
Şarj İstasyonundaki Kazalarda Sigorta Sorumluluğu
Elektrikli araç ekosisteminde şarj istasyonu kaynaklı hasarların tazmini, sigorta poliçelerinin kapsamı ve işletmecilerin hukuki sorumlulukları güncel mevzuat ve emsal yargı kararlarıyla detaylandırılmaktadır.
Şarj Hizmetlerinin Mevzuat Altyapısı ve İşletmeci Yükümlülükleri
Türkiye’de elektrikli araç ekosisteminin ve şarj altyapısının hukuki çerçevesi, 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu’nun ek 5. maddesi ve bu maddeye dayanılarak hazırlanan, 02.04.2022 tarihli ve 31797 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Şarj Hizmeti Yönetmeliği ile dinamik ve sıkı kurallara bağlanmıştır. Bu mevzuat uyarınca, ülkemizde şarj hizmeti sunmak isteyen tüzel kişilerin Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’ndan (EPDK) şarj ağı işletme lisansı alması yasal bir zorunluluktur.
EPDK Lisanslama Süreçleri
Şarj ağı işletmeciliği faaliyeti göstermek isteyen yatırımcıların lisanslama sürecinde karşılaması gereken katı kurumsal ve mali şartlar bulunmaktadır. Yönetmelik uyarınca, lisans başvurusu yapacak tüzel kişilerin anonim veya limited şirket statüsünde kurulmuş olması, asgari sermaye şartını sağlaması ve anonim şirketlerde payların tamamının nama yazılı olması zorunludur. EPDK tarafından verilen şarj ağı işletme lisansları, niteliği gereği devredilemez niteliktedir. Ancak 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu çerçevesinde gerçekleşecek birleşme veya bölünme işlemleri ile proje finansmanı gibi istisnai hallerde Kurul onayı alınarak devir süreçleri işletilebilmektedir.
EPDK tarafından düzenlenen lisanslar en fazla 49 yıl süreyle verilmektedir. Lisans süresinin uzatılmasını talep eden işletmecilerin, mevcut lisans süresinin bitiminden en erken dokuz ay, en geç üç ay önce Kuruma başvuruda bulunması gerekmektedir. Lisans bedelleri; lisans alma, tadil, suret çıkartma ve yıllık bedellerden oluşmakla birlikte, yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihi takip eden takvim yılı başından itibaren beş yıl süresince yıllık lisans bedeli alınmamaktadır.
Lisans alan şarj ağı işletmecileri, lisanslarının yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı ay içinde en az beş farklı ilçede, toplamda en az elli adet şarj ünitesinden oluşan bir şarj ağını kurmak ve işletmeye hazır hale getirmekle yükümlüdür. Lisans sahipleri, üçüncü kişilere kendi adlarına şarj istasyonu işlettirmek üzere sertifika düzenleme yetkisine sahip olmakla birlikte, şarj hizmetinin sunumuna ve mevzuata uyuma ilişkin asli hukuki sorumluluk doğrudan lisans sahibi şarj ağı işletmecisinin üzerinde kalmaya devam eder.
Teknik Standartlar ve Fiyatlandırma Esasları
Şarj istasyonlarının güvenli, kesintisiz ve uyumlu çalışabilmesi adına mevzuatta belirli teknik standartlar ve coğrafi yükümlülükler öngörülmüştür. Teknik kriterler kapsamında, şarj ünitelerinde TS EN 62196 standartlarına uygun soket yapılarının kullanılması zorunludur. Bu doğrultuda;
- AC (alternatif akım) şarj ünitelerinde Tip-2 (TS EN 62196-2) soket yapısı,
- DC (doğru akım) şarj ünitelerinde ise Combo-2 (TS EN 62196-3) soket yapısının bulunması şart koşulmuştur.
Şarj ağının coğrafi dağılımı ve güç kapasitesi bakımından da asgari sınırlamalar getirilmiştir. Kurulan şarj ağındaki ünitelerin en az yüzde beşinin DC güce sahip olması gerekirken; Karayolları Genel Müdürlüğü’nün sorumluluk sahasında bulunan otoyol ve devlet yollarındaki üniteler için çok daha yüksek bir standart belirlenmiştir. Bu yollarda kurulu ünitelerin en az yüzde ellisinin DC 50 kW ve üzeri güç şartı taşıması zorunludur.
