7589 Sayılı Kanun Vatandaşı Nasıl Etkiliyor?

7589 Sayılı Kanun Vatandaşı Nasıl Etkiliyor?

7589 Sayılı Kanun Vatandaşı Nasıl Etkiliyor?

7589 sayılı Kanun vatandaşların dava açma stratejisinden icra ihalelerine, dolandırıcılık dosyalarından HAGB kararlarına, tazminat faizlerinden idari davalarda kanun yollarına kadar birçok alanda doğrudan veya dolaylı sonuç doğuruyor. Bu yazıda 12. Yargı Paketi’nin hangi kanunlarda değişiklik yaptığı, yeni hükümlerin kimleri etkilediği ve derdest dosyalarda hangi tarihlerdeki işlemlerin önem taşıdığı açıklanmaktadır. Kanun, genel af veya kapsamlı infaz indirimi getirmemekte; ağırlıklı olarak usul ekonomisi, yargılamaların hızlandırılması ve dijital yargı uygulamalarına odaklanmaktadır.

7589 Sayılı Kanunun Kapsamı ve Yürürlük Tarihleri

12. Yargı Paketinin düzenleme alanı

7589 sayılı Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, hukuk ve ceza yargılamasının farklı aşamalarını etkileyen kapsamlı bir düzenlemedir. Kanun, 16 Temmuz 2026 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda kabul edilmiş; 31 Temmuz 2026 tarihli ve 33326 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Kamuoyunda “12. Yargı Paketi” olarak anılan düzenleme, tek bir hukuk alanına odaklanmamakta; usul hukuku, ceza muhakemesi, icra ve iflas, idari yargı, borçlar hukuku, medeni hukuk, noterlik ve yargı teşkilatına ilişkin çeşitli hükümleri birlikte değiştirmektedir.

Kanunun düzenleme alanı başlıca şu başlıklarda toplanmaktadır:

  • Hukuk Muhakemeleri Kanunu bakımından belirsiz alacak davasının kaldırılması ve kısmi davada talep artırımı imkânının yeniden düzenlenmesi,
  • Duruşmalar arasındaki sürenin sınırlandırılması ve elektronik duruşmaya katılanlar bakımından imza kurallarının değiştirilmesi,
  • Türk Borçlar Kanunu kapsamında bedensel zarar ve destekten yoksun kalma tazminatlarında faiz başlangıcının belirlenmesi,
  • Kanuni faizin, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının reeskont oranına bağlı olarak hesaplanması,
  • Ceza Muhakemesi Kanunu kapsamında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarına ilişkin şartların ve kanun yollarının yeniden düzenlenmesi,
  • Dolandırıcılık suçlarına belirli bir hesap veya ödeme aracı teminiyle sınırlı iştirak hâlinde özel ceza indirimi uygulanması,
  • Kaçak sanık ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itiraz yetkisine ilişkin usul kurallarının değiştirilmesi,
  • Miras yoluyla edinilmiş taşınmazların ortaklığın satış suretiyle giderilmesinde özel ilk artırma usulü getirilmesi,
  • İdari yargıda tek hâkimle görülecek davaların kapsamının genişletilmesi,
  • Bölge idare mahkemelerinin karar verme ve eksiklikleri tamamlama yetkilerinin artırılması,
  • Noterlik evrakının güvenli elektronik imzayla gönderilebilmesi,
  • Vesayet altındaki kişilere ait malların elektronik satış portalında satılması,
  • Adli Tıp Kurumu ile hâkim ve savcı yardımcılığına ilişkin görev, eğitim ve sınav düzenlemelerinin değiştirilmesi.

Bu kapsam, kanunun yalnızca yeni bir kanun yolu veya tek bir dava türüne ilişkin olmadığını göstermektedir. Düzenlemenin ortak yönü, yargılama işlemlerinin daha belirli usullere bağlanması, bazı süreçlerin elektronik ortama taşınması ve mahkemelerin iş yükünü azaltmaya yönelik yeni görev ve yetki çerçeveleri oluşturulmasıdır.

