
Tarım İşçisi Olarak Çalışırken İş Kazası Geçirdim: Haklarım Neler?
Tarım sektöründe çalışan işçilerin iş kazası geçirmesi halinde sahip oldukları yasal haklar, görevli mahkeme sınırları, tazminat talep şartları ve SGK bildirim süreçleri mevzuat ve Yargıtay kararları ışığında detaylı bir şekilde açıklanmaktadır.
Tarım İşçilerinde İş Kazası Kavramı ve Sigortalılık Statüsü
Tarım sektörünün kendine özgü sosyoekonomik yapısı ve çalışma koşulları, bu alanda istihdam edilen işçilerin sosyal güvenlik haklarının ve iş kazası güvencelerinin özel yasal düzenlemelerle ele alınmasını zorunlu kılmıştır. Türkiye'de tarım işçilerinin iş kazası sigortasından yararlanma şartları ve hukuki statüleri, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu çerçevesinde belirlenmektedir. Tarım çalışanlarının sürekli veya süreksiz (mevsimlik/gündelik) çalışma biçimleri, tabi olacakları sigortalılık rejimini ve buna bağlı olarak iş kazası sonrasında elde edecekleri hakları doğrudan etkilemektedir.
Ek 5 Kapsamında Süreksiz Tarım Sigortalılığı
Tarım veya orman işlerinde hizmet akdiyle süreksiz olarak çalışanların sosyal güvenlik şemsiyesi altına alınması amacıyla yasal mevzuatta önemli bir düzenleme yapılmıştır. 6111 sayılı Kanun ile 01.03.2011 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu bünyesine Ek 5. madde eklenmiştir.
Bu düzenleme uyarınca, kamu idarelerinde tarım veya orman işlerinde hizmet akdiyle süreksiz çalışanlar hariç olmak üzere, bu sektörlerde süreksiz çalışanlar kanunun 4. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi (4/a) kapsamında sigortalı sayılmaktadır (5510 sayılı Kanun Ek m.5).
Ek 5. madde kapsamında sigortalı olabilmek ve bu statünün getirdiği haklardan yararlanabilmek için belirli şartların bir arada bulunması zorunludur:
- 5510 sayılı Kanun'un 4. maddesinin birinci fıkrasının (a), (b) ve (c) bentleri kapsamında sigortalı olarak çalışmamak,
- 506 sayılı Kanun'un Geçici 20. maddesi kapsamındaki sandıklara tabi olmamak,
- 2925 sayılı Kanun kapsamında sigortalılığın devam ediyor olmaması,
- İsteğe bağlı sigortalı veya isteğe bağlı iştirakçi olmamak,
- Kurumdan veya 506 sayılı Kanun'un Geçici 20. maddesi kapsamındaki sandıklardan kendi sigortalılığından dolayı gelir veya aylık almıyor olmak,
- 18 yaşını doldurmuş olmak.
Bu kapsamdaki sigortalılar, prime esas günlük kazanç alt ve üst sınırı arasında kalmak kaydıyla, beyan edecekleri günlük kazancın otuz katının %34,5'i oranında prim ödemekle yükümlüdür. Bu prim oranının dağılımı şu şekildedir:
- %20 oranında malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi,
- %12,5 oranında genel sağlık sigortası primi,
- %2 oranında iş kazası ve meslek hastalıkları sigortası primi.
Süreksiz tarım sigortalıları, iş kazası ve meslek hastalığı sigorta kollarından sağlanan yardımlardan (geçici iş göremezlik ödeneği, sürekli iş göremezlik geliri, hak sahiplerine ölüm geliri, evlenme ve cenaze ödeneği) yararlanma hakkına sahiptir. Ancak bu sigortalıların iş kazası sigortasından faydalanabilmesi için çok kritik bir süre sınırı bulunmaktadır. Sigortalının iş kazası yardımlarından yararlanabilmesi için, kazanın meydana geldiği tarihten en az 10 gün önce tescil edilmiş olması, sigortalılık niteliğinin sona ermemiş olması ve prim borcunun bulunmaması şarttır (5510 sayılı Kanun Ek m.5). Tescil tarihinden itibaren ilk 10 gün içinde (onuncu gün dahil) gerçekleşen iş kazalarında sigortalıya geçici iş göremezlik ödeneği verilmemektedir. Ayrıca bu sigortalılar analık ve hastalık sigortası kollarına tabi olmadıklarından, iş kazası dışındaki hastalık veya doğum durumlarında geçici iş göremezlik ödeneği talep edemezler.