Fiyatlandırma esasları serbest piyasa ilkelerine göre belirlenmekle birlikte, tüketicinin korunması amacıyla sıkı kurallara bağlanmıştır. Şarj hizmeti bedeli sadece elektrikli araçlara aktarılan birim enerji (TL/kWh) üzerinden hesaplanabilir. İşletmeciler; bağlantı ücreti, işlem başlatma bedeli veya ekipman kullanımı gibi adlar altında tüketiciden ek bir ücret talep edemezler.
Kullanıcılarla yapılan sadakat sözleşmeleri kapsamında sunulan avantajlı fiyatlar ile genel kullanıcılara uygulanan fiyatlar arasındaki fark, en düşük hizmet bedelinin yüzde yirmi beşini geçemez. Rekabetin bozulduğu veya piyasa aksaklıklarının ortaya çıktığı hallerde EPDK, her seferinde üç ayı aşmamak üzere bölgesel veya ulusal düzeyde tavan ve taban fiyat belirleme yetkisine sahiptir.
Son olarak, şarj hizmeti alan kullanıcıların haklarının korunması amacıyla, işletmeciler kendilerine iletilen her türlü şikayet ve talebi en geç 15 iş günü içerisinde sonuçlandırarak kullanıcıyı bilgilendirmekle yükümlüdür. Bu süreçte tüketici haklarının korunması ve zararların tazmini hususunda 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun hükümleri uygulanmakta olup, şikayet ve işlemlere ilişkin tüm kayıtlar bilgi güvenliği tedbirleri altında iki yıl süreyle muhafaza edilmektedir.
Elektrikli Araçlarda Batarya Riskleri ve Sigorta Teminatları
Elektrikli araç teknolojisinin hızla yaygınlaşması, beraberinde bu araçların en kritik ve maliyetli bileşeni olan batarya sistemlerine yönelik risklerin ve bu risklerin hukuki/sigorta güvencelerinin yeniden tanımlanması ihtiyacını doğurmuştur. Elektrikli araçların yasal statüsü ve bunlardan kaynaklanan sorumluluk rejimleri, Türk hukukunda temel olarak 2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanunu çerçevesinde şekillenmektedir. Araçların teknolojik yapı farklılıkları, hem batarya güvenliği standartlarını hem de isteğe bağlı kasko ile zorunlu trafik sigortası teminatlarının kapsamını doğrudan etkilemektedir.
Lityum İyon Batarya Güvenliği
Elektrikli araçlarda güç kaynağı olarak kullanılan lityum iyon bataryalar, yüksek enerji yoğunlukları nedeniyle yanıcı ve alev alabilir bir kimyasal yapıya sahiptir. Gelişen güvenlik konseptleri ve batarya yönetim sistemleri sayesinde elektrikli araçlardaki genel arıza ve yangın riskleri asgariye indirilmiş olsa da, bataryaların dış etkenlere ve çalışma koşullarına bağlı olarak patlama eğilimi mevcuttur.
Geleneksel içten yanmalı motorlu araçlara kıyasla elektrikli araçlarda yangın çıkma olasılığı istatistiksel olarak daha düşük olsa da, meydana gelen yangınların kimyasal yapısı oldukça tehlikelidir. Lityum iyon bataryaların güvenli ve verimli çalışması için ideal sıcaklık aralığı 15 ila 45 derece arasıdır. Standart modern araçlar eksi 30 dereceden 50 derecenin üzerindeki sıcaklıklara kadar çalışabilse de, batarya hücrelerindeki sıcaklığın kontrol altında tutulması hayati önem taşır.
Batarya paketini oluşturan hücrelerin kısa devre yapması, fiziksel darbe alması veya aşırı ısınması durumunda, elektrolitin yanması ve hücre içi basıncın artmasıyla tetiklenen sürece "ısıl sürüklenme" (thermal runaway) adı verilir. 60 derece ve üstü sıcaklık seviyelerinde tetiklenen bu ısıl sürüklenme, durdurulması son derece güç olan zincirleme bir reaksiyona yol açarak batarya yangınlarına neden olmaktadır. Üreticiler bu riski azaltmak amacıyla:
- Bataryaları tek bir büyük blok yerine yangın duvarlarıyla birbirinden ayrılmış küçük hücreler halinde tasarlamakta,
- Hücreler arasındaki yangın yayılımını geciktirecek önlemler almakta,
- Batarya gövdesini harici hasarlardan ve kısa devre riskinden korumak amacıyla soğutucu sıvıyla doldurulmuş koruyucu muhafazalarla çevrelemektedir.
