların Giderilmesi
Kusur raporları arasında farklı oranlar bulunması, mahkemenin bu raporlardan birini gerekçe göstermeden seçebileceği anlamına gelmez. Çelişkinin hangi maddi olgudan kaynaklandığı belirlenmeli; raporların olayın oluş biçimi, alınması gereken tedbirler, kaçınılmazlık ve illiyet bağı yönünden karşılaştırılması yapılmalıdır. Özellikle kaçınılmazlık oranının bir raporda kabul edilip diğerinde reddedilmesi, yeni ve denetime elverişli bir incelemeyi zorunlu kılar.
Yeni raporda şu noktalar açıkça gösterilmelidir:
- Kaçınılmazlık iddiasının dayandığı somut olay ve teknik neden,
- Alınması gereken tedbirlerin neler olduğu ve bunların alınıp alınmadığı,
- Her bir tarafın davranışının kazaya etkisi,
- Kusur ile zarar arasındaki illiyet bağının hangi delillerle kurulduğu,
- Kaçınılmazlık payının tarafların sorumluluğuna nasıl yansıtıldığı,
- Önceki raporlar arasındaki çelişkilerin hangi gerekçeyle giderildiği.
5510 sayılı Kanun'un 21. maddesi uyarınca iş kazalarında ilgililerin kusur durumu belirlenirken kaçınılmazlık dikkate alınmalı ve belirlenen kaçınılmazlık payından işveren sorumlu tutulmamalıdır. Kaçınılmazlıktan söz edilebilmesi için iş sağlığı ve güvenliği bakımından alınması gereken tüm tedbirlerin alınmış olmasına rağmen beklenmedik ve önlenemeyen olay nedeniyle kazanın meydana gelmesi gerekir. Alınması gereken tedbirlerin alınmadığı somut olayda kaçınılmazlık bulunmadığı gözetilerek çelişkili bilirkişi raporları arasındaki çelişkinin giderilmesi gerektiği belirtilmiş; karar bozulmuştur.
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, karar tarihi 28.12.2017; esas ve karar numarası metinde belirtilmemiştir
Çelişkili raporların giderilmesi, yalnızca yeni bir oran belirlenmesinden ibaret değildir. Mahkeme, raporun dosyadaki maddi vakıalara uygunluğunu ve gerekçesinin denetlenebilirliğini sağlamalıdır. Kaçınılmazlık kabulünün dayanağı açıklanmadan veya işverenin tedbir eksiklikleri incelenmeden kurulan hüküm, kusur sorumluluğunun belirlenmesi bakımından yeterli incelemeye dayanmaz.
Tazminat, SGK Rücu ve Başvuru Sürecinde Kritik Süreler
Maddi ve Manevi Tazminat Talepleri
İş kazası sonucunda zarar gören sigortalının maddi ve manevi tazminat talepleri, SGK tarafından yapılan yardımlardan bağımsız olarak değerlendirilir. Maddi tazminat hesabında sürekli iş göremezlik veya maluliyet durumu, çalışma gücü ve kazanç kaybı, zarar görenin ekonomik geleceği ile SGK tarafından karşılanan ödemelerin kapsamı birlikte dikkate alınır. Zararın hangi bölümünün sosyal güvenlik sistemi tarafından karşılandığı, hangi bölümünün işverene yöneltilebileceği somut hesaplama ile belirlenir.
Maddi zarar hesabı, yalnızca kaza tarihindeki mevcut kaybın belirlenmesinden ibaret değildir. Geçmiş dönemde gerçekleşen gelir kaybı ile gelecekte ortaya çıkacak kazanç kaybı ayrı ayrı incelenir. Kalıcı iş göremezlik oranı, kazanç verileri ve dosyadaki sağlık belgeleri hesaplamanın temel unsurlarıdır. Bu nedenle maluliyet veya meslekte kazanma gücü kaybına ilişkin sağlık tespitinin açık, denetlenebilir ve olayla bağlantılı olması gerekir.
Manevi tazminat ise bedensel veya ruhsal zararın yarattığı acı, elem ve yaşam üzerindeki etkiler dikkate alınarak belirlenir. Manevi tazminatın hesabında maddi zarar hesabındaki teknik veriler tek başına yeterli değildir. Olayın ağırlığı, yaralanmanın veya sürekli zararın niteliği, tarafların kusur durumu ve somut olayın özellikleri birlikte değerlendirilir. Ölüm hâlinde, zarar görenin yakınlarının destekten yoksun kalma ve manevi tazminat talepleri ayrıca gündeme gelebilir.
Tazminat taleplerinde işverene karşı talepler bakımından kaynaklarda genel olarak zararın meydana çıktığı tarihten başlayan 10 yıllık zamanaşımı süresinden söz edilmiştir. Ancak sürenin başlangıcı ve uygulanacak hukuki rejim, zararın ne zaman ortaya çıktığına, talebin hukuki dayanağına, kalıcı sağlık sorununun ne zaman kesinleştiğine ve somut olayın diğer özelliklerine göre ayrıca değerlendirilmelidir. Bu nedenle her iş kazası dosyasında sürenin otomatik olarak yalnızca kaza tarihinden başlatılması doğru değildir.