İş Kazası Sayılma Şartları
Bir tarım işçisinin uğradığı zararlandırıcı olayın hukuken "iş kazası" olarak nitelendirilebilmesi için (5510 sayılı Kanun m.13) hükmünde yer alan unsurların ve şartların bir arada gerçekleşmesi gerekir. Kanun koyucu, iş kazasını sigortalıyı hemen veya sonradan bedenen ya da ruhen engelli hale getiren olay olarak tanımlamıştır.
Buna göre, tarım işçileri bakımından bir olayın iş kazası sayılabilmesi için şu şartların varlığı aranır:
- Sigortalının işyerinde bulunduğu sırada meydana gelmesi: Tarım işçisinin tarlada, bağda, bahçede veya işyerine ait eklentilerde (dinlenme alanı, çadır alanı, yemek yeme yeri) bulunduğu sırada gerçekleşen her türlü kaza, yapılan işle ilgili olup olmadığına bakılmaksızın iş kazası kabul edilir.
- İşveren tarafından yürütülmekte olan iş nedeniyle gerçekleşmesi: İşçinin asıl görev alanı dışında bile olsa, işverenin talimatıyla veya işverenin işini yürütmek amacıyla yaptığı faaliyetler esnasında meydana gelen kazalar bu kapsamdadır.
- Görevli gönderilme hali: Sigortalının işveren tarafından kendi asıl işini yapmaksızın başka bir yere görevli olarak gönderildiği sürelerde geçen zamanlarda meydana gelen kazalar iş kazasıdır.
- Süt izni süreleri: Emziren kadın sigortalının, mevzuat gereğince çocuğuna süt vermek için ayrılan zamanlarda (süt izni) geçirdiği kazalar iş kazası sayılır.
- İşverence sağlanan taşıtla gidiş gelişler: İşçilerin işverence sağlanan bir taşıtla toplu olarak işin yapıldığı yere götürülüp getirilmesi esnasında (örneğin işçi servisleri veya işçileri tarlaya taşıyan araçlar) meydana gelen kazalar iş kazası niteliğindedir.
Tarım işçisinin geçirdiği kazanın iş kazası olarak tescil edilebilmesi için olay ile ortaya çıkan bedensel veya ruhsal engel (zarar) arasında uygun bir illiyet bağının bulunması zorunludur. Bu kapsamda, iş kazasının tespiti ve sigortalılık haklarının başlatılması, tarım çalışanlarının maddi ve manevi tazminat taleplerinin de ilk ve en önemli ön koşulunu oluşturmaktadır.
Tarım İş Kazalarında Görevli Mahkeme ve Hukuki Rejim
Tarım sektöründe çalışanların uğradığı iş kazaları, Türk iş hukuku ve sosyal güvenlik hukuku bakımından özel bir rejime tabidir. Bu uyuşmazlıklarda görevli mahkemenin ve uygulanacak hukuki kuralların tespiti, kazaya uğrayan işçinin çalıştığı işletmenin büyüklüğüne ve çalışan sayısına göre farklılık arz eder. Bu kapsamda 4857 sayılı İş Kanunu, 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu ve genel hükümler içeren borçlar hukuku mevzuatı, tarım işçilerinin hak arama hürriyetinin sınırlarını çizen temel yasal dayanaklardır.
İş Kanunu Kapsamı Dışındaki Tarım İşleri
Tarım ve orman işlerinde çalışanların tamamı İş Kanunu korumasından aynı ölçüde yararlanamamaktadır. Kanun koyucu, küçük ölçekli tarım işletmelerini korumak ve tarım sektörünün kendine has dinamiklerini gözetmek amacıyla belirli istisnalar öngörmüştür.
(4857 sayılı İş Kanunu m. 4/1-b) uyarınca, 50 dahil olmak üzere 50'den az işçi çalıştırılan tarım ve orman işlerinin yapıldığı işyerlerinde veya işletmelerinde bu kanun hükümleri uygulanmaz. Bu muafiyet sınırı, tarım işçilerinin iş güvencesi, çalışma süreleri ve kıdem tazminatı gibi İş Kanunu kaynaklı haklardan yararlanmasını engellediği gibi, meydana gelen iş kazalarında izlenecek hukuki yolu da doğrudan değiştirmektedir.