Farklı yürürlük tarihleri ve geçiş hükümleri

7589 sayılı Kanun hükümlerinin tamamı aynı tarihte uygulanmamaktadır. Kanunun yayımlanmasıyla yürürlüğe giren hükümler yanında, belirli düzenlemeler için daha sonraki tarihler veya geçmişe yönelik geçiş kuralları öngörülmüştür. Bu nedenle yalnızca kanunun Resmî Gazete’de yayımlandığı tarihe bakılarak her uyuşmazlık bakımından yeni hükmün uygulanacağı sonucuna varılamaz.

Danıştay Kanunu geçici m.27’ye ilişkin düzenleme, 23 Temmuz 2026 tarihinden geçerli sayılmıştır. Buna karşılık Türk Medeni Kanunu m.440 ve m.444’teki elektronik satış düzenlemeleri ile Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.149’daki e-duruşmada imza kuralı, 31 Ekim 2026 tarihinde yürürlüğe girecektir. Diğer düzenlemelerin büyük bölümü ise kanunun yayımlandığı tarihte uygulanmaya başlamıştır.

Geçiş hükümleri, özellikle tamamlanmış işlemler ile devam eden süreçler arasındaki ayrımı belirler. Yeni icra satış usulünün uygulanmasında artırma ilanının hangi tarihte yapıldığı; idari yargıdaki bazı değişikliklerde davanın veya bölge idare mahkemesi kararının tarihi; tazminat hükümlerinde haksız fiilin ya da zarar doğuran olayın tarihi; ceza muhakemesindeki bazı düzenlemelerde ise dosyanın ilgili makama teslim tarihi önem taşır.

Bu yaklaşım, yeni hükümlerin geçmişte tamamlanmış işlemlere otomatik biçimde uygulanmasını engeller. Özellikle yürürlükten kaldırılan veya değiştirilen hükümlere tabi olarak daha önce başlatılmış dava ve işlemler bakımından, kanunda ayrıca koruyucu geçiş düzenlemesi bulunup bulunmadığı incelenmelidir.

Derdest dosyalarda uygulanacak tarih kriterleri

Derdest dosyalarda uygulanacak hükmün belirlenmesi, uyuşmazlığın konusu kadar ilgili değişiklik için öngörülen tarih kriterine de bağlıdır. Bu nedenle aynı tarihte açılmış farklı davalar, farklı geçiş hükümleri nedeniyle aynı usule tabi olmayabilir.

  • İcra ve iflas satışlarında açık artırma ilanının tarihi dikkate alınır. Yürürlükten önce ilan edilmiş artırmalar eski hükümlere göre tamamlanır.
  • Belirsiz alacak davalarında davanın açılış tarihi belirleyicidir. 31 Temmuz 2026’dan önce açılmış ve derdest olan davalarda HMK m.107’nin uygulanmasına devam edilir.
  • İdari yargıda tek hâkim sınırı bakımından davanın açıldığı tarih esas alınır. Yeni parasal sınır, 31 Temmuz 2026’dan sonra açılan davalarda uygulanır.
  • İYUK m.45 ve m.46 kapsamındaki kanun yolu değişikliklerinde bölge idare mahkemesi kararının tarihi önem taşır. Yeni rejim, 31 Temmuz 2026’dan sonra verilen bölge idare mahkemesi kararlarına uygulanır.
  • TBK m.55 kapsamındaki tazminatlarda haksız fiilin veya zarar doğuran olayın tarihi dikkate alınır. 31 Temmuz 2026’dan önce meydana gelen olaylarda önceki faiz rejimi korunur.
  • CMK m.308 bakımından dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına teslim edildiği tarih belirleyicidir.
  • Türk Medeni Kanunu m.440 ve m.444 kapsamındaki vesayet satışlarında artırmanın ilan tarihi esas alınır; düzenlemeden önce ilan edilen satışlarda önceki hükümler uygulanır.

Bu tarih kriterleri, bir dosyanın yalnızca derdest olup olmadığına göre karar verilemeyeceğini ortaya koyar. Dava tarihi, işlem tarihi, olay tarihi, karar tarihi veya artırma ilanı ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Özellikle geçiş hükümlerinin farklı düzenlenmiş olması nedeniyle, uygulanacak kanun hükmü somut dosyanın usul aşaması ve ilgili işlemin gerçekleştiği tarihle birlikte belirlenir.