Bataryada meydana gelebilecek bu tür yapısal ve kimyasal hasarlar, araçta çok yüksek maddi kayıplara yol açtığından, sigorta teminatlarının kapsamı elektrikli araç sahipleri için birincil derecede önem kazanmaktadır.
Zorunlu Trafik Sigortası ve Kasko Kapsamı
Elektrikli araçlar, 2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanunu kapsamında motorlu taşıt olarak nitelendirildiklerinden, bu araçların trafiğe çıkabilmesi için zorunlu mali sorumluluk (trafik) sigortasının yaptırılması yasal bir zorunluluktur. Bu yükümlülük tam elektrikli, hibrit ve plug-in hibrit araçların tamamı için geçerlidir. Zorunlu trafik sigortası, işletenin üçüncü kişilere verdiği maddi, bedeni zararları ve tedavi masraflarını yasal limitler dahilinde teminat altına alır.
Buna karşın, her elektrikli veya motorlu bisiklet zorunlu trafik sigortası kapsamında yer almamaktadır. Kanun koyucu, mikromobilite araçlarının yaygınlaşmasıyla birlikte belirli teknik sınırların altındaki araçları bu zorunluluktan muaf tutmuştur. (KTK m.3) ve (KTK m.103) hükümleri uyarınca; sürekli anma gücü 0,25 KW ve 25 km/saat hızı aşmayan elektrikli bisikletler ile azami hızı 45 km/saati ve motor gücü 4 kilovatı geçmeyen motorlu bisikletler zorunlu trafik sigortası yaptırma yükümlülüğünün dışındadır.
Bu muafiyetin hukuki sonuçları ve sigorta şirketlerinin sorumluluk sınırı yargı kararlarına da doğrudan yansımıştır:
"Sürekli anma gücü 0,25 KW'ı geçmeyen ve hızı 25 km/saati aşmayan elektrikli bisikletler ile hızı 45 km/saati, motor gücü 4 kilovatı geçmeyen motorlu bisikletler zorunlu trafik sigortası kapsamı dışında bırakılmıştır. Bu tür araçların dahil olduğu kazalarda sigorta şirketlerine husumet yöneltilemez ve sorumluluk genel hükümlere tabidir." (Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, 08.12.2021 T., 2021/2357 E., 2021/9961 K.)
Yargıtay'ın bu kararı, zorunlu sigorta kapsamında olmayan düşük güçlü elektrikli araçların karıştığı kazalarda zarar gören üçüncü kişilerin doğrudan sigorta şirketine veya (Güvence Hesabı Yönetmeliği m.9) uyarınca Güvence Hesabı'na başvuramayacağını; sorumluluğun genel hükümler dairesinde doğrudan zarar veren sürücüye veya işletene ait olacağını kesin olarak ortaya koymaktadır. Bir aracın sigorta zorunluluğu kapsamında olup olmadığının tespiti ise Yargıtay 17. Hukuk Dairesi kararlarında vurgulandığı üzere, mahkemece yapılacak teknik bilirkişi incelemesi neticesinde aracın motor gücü ve hız kapasitesinin somut olarak belirlenmesiyle mümkündür.
İsteğe bağlı bir sigorta türü olan kasko ise elektrikli araçların yüksek onarım maliyetleri ve batarya riskleri göz önüne alındığında kritik bir koruma sağlar. Standart kasko poliçeleri elektrikli araçlara özgü riskleri tam olarak karşılayamadığından, bu araçlar için özel olarak hazırlanan elektrikli araç kasko poliçeleri tercih edilmelidir. Elektrikli araç kaskolarında standart teminatlara ek olarak şu güvenceler sağlanmaktadır:
- Batarya ve Şarj Ekipmanları Teminatı: Aracın en yüksek maliyetli parçası olan bataryanın, şarj kablosunun ve şarj aparatlarının dışsal etkilerle hasar görmesi veya çalınması güvence altına alınır.