Geçmişten günümüze süregelen bu istisnai rejim, mülga (1475 sayılı Kanun m. 5) hükmünde de benzer şekilde düzenlenmiştir. Eski yasal düzenlemede de tarım işçilerinin önemli bir kısmı İş Kanunu kapsamı dışında bırakılmış ve taraflar arasındaki hukuki ilişki genel hükümlere tabi kılınmıştır. Eğer tarım ve orman işlerinin yapıldığı bir işyerinde çalışan sayısı 50'nin altındaysa, işçi ile işveren arasındaki ilişki bir iş sözleşmesi (hizmet akdi) niteliğinde olmakla birlikte, bu sözleşmeye uygulanacak kurallar İş Kanunu değil, genel borçlar hukuku kurallarıdır. Bu doğrultuda, uyuşmazlıkların çözümünde (818 sayılı Borçlar Kanunu m. 313) ve güncel borçlar hukuku mevzuatının hizmet sözleşmesine ilişkin hükümleri esas alınır.
Ancak bu kuralın çok önemli bir istisnası bulunmaktadır. Tarım ve orman işlerinin yapıldığı işyerinde 50 veya daha az işçi çalıştırılıyor olsa dahi, işyerinde sendikal örgütlenme mevcutsa ve taraflar arasında bir toplu iş sözleşmesi akdedilmişse durum değişmektedir. Bu halde, uyuşmazlığın (2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanunu’nun 66. maddesi) uyarınca iş mahkemesinde görülmesi gerekmektedir. Sendikal korumanın bulunmadığı ve çalışan sayısının 50'nin altında kaldığı hallerde ise tamamen genel hükümlere tabi bir hukuki rejim uygulanacaktır.
Asliye Hukuk Mahkemelerinin Görev Alanı
Bir iş kazası sonrasında açılacak maddi ve manevi tazminat davasında görevli mahkemenin belirlenmesi, davanın usulden reddedilmemesi adına hayati bir öneme sahiptir. İş mahkemelerinin kuruluş ve görev sınırları (5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 1. maddesi) ile çizilmiştir. Bu madde uyarınca, bir uyuşmazlığın iş mahkemesinde görülebilmesi için şu iki şartın birlikte gerçekleşmesi zorunludur:
- Tarafların işçi ve işveren sıfatına haiz olması,
- Uyuşmazlığın iş sözleşmesinden veya İş Kanunundan kaynaklanması.
Yukarıda belirtildiği üzere, 50'den az çalışanı olan tarım işletmelerinde çalışan işçiler (4857 sayılı İş Kanunu m. 4/1-b) gereğince İş Kanunu kapsamında yer almadıklarından, uğradıkları iş kazalarından doğan tazminat talepleri de İş Kanunundan kaynaklanan bir uyuşmazlık olarak nitelendirilemez. Dolayısıyla, bu tür davalarda iş mahkemelerinin görevli olması mümkün değildir. Görev konusu kamu düzenine ilişkin olduğundan, davanın her aşamasında mahkemece kendiliğinden dikkate alınmak zorundadır.
Konuya ilişkin emsal nitelikteki Yargıtay kararı şu şekildedir:
"Davacılar murisinin 04.06.2006 tarihinde davalıya ait traktörle tarla sürerken traktörün devrilmesi sonucu hayatını kaybettiği, yapılan işin tarım işi olduğu ve çalışan sayısının 50'den az olduğu tespit edilmiştir. … 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 1. maddesi uyarınca bir uyuşmazlığın iş mahkemesinde görülebilmesi için tarafların işçi ve işveren olması ile uyuşmazlığın iş sözleşmesinden veya İş Kanunundan kaynaklanması şartlarının birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 4/1-b maddesi gereğince, 50 dahil olmak üzere 50'den az işçi çalıştırılan tarım ve orman işlerinin yapıldığı işyerlerinde veya işletmelerinde bu kanun hükümleri uygulanmamaktadır. … Somut olayda murisin yaptığı işin tarım işi olduğu, çalışan sayısının 50'den az olduğu ve uyuşmazlığın iş sözleşmesinden veya İş Kanunundan doğmadığı anlaşılmıştır. Meydana gelen zararlandırıcı olayın Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından iş kazası sayılmasının, iş mahkemesinin görevli olması için tek başına yeterli olmadığı ifade edilmiştir. Bu doğrultuda, uyuşmazlığın çözümünde iş mahkemelerinin değil genel mahkemelerin görevli olduğu, davanın açıldığı ilçede müstakil iş mahkemesi bulunmadığından yargılamaya Asliye Hukuk Mahkemesi sıfatıyla devam edilmesi gerekirken İş Mahkemesi sıfatıyla karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu belirtilerek yerel mahkeme kararı oybirliğiyle bozulmuştur." (Yargıtay 21. Hukuk Dairesi - Esas: 2015/21203, Karar: 2016/15084, Tarih: 14.12.2016)
Yargıtay'ın bu kararı, tarım iş kazalarında görevli mahkemenin belirlenmesinde çok net bir kıstas sunmaktadır. Mahkeme, zararlandırıcı olayın Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından "iş kazası" olarak kabul edilmesinin, uyuşmazlığın iş mahkemesinde çözülmesi için tek başına yeterli bir gerekçe oluşturmadığını açıkça vurgulamıştır. Dolayısıyla, taraflar arasındaki ilişkinin hukuki niteliği ve işletmenin ölçeği her zaman öncelikli olarak incelenmelidir.