Kısmi Dava, Tazminat Faizi ve Kanuni Faiz Rejimi

Belirsiz alacak davasının kaldırılması

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 107. maddesi yürürlükten kaldırılarak belirsiz alacak davasına ilişkin özel düzenlemeye son verilmiştir. Böylece 31 Temmuz 2026 tarihinden sonra yeni bir belirsiz alacak davası açılması mümkün değildir. Alacak miktarının dava açıldığı sırada tam olarak belirlenemediği uyuşmazlıklarda başvurulacak usul, kısmi dava hükümleri çerçevesinde şekillenecektir.

Düzenlemenin geçiş hükmü, daha önce açılmış davaları korumaktadır. 31 Temmuz 2026’dan önce belirsiz alacak davası olarak açılmış ve derdest olan davalarda HMK m.107 uygulanmaya devam edecektir. Bu davalar, maddenin yürürlükten kaldırılması nedeniyle kendiliğinden kısmi davaya dönüşmeyecek ve yalnızca kanun değişikliği sebebiyle reddedilmeyecektir.

Yeni sistem, belirsiz alacak davasını tamamen ortadan kaldırırken, alacak miktarının yargılama sırasında belirlenebildiği durumlarda davacının talebini artırabilmesine imkân tanımaktadır. Bu nedenle dava açılırken alacağın hangi usul çerçevesinde talep edileceği, talep sonucunun hangi aşamaya kadar değiştirilebileceği ve artırım hakkının nasıl kullanılacağı dava stratejisinin temel unsurları hâline gelmiştir.

Tek seferlik talep artırımı ve zamanaşımı

HMK m.109/4 uyarınca, alacağın yalnızca bir kısmının dava edildiği kısmi davalarda talep sonucu aynı dava içinde artırılabilecektir. Bu artırımın üç temel sınırı bulunmaktadır:

  • Talep artırımı bir defaya mahsus yapılabilir.
  • Artırım, tahkikat sona erinceye kadar gerçekleştirilebilir.
  • Artırım, iddianın genişletilmesi yasağına tabi değildir.

Bu düzenleme, kısmi dava bakımından talep sonucunun yargılama sırasında genişletilmesine özel bir usul imkânı getirmektedir. Ancak artırım hakkının yalnızca bir kez kullanılabilmesi, talep miktarının belirlenmesinde dikkatli hareket edilmesini zorunlu kılar. Talep sonucunun erken artırılması, daha sonra yapılan incelemelerde daha yüksek bir alacak miktarı ortaya çıktığında ikinci bir artırım imkânı bırakmayabilir.

Artırılan bölüm bakımından zamanaşımı, artırım tarihinden itibaren değil, davanın açıldığı tarihten itibaren kesilmiş sayılacaktır. Böylece davacı, kısmi dava açarken henüz talep etmediği bakiye alacak yönünden de dava tarihi esas alınarak zamanaşımı korumasından yararlanacaktır. Bununla birlikte bu sonuç, artırım hakkının sınırsız olduğu anlamına gelmez. Talep artırımının tahkikat sona ermeden ve tek seferde yapılması gerekir.

Yeni sistemde dava dilekçesinin hazırlanması, başlangıçta talep edilecek miktarın belirlenmesi ve bilirkişi incelemesinden sonra artırım zamanının tespit edilmesi özel önem taşır. Davacının, alacağın hesaplanmasına ilişkin mevcut verileri ve tahkikatın hangi aşamada bulunduğunu birlikte değerlendirmesi gerekir.

Bedensel zarar tazminatlarında faiz başlangıcı

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 55. maddesinde yapılan değişiklikle, çalışma gücünün azalması veya kaybı ile destekten yoksun kalma zararlarında faiz başlangıcı, kazancın bilinebilir olup olmamasına göre iki ayrı döneme bağlanmıştır.

Zarar görenin veya destek verenin kazancının bilindiği döneme ilişkin hesaplanan tazminat tutarına, haksız fiil veya zarar doğuran olay tarihinden itibaren kanuni faiz uygulanacaktır. Buna karşılık kazancın bilinemediği ve geleceğe yönelik döneme ilişkin hesaplanan tazminat tutarında faiz, karar tarihinden itibaren işletilecektir.