- Elektrik Akımı Hasarları: Şarj işlemi esnasında şebekeden kaynaklanan ani voltaj dalgalanmalarının araç elektrik sistemine ve bataryaya vereceği zararlar karşılanır.
- Yol Yardım ve Asistans Hizmetleri: Aracın şarjının bitmesi durumunda en yakın şarj istasyonuna çekilmesi, mobil şarj desteği sağlanması ve ikame araç hizmeti gibi özel asistans çözümleri sunulur.
Elektrikli araç sahiplerinin poliçe akdederken bataryanın amortisman ve yıpranma payı muafiyetlerini, yedek parça tedarik sürelerindeki ikame araç limitlerini ve yetkili servis sınırlamalarını detaylıca incelemesi, olası bir hasar durumunda hak kaybı yaşanmasını engelleyecektir.
Ortak Alanlarda Şarj Ünitesi Kurulumu ve Kat Mülkiyeti Hukuku
Elektrikli araçların kullanımının yaygınlaşması, apartman ve site gibi toplu yaşam alanlarında şarj ünitelerinin kurulumu hususunda hukuki uyuşmazlıkları da beraberinde getirmiştir. Ortak alanların kullanımı, yönetimi ve bu alanlara yapılacak müdahaleler 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu (KMK) ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) hükümlerine tabidir. Kat maliklerinin rızası hilafına ortak alanlarda gerçekleştirilen fiziki müdahaleler, mülkiyet hakkının ihlali niteliğindedir ve hukuki yaptırımlara tabidir.
Yöneticinin Dava Açma Yetkisi
Kat mülkiyetine tabi binalarda ortak alanlara yapılan haksız müdahalelerin önlenmesi ve eski hale getirme talepleri, kat maliklerinin mülkiyet haklarının korunması kapsamında değerlendirilir. (634 sayılı KMK m.35) uyarınca site veya apartman yöneticisinin görev ve yetkileri belirlenmiştir. Ancak yöneticinin, kat malikleri kurulundan özel bir yetki almadan veya kendisi de bir kat maliki sıfatını haiz olmadan ortak alanlara el atmanın önlenmesi davası açıp açamayacağı hususu yargı kararlarında titizlikle ele alınmaktadır.
Kat maliklerinin rızası olmaksızın ortak alanlardan kablo çekilmesi, duvarların delinmesi veya şarj ünitesi kurulması gibi fiziki müdahaleler, ortak alana tecavüz niteliğindedir. Bu konuda Yargıtay 5. Hukuk Dairesi'nin verdiği güncel bir karar, konunun sınırlarını net bir şekilde çizmektedir:
"Yargıtay 5. Hukuk Dairesi tarafından verilen 03.03.2025 tarihli, 2024/9886 Esas ve 2025/2810 Karar sayılı kararda, ortak alana müdahalenin önlenmesi ve eski hale getirme istemine ilişkin bir uyuşmazlık incelenmiştir. Davacılar vekili, davalının ana gayrimenkulün 4 kapı numaralı bağımsız bölümünün maliki olduğunu, diğer kat maliklerine danışmadan bağımsız bölümüne isabet eden duvarı delerek zarar verdiğini ve buradan kendi tesisatına ait bir elektrik kablosu geçirerek elektrikli aracını şarj ettiğini belirterek, ortak alana müdahalenin önlenmesini, kablo ile çoklu prizin kaldırılarak ana duvarın eski hale getirilmesini talep etmiştir. Davalı vekili ise söz konusu elektrik kablosunun ortak alandan geçmediğini, müvekkilinin dairesinin duvarından çıkarak diğer siteye ait duvarın arkasından geçtiğini, bu duvarın ortak alan olmadığını, müvekkilinin sağlık sorunları nedeniyle Adalar Belediye Başkanlığı tarafından kendisine özel park yeri tahsis edildiğini ve elektrikli araç kullanmak zorunda olduğunu savunarak davanın reddini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesi tarafından davanın kabulüne karar verilmiş, davalı vekilinin istinaf başvurusu Bölge Adliye Mahkemesi tarafından esastan reddedilmiştir. Davalı vekili temyiz dilekçesinde, apartman yönetimi tarafından verilen vekaletnamenin geçersiz olduğunu, yöneticinin kat maliki olmayıp dışarıdan atanan profesyonel bir yönetici olduğunu, 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu’nun 35 inci maddesi uyarınca yöneticinin kat malikleri kurulundan özel yetki almadan veya kat maliki olmadan ortak yere el atmanın önlenmesi davası açma yetkisinin bulunmadığını ileri sürmüştür. Yargıtay 5. Hukuk Dairesi yaptığı değerlendirmede, temyizen incelenen kararın tarafların iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlıkla uygulanması gereken hukuk kurallarına ve dava şartlarına uygun olduğunu tespit etmiştir… Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370’inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca onanmasına 03.03.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verilmiştir."