Yargıtay'ın diğer daireleri de istikrarlı bir biçimde aynı görüşü paylaşmaktadır. Örneğin, çiftlikte buğday taşıma esnasında devrilme sonucu vefat eden bir tarım işçisinin mirasçılarının açtığı tazminat davasında, (Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin E. 2002/3557, K. 2002/3915 sayılı ve 10.4.2002 tarihli kararı) uyarınca, tarım işçilerinin iş yasasına tabi olmadığı belirtilmiştir. Kararda, uyuşmazlığın (818 sayılı Borçlar Kanunu m. 313) kapsamında hizmet sözleşmesi hükümlerine tabi olduğu ve davanın genel mahkemelerde (Asliye Hukuk Mahkemesi) görülmesi gerektiği belirtilerek görevsizlik kararı bozulmuştur.
Benzer şekilde, boğa bakıcısı olarak görev yapan bir tarım işçisinin ölümüyle neticelenen kazayı inceleyen (Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin E. 1990/12331, K. 1991/5887 sayılı ve 14.3.1991 tarihli kararı) de bu yönelimi desteklemektedir. Kararda, murisin sosyal güvenlik yönünden (506 sayılı Kanun m. 11) kapsamında sigortalı olmasının ve olayın SGK nezdinde iş kazası sayılmasının görev hususunu değiştirmeyeceği, davanın genel mahkemelerde (Asliye Hukuk Mahkemesi) çözümlenmesi gerektiği hüküm altına alınmıştır.
Sonuç olarak; 50 ve daha az işçi çalıştıran tarım işletmelerinde çalışan tarım işçilerinin geçirdiği iş kazalarında, görevli mahkeme müstakil iş mahkemeleri değildir. Bu uyuşmazlıkların genel mahkeme sıfatıyla Asliye Hukuk Mahkemelerinde, Borçlar Kanunu'nun hizmet sözleşmesine ilişkin genel hükümleri çerçevesinde çözüme kavuşturulması yasal bir zorunluluktur.
İş Kazası Bildirim Yükümlülüğü, Süreler ve İdari Yaptırımlar
Tarım sektöründe meydana gelen iş kazalarında, hukuki ve cezai süreçlerin sağlıklı bir şekilde yürütülebilmesi, sigortalının hak kayıplarının önlenmesi ve işverenin yasal sorumluluklarının sınırlandırılması için iş kazasının yetkili makamlara bildirilmesi yasal bir zorunluluktur. Bu süreçte 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu hükümleri esas alınmaktadır. İş kazası bildiriminin usulüne uygun ve süresi içinde yapılması, hem idari para cezalarının önüne geçilmesi hem de Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından yapılacak yardımların ve olası rücu davalarının belirlenmesi açısından hayati öneme sahiptir.