Bu ayrım, tazminat hesabının dayandığı dönem ile faiz başlangıcı arasında doğrudan bağlantı kurmaktadır. Kazancın bilindiği döneme ilişkin zarar kalemi bakımından olay tarihi esas alınırken, kazancın belirlenemediği dönem için karar tarihi esas alınacaktır. Böylece aynı tazminat dosyasında farklı zarar kalemleri bakımından farklı faiz başlangıçları uygulanabilecektir.

Kanun ayrıca, tahkikat başlamadan önce ifa amacıyla yapılan ödemelerin tazminattan oransal olarak mahsup edilmesini öngörmektedir. Mahsup, ödeme tarihine göre belirlenecek tazminat miktarı esas alınarak yapılacaktır. Bu değişiklik yalnızca 31 Temmuz 2026’dan sonra meydana gelen haksız fiil veya zarar doğuran olaylara uygulanacaktır. Bu tarihten önce gerçekleşen olaylarda önceki hükümler geçerliliğini koruyacaktır.

Reeskont oranına bağlı kanuni faiz

3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun’un 1. maddesi, sözleşmeyle faiz oranının belirlenmediği hâllerde uygulanacak kanuni faizin hesaplanma yöntemini değiştirmiştir. Yeni sistemde kanuni faiz sabit bir oran üzerinden değil, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının kısa vadeli kredi işlemlerinde uyguladığı reeskont oranı esas alınarak hesaplanacaktır.

Yılın ilk yarısında uygulanacak kanuni faiz, TCMB’nin önceki yılın 31 Aralık günü uyguladığı reeskont oranının yüzde 80’i üzerinden belirlenecektir. 30 Haziran günü açıklanan reeskont oranı ile önceki yılın 31 Aralık günündeki oran arasındaki fark beş puan veya daha fazla ise, yılın ikinci yarısında 30 Haziran günü belirlenen reeskont oranının yüzde 80’i uygulanacaktır.

Bu yöntem, kanuni faiz oranını ekonomik göstergelerdeki değişime bağlamaktadır. Oranın belirlenmesinde her yılın 31 Aralık tarihi temel alınacak; belirli şartların gerçekleşmesi hâlinde yılın ikinci yarısı için ayrıca güncelleme yapılacaktır. Sözleşmeyle faiz oranının kararlaştırıldığı hâller ise bu düzenlemenin kapsamındaki sözleşmesel faiz belirleme meselesinden ayrıdır.

Değişiklik, Anayasa Mahkemesinin kanuni faize ilişkin iptal kararının ardından kabul edilmiştir:

Anayasa Mahkemesi, 22/7/2025 tarihli kararıyla 3095 sayılı Kanun'un 1. maddesindeki kanuni faiz düzenlemesini, sözleşmeden doğmayan borç ilişkileri yönünden Anayasa'ya aykırı bularak iptal etmiştir. Mahkeme, kanuni faizin alacağa hak kazanılan tarih ile ödeme tarihi arasındaki enflasyon kaynaklı değer kaybını telafi edebilecek nitelikte olması gerektiğini, sabit faiz oranının bu işlevi karşılamadığını ve mülkiyet hakkı kapsamındaki alacağın enflasyon karşısında değer kaybetmesini önleyemediğini değerlendirmiştir.

(Anayasa Mahkemesi, E. 2024/24, K. 2025/164)

Bu karar, sözleşmeden doğmayan borçlarda sabit kanuni faiz oranının alacağın değerini koruyup korumadığını anayasal mülkiyet hakkı bakımından değerlendirmiştir. 7589 sayılı Kanun ise kanuni faizin hesaplanmasını reeskont oranına bağlayan yeni yöntemi getirerek sabit oran yerine değişken bir hesaplama modeli oluşturmuştur.

Ceza Hukukunda HAGB ve Hesap Kullandırma Düzenlemesi

TCK m.158 kapsamında sınırlı iştirak ve yarı oranında ceza indirimi

TCK m.157 ve m.158 kapsamındaki dolandırıcılık suçlarına iştirak bakımından getirilen yeni düzenleme, failin katkısının yalnızca belirli bir ödeme aracının veya hesabın kullanılmasını sağlayan zorunlu bilgi ve araçların temin edilmesiyle sınırlı kaldığı hâlleri hedeflemektedir. TCK m.158/4 uyarınca banka hesabı, kredi kartı, banka veya aracı kurum hesabı, ödeme hizmeti sağlayıcısı ya da kripto varlık hizmet sağlayıcısı nezdindeki hesabın kullanılmasını sağlayan zorunlu bilgi veya araçları başkasına vermekten ibaret kalan iştirakçinin cezası yarı oranında indirilecektir.