SGK Ödemeleri ve Rücu Sorumluluğu
SGK, iş kazası nedeniyle sigortalıya sağlık yardımları, geçici iş göremezlik ödemeleri ve sürekli iş göremezlik geliri gibi sosyal güvenlik yardımları sağlayabilir. Bu ödemeler, işverenin maddi ve manevi tazminat sorumluluğunun tümüyle sona erdiği anlamına gelmez. SGK tarafından karşılanan kalemler ile sigortalının veya hak sahiplerinin ayrıca talep edebileceği zarar kalemleri birbirinden ayrılır.
5510 sayılı Kanun’un 21. maddesi, SGK’nın iş kazası nedeniyle yaptığı sağlık yardımları, gelir ve diğer ödemeler bakımından kusurlu işverene veya sorumlu kişilere rücu etmesiyle ilişkilidir. Rücu sorumluluğunun kapsamı, işverenin kusuru, kazayla kusurlu davranış arasındaki illiyet bağı ve SGK tarafından yapılan ödemelerin niteliği üzerinden belirlenir. Bu nedenle tazminat davasındaki kusur incelemesi ile SGK rücu davasındaki kusur değerlendirmesi aynı maddi olaydan beslenebilse de her dava kendi talep ve taraf yapısı içinde incelenir.
SGK’nın rücu alacağı hesaplanırken yapılan ödemelerin ve bağlanan gelirin hangi zarara karşılık geldiği, sorumluların kusur oranları ve rücu talebinin hukuki sınırları belirlenmelidir. İşveren, yalnızca iş kazasının meydana gelmiş olması nedeniyle otomatik olarak rücu borçlusu hâline gelmez; kusurunun somut delillerle ortaya konulması gerekir. Üçüncü kişilerin veya farklı işverenlerin kazaya katkısı bulunuyorsa, her bir sorumlunun hukuki konumu ve kusur payı ayrı gösterilmelidir.
Kaynaklarda, SGK’nın yaptığı ödemeler için işverene yönelteceği rücu talebinde 10 yıllık zamanaşımı süresinden söz edilmiştir. Zamanaşımı itirazının değerlendirilmesinde talebin niteliği, ödeme ve gelir bağlama işlemleri ile somut dosyanın özellikleri dikkate alınır. Rücu hesabının yalnızca toplam kusur oranı üzerinden yapılması yeterli değildir; kusurun hangi kişiye ait olduğu ve ödemelerle nasıl ilişkilendirildiği açıklanmalıdır.
Delillerin Korunması ve Dava Süreci
İş kazasından sonra başvuru sürecinin ilk aşamasında olayın SGK’ya bildirilmesi önem taşır. İşveren, iş kazasını en geç 3 iş günü içinde SGK’ya bildirmekle yükümlüdür. Bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi idari yaptırıma neden olabilir. Bununla birlikte bildirim yapılmaması, olayın iş kazası niteliğini veya çalışanın doğabilecek tazminat haklarını kendiliğinden ortadan kaldırmaz.
Dava ve başvuru sürecinde korunması gereken başlıca deliller şunlardır:
- İş kazası tutanakları ve SGK kayıtları,
- Sağlık kuruluşu ve sağlık kurulu belgeleri,
- Kamera görüntüleri ve olay yeri fotoğrafları,
- Tanık bilgileri ve tanık beyanları,
- Risk değerlendirmeleri ile iş güvenliği eğitim kayıtları,
- Kişisel koruyucu donanım teslim ve kullanım belgeleri,
- Bakım kartları, servis faturaları ve periyodik kontrol kayıtları,
- Ceza soruşturması ve önceki tazminat dosyalarındaki raporlar.
Kamera kayıtlarının zamanla silinmesi, tanıkların olay ayrıntılarını unutması ve teknik belgelerin sonradan değiştirilebilmesi ispat faaliyetini güçleştirir. Bu nedenle delillerin kazadan hemen sonra belirlenmesi ve korunması gerekir. Olayın oluş şekli veya mevcut kayıtların güvenilirliği konusunda uyuşmazlık varsa, delil tespiti yoluna başvurulması dosyanın ilerleyen aşamalarında ispat bakımından önem taşır.
Tazminat davasında mahkeme, toplanan delilleri kusur, zarar ve illiyet bağı bakımından birlikte değerlendirir. Kusur raporu eksik incelemeye dayanıyor, tarafların itirazlarını karşılamıyor veya dosyadaki delillerle çelişiyorsa hükme esas alınamaz. Bu durumda ek rapor ya da yeni bilirkişi incelemesi yapılması gerekir. Bölge Adliye Mahkemesi aşamasında eksik inceleme veya hükme elverişli olmayan rapor tespit edilirse HMK m.373/1 ve m.373/2 kapsamında kararın kaldırılması, bozulması veya dosyanın ilgili mahkemeye gönderilmesi gündeme gelebilir.
Sonuç olarak iş kazasından doğan tazminat, SGK yardımları ve rücu talepleri birbirinden farklı hukuki süreçlerdir. Hak kaybının önlenmesi için bildirim süresine uyulması, zamanaşımı ihtimalinin somut dosya üzerinden incelenmesi, delillerin korunması ve kusur raporlarının denetlenebilir biçimde hazırlanması gerekir. Tazminat ve rücu sorumluluğunun kapsamı, ancak olayın oluş şekli, tarafların kusuru, zarar kalemleri ve mevcut deliller birlikte değerlendirilerek belirlenebilir.