SGK Bildirim Süreleri
İş kazası bildirim yükümlülüğü ve bu yükümlülüğün yerine getirileceği yasal süreler, sigortalının tabi olduğu statüye göre farklılık göstermektedir. (5510 sayılı Kanun m.13/2) uyarınca bildirim süreleri ve yöntemleri şu şekilde düzenlenmiştir:
- 4/a Statüsündeki Hizmet Akdiyle Çalışanlar ve Ek 5 Kapsamındaki Süreksiz Tarım İşçileri: İşveren, meydana gelen iş kazasını o yerdeki yetkili kolluk kuvvetlerine derhal, Sosyal Güvenlik Kurumuna ise kazanın meydana geldiği tarihten sonraki 3 iş günü içinde bildirmekle yükümlüdür. Kazanın işverenin kontrolü dışındaki yerlerde (örneğin görevli gönderilen başka bir tarla veya işletmede) gerçekleşmesi halinde, bu 3 iş günlük süre kazanın işveren tarafından öğrenildiği tarihten itibaren başlamaktadır.
- 4/b Statüsündeki Bağımsız Çalışanlar (Tarım Bağ-Kur'luları ve Muhtarlar): Bu kapsamdaki sigortalılar bildirimlerini bizzat kendileri yapmak zorundadır. Bildirim süresi, rahatsızlığın bildirim yapmaya engel olmadığı günden itibaren 3 iş günü olup, her halükarda kazanın meydana geldiği tarihten itibaren 1 ayı geçemez.
- Ek 5 Kapsamındaki Tarım Çalışanlarının Özel Durumu: Tarım veya orman işlerinde hizmet akdiyle süreksiz çalışanların iş kazası sigortası yardımlarından faydalanabilmesi için kazanın meydana geldiği tarihten en az 10 gün önce sigortalı tescilinin yapılmış olması, sigortalılıklarının sona ermemiş olması ve prim borçlarının bulunmaması şarttır. Bu sigortalılar, prime esas günlük kazanç alt ve üst sınırı arasında belirledikleri kazancın %34,5'i oranında prim ödemektedirler.
İş kazası bildirimi; e-sigorta uygulaması üzerinden elektronik ortamda yapılabileceği gibi, "İş Kazası ve Meslek Hastalığı Bildirim Formu" (SGK-032) doldurularak doğrudan ya da iadeli taahhütlü posta yoluyla Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğüne veya Sosyal Güvenlik Merkezine gönderilerek de gerçekleştirilebilir.
Yargıtay içtihatlarına göre, meydana gelen zararlandırıcı olayın öncelikle SGK tarafından iş kazası olarak tescil edilmesi davanın ön şartıdır. Bildirimin yapılmadığı durumlarda mahkemenin izleyeceği usul şu kararla sabittir:
"Olay Kurumca iş kazası olarak kabul edilmemişse, davacıya Sosyal Güvenlik Kurumuna ihbarda bulunması ve gerektiğinde işveren ile Kurum aleyhine 'iş kazasının tespiti' davası açması için önel verilmeli ve bu dava bekletici sorun yapılmalıdır." (Yargıtay 21. Hukuk Dairesi, E. 2015/13151, K. 2016/6162)
Bu karar, iş kazası bildiriminin ve tescilinin, tazminat davalarının görülebilmesi için bir ön sorun (bekletici mesele) teşkil ettiğini kesin olarak ortaya koymaktadır.
Bildirim Yapmamanın Cezai ve Mali Sonuçları
İş kazası bildirim yükümlülüğünün süresi içerisinde yerine getirilmemesi veya hiç yerine getirilmemesi, işverenler açısından hem ağır idari para cezalarını hem de ciddi mali rücu risklerini beraberinde getirmektedir.
- İdari Para Cezaları: (6331 sayılı Kanun m.26/1-e) uyarınca, iş kazasını süresinde SGK'ya bildirmeyen işverenlere idari para cezası uygulanır. Bu cezalar, işyerinin tehlike sınıfına (az tehlikeli, tehlikeli, çok tehlikeli) ve çalışan sayısına göre kademeli olarak artmaktadır. 2026 yılı için belirlenen idari para cezası miktarı 44.443 TL ile 133.329 TL arasında değişmektedir.
- Mali Sorumluluk ve Rücu Riski: Süresinde bildirim yapılmaması halinde, bildirim yapılana kadar geçen süre içinde sigortalıya SGK tarafından ödenen geçici iş göremezlik ödeneklerinin tamamı, (5510 sayılı Kanun m.13/2) uyarınca Kurum tarafından işverenden rücuen tahsil edilir. Ayrıca, iş kazasında işverenin kastı, ihmali veya iş sağlığı ve güvenliği önlemlerine aykırı bir davranışı varsa, SGK'nın bağladığı gelirlerin peşin sermaye değerleri de kusuru oranında işverene rücu edilmektedir.