İndirim, hesap veya kart bilgisinin verilmiş olmasına bağlı otomatik bir sonuç değildir. Failin dolandırıcılık eylemine katkısının yalnızca bu bilgi veya aracın sağlanmasıyla sınırlı olup olmadığı belirlenmelidir. Mağdurla iletişim kuran, suç senaryosunu yöneten, para hareketlerini gerçekleştiren, parayı çeken veya aktaran kişinin katkısı, salt hesap ya da ödeme aracı temini kapsamında değerlendirilemez. Bu nedenle iştirak biçiminin belirlenmesinde hesabın kullanım şekli, para hareketleri ve failin diğer kişilerle iletişimi birlikte incelenmelidir.

Düzenleme, dolandırıcılık suçuna ilişkin sorumluluğu ortadan kaldıran bir af veya cezasızlık hükmü değildir. Sadece kanunda belirtilen sınırlı iştirak biçimi bakımından uygulanacak özel bir ceza indirimi öngörmektedir. Failin kendisine veya başkasına haksız menfaat sağlamak amacıyla hareket etmesi ve katkısının ödeme aracını ya da hesabı kullanılabilir hâle getirmekle sınırlı olması gerekir.

İştirak niteliğinin somut olay üzerinden belirlenmesi, düzenlemenin uygulanmasında temel noktadır. Nitekim verilen yargı kararlarında hesap veya banka kartı temin eden kişilerin bazı olaylarda müşterek fail, bazı olaylarda ise yardım eden olarak kabul edildiği görülmektedir:

Yargıtay 11. Ceza Dairesi, sanıkların üçüncü kişilere ait hesap bilgileri ile banka kartlarını temin etmeleri, kendi hesap ve kartlarını kullandırmaları ve hesaplara yatan paraları çekerek pay karşılığında vermeleri hâlinde, suçun icrasında üstlendikleri rol ve katkıyla fiiller üzerinde ortak hâkimiyet kurduklarını kabul etmiştir. Bu nedenle sanıkların yardım eden değil müşterek fail olarak cezalandırılmaları gerektiğine karar vermiştir.

(Yargıtay 11. Ceza Dairesi, 2023/214 E., 2023/263 K.)

Bu karar, hesap veya kart sağlama fiilinin tek başına değerlendirilmediğini; para çekme ve pay karşılığında aktarma gibi ek davranışların iştirak biçimini ağırlaştırabildiğini göstermektedir. Buna karşılık katkının suçun icrasını kolaylaştıran yardım niteliğinde kaldığı durumlarda farklı bir hukuki nitelendirme yapılmıştır:

Yargıtay 11. Ceza Dairesi, suç işleneceğini bilerek banka hesap numarasını sanığa veren kişinin eyleminin, nitelikli dolandırıcılık suçunun işlenmesinden önce yardımda bulunarak suçun icrasını kolaylaştırma niteliğinde olduğunu ve sanığın yardım eden sıfatıyla cezalandırılması gerektiğini kabul etmiştir.

(Yargıtay 11. Ceza Dairesi, 2023/2909 E., 2023/6665 K.)

Bu içtihatlar, TCK m.158/4 bakımından yapılacak değerlendirmenin şekli olarak hesabın kullandırılıp kullandırılmadığına değil, failin suç üzerindeki hâkimiyetine ve somut katkısına dayanacağını ortaya koymaktadır.

Kesinleşmemiş ve infaz aşamasındaki dosyalara etkisi

Yeni ceza indiriminin uygulanmasında dosyanın bulunduğu usul aşaması belirleyicidir. Hüküm verilmiş olmakla birlikte kanun yolu incelemesi devam eden dosyalarda, sanığın TCK m.158/4 kapsamındaki sınırlı iştirak koşullarını taşıyıp taşımadığı yeniden değerlendirilir. İştirakin yalnızca hesap veya ödeme aracı sağlanmasıyla sınırlı olduğu belirlenirse, yeni hüküm lehe sonuç doğuracak şekilde uygulanabilir.