Bu karardan anlaşılacağı üzere, kat maliklerinin ortak rızası alınmaksızın ana gayrimenkulün ortak duvarlarının delinmesi ve bu alanlardan şarj kablosu geçirilmesi hukuka aykırıdır. Dışarıdan atanan profesyonel yöneticilerin dava açma ehliyeti tartışılsa dahi, kat maliklerinin haklarını korumaya yönelik açılan davanın esastan kabulü ve ortak alana müdahalenin önlenmesi ile eski hale getirme kararı verilmesi hukuka uygundur.
Üst Hakkı ve Tescil Şartları
Ortak alanlarda veya üçüncü kişilere ait arazilerde daha kalıcı, büyük ölçekli ve ticari nitelikte elektrikli araç şarj istasyonlarının kurulması planlandığında, taraflar arasındaki hukuki ilişkinin güvence altına alınması amacıyla ayni hak tesisi gündeme gelmektedir. Bu doğrultuda en uygun hukuki araç, Türk Medeni Kanunu bünyesinde düzenlenen üst hakkı müessesesidir.
Üst hakkı, bir başkasına ait arazinin altında veya üstünde yapı inşa etme ya da mevcut yapıyı muhafaza etme yetkisi veren bir irtifak hakkıdır (TMK m.826). Türk hukukunda geçerli olan "üst toprağa tabidir" genel kuralının (TMK m.718) en önemli istisnasını teşkil eden bu hak sayesinde, şarj istasyonu işletmecileri arazinin mülkiyetine sahip olmaksızın istasyon yapılarını yasal olarak muhafaza edebilirler.
Üst hakkının kurulması ve geçerliliği belirli şekil şartlarına bağlanmıştır:
- Resmi Senet ve Tescil Şartı: Üst hakkının kurulması için resmi senet düzenlenmesi ve hakkın tapu kütüğüne tescil edilmesi zorunludur (TMK m.780, m.781). Tapu Kanunu’nun 26. maddesi uyarınca bu resmi senetlerin tapu sicil müdürlüğü veya tapu sicil görevlileri tarafından düzenlenmesi geçerlilik şartıdır.
- Şahıs veya Taşınmaz Lehine Kurulum: Üst hakkı belirli bir şahıs lehine kurulabileceği gibi, belirli bir taşınmaz lehine de tesis edilebilir (TMK m.779).
- Bağımsız ve Sürekli Nitelik: En az 30 yıl süreli ve bağımsız nitelikteki üst hakları, hak sahibinin istemi üzerine tapu kütüğünde ayrı bir sayfaya taşınmaz olarak kaydedilebilir (TMK m.826/3, Tapu Sicil Tüzüğü m.10). Bu sayede hak, devredilebilir ve mirasçılara geçebilir bir nitelik kazanır.
- Süre Sınırları: Bağımsız üst hakları için kanunun öngördüğü azami süre 100 yıldır. Bu sürenin uzatılması ancak sürenin en az dörtte üçü dolduktan sonra mümkündür (TMK m.836).
- Hakkın Sona Ermesinin Sonuçları: Üst hakkı sona erdiğinde, arazi üzerinde inşa edilmiş olan şarj istasyonu ve ilgili yapılar arazi malikinin mülkiyetine geçer (TMK m.828, m.684). Taraflar resmi senette aksini kararlaştırmamışsa, kural olarak malikin bu yapılar için bir bedel ödemesi gerekmez (TMK m.829, m.830). Ancak üst hakkı sahibinin yetkilerini ağır şekilde aşması durumunda, arazi malikinin hakkın süresinden önce kendisine devredilmesini talep etme hakkı saklıdır (TMK m.831).