- Cezai Sorumluluk: İş kazası neticesinde yaralanma veya ölüm meydana gelmesi halinde, işverenin veya işveren vekillerinin kusur durumuna göre Türk Ceza Kanunu kapsamında taksirle yaralama veya taksirle ölüme sebebiyet verme suçlarından cezai sorumluluğu doğmaktadır. Bu süreçte iş kazası tutanağının usulüne uygun tutulması, tanık ifadelerinin ve delillerin tespiti hayati önem taşımaktadır.
Maddi ve Manevi Tazminat Talepleri, Kusur ve Zamanaşımı
Tarım sektöründe meydana gelen iş kazaları, gerek istihdam edilen işçilerin hukuki statüsü gerekse işletmelerin ölçeği bakımından kendine özgü sorumluluk rejimlerini beraberinde getirmektedir. İş kazası sonucunda bedensel veya ruhsal zarara uğrayan tarım işçileri ile vefat eden işçilerin geride kalan yakınları, uğradıkları zararların giderilmesi amacıyla maddi ve manevi tazminat taleplerinde bulunma hakkına sahiptir. Bu taleplerin ileri sürülmesinde ve tazminat miktarının belirlenmesinde, kusur oranlarının tespiti, ceza mahkemesi kararlarının etkisi, kaçınılmazlık ilkesi ve zamanaşımı süreleri belirleyici rol oynamaktadır. Sektördeki uyuşmazlıkların çözümünde Türk Borçlar Kanunu hükümleri temel yasal güvenceyi oluşturmaktadır.
Tazminat Davalarında 10 Yıllık Zamanaşımı
Tarım iş kazalarından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davalarında zamanaşımı süreleri, davanın hukuki niteliği ve olayın özelliklerine göre değişkenlik göstermektedir. İş kazası nedeniyle açılacak tazminat davalarında kural olarak kazanın meydana geldiği tarihten itibaren başlayan 10 yıllık genel zamanaşımı süresi uygulanır (BK m.146). Ancak iş kazası aynı zamanda cezai sorumluluğu gerektiren bir fiil niteliğindeyse ve ceza kanunlarında bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörülmüşse, tazminat davasında da bu uzun süre (uzamış ceza zamanaşımı) dikkate alınır.
Örneğin, taksirle birden fazla kişinin ölümüne sebebiyet verilmesi halinde ceza zamanaşımı süresi 15 yıl olduğundan tazminat davasında da bu süre uygulanırken; iki kişinin yaralanmasıyla sonuçlanan kazalarda ceza zamanaşımı süresi 8 yıl olduğundan, tazminat davasında yine 10 yıllık genel zamanaşımı süresi esas alınmaktadır. Maluliyetin zamanla artması veya gelişen bir durumun varlığı halinde ise zamanaşımı süresi, maluliyete ilişkin kesin raporun alındığı tarihten itibaren işlemeye başlar. 10 yıllık zamanaşımı süresi geçtikten sonra açılan davalar, davalı tarafın zamanaşımı def'inde bulunması halinde usulden reddedilir.
Yargıtay 21. Hukuk Dairesi - Karar: 2017/713 "İş kazası tazminat davalarında 10 yıllık zamanaşımı süresi geçtikten sonra açılan davalar zamanaşımı def'i halinde reddedilir."
Bu karar, iş kazasından kaynaklanan tazminat istemlerinde zamanaşımı süresinin hak düşürücü süre olmamasına rağmen, davalı tarafça bir def'i olarak ileri sürüldüğünde davanın esasına girilmesini doğrudan engelleyen usuli bir engel olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Dolayısıyla hak sahiplerinin hak kayıplarına uğramamak adına yasal süreleri titizlikle takip etmesi zorunludur.
Kaçınılmazlık İlkesi ve Kusur Paylaşımı
İş kazalarında tazminat miktarının tayininde en kritik aşamalardan biri kusur oranlarının belirlenmesidir. Kusur tespiti yapılırken tarafların mevzuattan doğan yükümlülükleri ve somut olayın şartları değerlendirilir. Ancak bazı durumlarda, her türlü önlem alınmış olmasına rağmen, tarafların iradesi dışında engellenemeyen olaylar meydana gelebilmektedir. Hukukta "kaçınılmazlık" olarak adlandırılan bu durum, borcun ihlaline yol açan önlenemez ve öngörülemez nitelikteki olayları ifade eder (TBK m.51 vd.).