Kanun yolu aşamasındaki dosyalarda gerekli değerlendirme yapılabilmesi için dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine ilişkin geçiş hükümleri öngörülmüştür. Bu aşamada mahkeme, sanığın eyleminin kapsamını, haksız menfaat amacını ve dolandırıcılık fiiline katkısının niteliğini incelemelidir. Sadece hesabın sanık adına kayıtlı olması veya hesabın işlemde kullanılması, yarı oranındaki indirimin uygulanması için yeterli değildir.

İnfaz aşamasındaki kesinleşmiş dosyalar bakımından ise özel bir etkin pişmanlık imkânı düzenlenmiştir. Hakkında TCK m.168 uygulanmamış olan ve yeni düzenleme kapsamında kalan hükümlü, mahkemenin ihtarından itibaren 6 ay içinde mağdurun zararını tamamen giderirse TCK m.168/2 hükümlerinden yararlanabilecektir. Zararın tamamen giderilmesi, aynen geri verme veya tazmin suretiyle gerçekleştirilebilir.

Bu özel imkân, zarar tamamen giderilmeden infazın ertelenmesine veya durdurulmasına dayanak oluşturmaz. Ayrıca mağdur zararının kısmen karşılanması, kanunda belirtilen tamamen giderme koşulunu karşılamaz. Birden fazla mağdurun bulunduğu dosyalarda her bir mağdur yönünden zararın tamamen giderilip giderilmediği ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Uygulanacak indirim veya etkin pişmanlık bakımından hükümlünün yalnızca hesabını kullandırmış olması değil, dosyadaki tüm maddi vakıalar ve iştirak biçimi esas alınır.

HAGB şartları, denetim süresi ve kanun yolları

CMK m.231 yeniden düzenlenerek hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin şartlar ve kanun yolları yeniden belirlenmiştir. HAGB, sanığa verilen cezanın iki yıl veya daha az süreli hapis cezası ya da adli para cezası olması hâlinde gündeme gelebilir. Bunun yanında sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmaması, yeniden suç işlemeyeceği yönünde mahkemede kanaat oluşması ve mağdurun veya kamunun uğradığı zararın giderilmesi gerekir.

Zararın derhâl giderilemediği hâllerde, zararın denetim süresi içinde aylık taksitlerle tamamen ödenmesi şartıyla HAGB kararı verilebilir. HAGB kararı verilmesi mahkeme açısından otomatik bir zorunluluk oluşturmaz. Hüküm açıklanmadığı için HAGB beraat anlamına gelmez; müsadereye ilişkin hükümler saklı kalmak üzere hüküm sanık bakımından hukuki sonuç doğurmaz.

HAGB kararı verilen sanık 5 yıl denetim süresine tabi tutulur. Bu süre içinde kasten yeni bir suç işlenmemesi ve belirlenen yükümlülüklere uyulması hâlinde açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak davanın düşmesine karar verilir. Kasten yeni suç işlenmesi veya denetimli serbestlik yükümlülüklerine aykırı davranılması hâlinde mahkeme hükmü açıklar. Yükümlülüklerini yerine getiremeyen sanığın durumu ayrıca değerlendirilerek cezanın belirli bir kısmının infaz edilmemesine, şartları varsa hapis cezasının ertelenmesine veya seçenek yaptırıma çevrilmesine karar verilebilir.

HAGB kararlarına karşı, CMK m.272’nin üçüncü fıkrası saklı kalmak üzere istinaf yoluna başvurulabilir. İstinaf incelemesi yalnızca HAGB şartlarıyla sınırlı değildir; usule ve esasa ilişkin hukuka aykırılıklar da incelenebilir. Bölge adliye mahkemesi kararları bakımından kanuni şartlar çerçevesinde temyiz yolu da uygulanır.

HAGB kurumuna ilişkin anayasal denetim sürecinde verilen kararlar, yeni düzenlemenin arka planını oluşturmaktadır:

Yazar Görseli
Müellif

Av. Ali Haydar GÜLEÇ

Güleç Hukuk Bürosu'nda 9 yıldır yöneticilik ve avukatlık yapmaktadır.