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu - E. 2015/21-983, K. 2019/252 (Yargıtay 21. Hukuk Dairesi - Karar: 2020/975) "6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 51. vd. maddeleri çerçevesinde, olayın tamamen kaçınılmazlıktan kaynaklanması durumunda, hakkaniyet ilkeleri ve işçiyi koruma ilkesi gözetilerek sorumluluğun işverene %60, işçiye ise %40 oranında paylaştırılması adil bir çözüm olarak kabul edilmektedir."
Söz konusu kusur paylaşımı ilkesi, tarafların hiçbir kusurunun bulunmadığı kaçınılmaz olaylarda dahi işçiyi koruma ve sosyal devlet ilkesinin bir gereği olarak hakkaniyete uygun bir sorumluluk dağılımı sağlamaktadır.
Bunun yanı sıra, iş kazası nedeniyle yürütülen ceza yargılaması ile hukuk mahkemesindeki tazminat davası arasında sıkı bir ilişki bulunmaktadır. Hukuk hâkiminin ceza mahkemesi kararlarıyla olan ilişkisi kanunla sınırlandırılmıştır.
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi - Karar: 2017/154 "TBK m.74 uyarınca hukuk hakimi kusur takdirinde ceza mahkemesi kararıyla bağlı olmasa da, ceza mahkemesinin kesinleşmiş mahkumiyet kararındaki fiilin hukuka aykırılığını ve illiyet bağını saptayan maddi olgular hukuk hakimini bağlar."
Bu çerçevede, hukuk hâkimi ceza mahkemesindeki kusur oranlarıyla bağlı olmasa da kesinleşmiş ceza mahkemesi kararındaki olayın meydana geliş şeklini ve illiyet bağını esas almak zorundadır.
Son olarak, iş kazası neticesinde sadece kazaya uğrayan işçi değil, onun yakınları da manevi zarara uğrayabilir. Ancak kanun koyucu, yakınların manevi tazminat taleplerini belirli bir ağırlık eşiğine bağlamıştır.
Yargıtay 21. Hukuk Dairesi - Karar: 2015/9937 "Yaralanan işçinin yakınlarının manevi tazminat talep edebilmesi için TBK m.56 uyarınca işçinin yaralanmasının ağır bedensel zarar niteliğinde olması şarttır."
Bu analiz doğrultusunda, tarım işçisinin yakınlarının manevi tazminata hak kazanabilmesi için kazanın ölümle sonuçlanması veya işçide uzuv kaybı, felç gibi yaşam kalitesini kalıcı olarak etkileyen ağır bedensel bir zararın meydana gelmiş olması yasal bir zorunluluktur.
Genel Değerlendirme ve Sonuç
Tarım sektöründe çalışan işçilerin geçirdikleri iş kazaları sonrasındaki hukuki süreçler; sigortalılık statülerine, işletmedeki çalışan sayısına ve kazanın meydana geliş şekline göre çok yönlü bir değerlendirmeyi gerektirmektedir. 5510 sayılı Kanun kapsamında Ek 5. madde uyarınca süreksiz tarım işçilerinin sigortalı sayılması ve iş kazası sigortasından yararlandırılması önemli bir sosyal güvenlik adımıdır. Ancak 4857 sayılı İş Kanunu m.4/1-b gereğince 50'den az işçi çalıştıran tarım işletmelerinde görevli mahkemenin İş Mahkemeleri yerine genel mahkemeler (Asliye Hukuk Mahkemeleri) olması, uyuşmazlıkların çözümünde hizmet sözleşmesi ve genel hükümlerin uygulanmasını zorunlu kılmaktadır.
Gerek SGK'ya yapılacak iş kazası bildirimlerinin yasal süreleri içinde yerine getirilmesi gerekse hak sahiplerinin tazminat taleplerini 10 yıllık zamanaşımı süresi içinde ileri sürmesi hak kayıplarının önüne geçilmesi bakımından hayati önem taşımaktadır. Sonuç olarak, tarım iş kazalarından doğan uyuşmazlıklarda tarafların hak ve yükümlülüklerinin doğru tespit edilmesi; kusur oranlarının belirlenmesi, kaçınılmazlık ilkesinin uygulanması ve yargı kararlarındaki bağlayıcı maddi olguların doğru analiz edilmesiyle mümkündür.