Sitelere veya ticari işletmelere ait ortak otopark alanlarında uzun vadeli şarj istasyonu yatırımı yapacak olan şarj ağı işletmecilerinin, yatırımlarını güvence altına almak adına bu hakları tapu siciline tescil ettirmeleri ve tescil sürecinde belirtilen yasal sürelere uymaları büyük önem arz etmektedir.
Yargılama Süreçleri, Görevli Mahkeme ve Gizli Ayıp Sorumluluğu
Elektrikli araç teknolojisinin getirdiği yenilikler, bu araçların karıştığı kazalar veya teknik arızalar neticesinde doğan uyuşmazlıkların çözümünde usul hukuku ve maddi hukuk bakımından yeni tartışmaları beraberinde getirmiştir. Özellikle araçların en maliyetli parçası olan batarya sistemlerinde meydana gelen yangınlar veya yazılımsal hatalar, uyuşmazlığın hangi mahkemede görüleceği ve davanın hangi hukuki temelde açılacağı hususlarını kritik hale getirmektedir.
Tüketici Mahkemelerinin Görev Alanı
Sigorta hukukundan ve araç satış sözleşmelerinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda görevli mahkemenin tayini, davanın açıldığı tarih ve tarafların sıfatına göre belirlenmektedir. 6502 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 28.05.2014 tarihinde yürürlüğe girmesi, bu alanda köklü bir değişiklik yaratmıştır. Bu tarihten önce Yargıtay’ın yerleşik içtihatları, kasko ve zorunlu mali mesuliyet sigortasından kaynaklanan uyuşmazlıkların çözüm yerini Asliye Ticaret Mahkemeleri olarak işaret etmekteydi. Ancak 6502 sayılı Kanun ile sigorta sözleşmeleri açıkça "tüketici işlemi" kapsamına alınmıştır (6502 SK m.3).
Güncel mevzuat uyarınca, bir uyuşmazlığın tüketici mahkemesinde görülebilmesi için iki temel şartın birlikte gerçekleşmesi zorunludur:
- Dava Tarihi: Davanın 6502 sayılı Kanun’un yürürlük tarihi olan 28.05.2014’ten sonra açılmış olması gerekir.
- Tüketici Sıfatı: Davacının, ticari veya mesleki olmayan amaçlarla hareket eden bir gerçek veya tüzel kişi (tüketici) olması gerekmektedir.
Eğer araç sahibi, aracı ticari bir işletme bünyesinde kullanıyorsa veya kendisi tacir sıfatını haizse, uyuşmazlık Türk Ticaret Kanunu hükümleri uyarınca Asliye Ticaret Mahkemelerinde görülmeye devam edecektir. Nitekim Yargıtay 20. Hukuk Dairesi’nin kararlarında vurgulandığı üzere, davalının veya davacının mesleki amaçla hareket etmesi durumunda tüketici mahkemesinin görevinden söz edilemez. Ancak araç sahibi bireysel kullanıcı ise, sigorta poliçesine dayalı tazminat istemlerinde görevli merci Tüketici Mahkemesidir (6502 SK m.73).
Belirsiz Alacak Davası ve İmalat Hatası
Elektrikli araçlarda meydana gelen ve genellikle "gizli ayıp" olarak nitelendirilen imalat hataları, tazminatın miktarının davanın başında tam olarak belirlenmesini zorlaştırabilir. Bu noktada 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 107. maddesi uyarınca açılan belirsiz alacak davası, davacıya önemli avantajlar sunmaktadır. Belirsiz alacak davası, alacağın miktarının belirlenmesinin imkânsız veya beklenemez olduğu durumlarda, zamanaşımını tüm alacak için kesmesi ve faiz başlangıcını dava tarihi olarak sabitlemesi bakımından hak arama hürriyetine hizmet eder.
Anayasa Mahkemesi, bu dava türünün usulden reddedilmesine ilişkin verdiği kararda mahkemeye erişim hakkının altını çizmiştir:
"6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 107. maddesi kapsamında açılan belirsiz alacak davalarının, alacağın belirlenebilir olduğu gerekçesiyle hukuki yarar yokluğundan usulden reddedilmesi, adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkını ihlal etmektedir." (Anayasa Mahkemesi, 22.02.2022, 2019/12190 B.N., İsmail Avcı Kararı)
Elektrikli araçlarda özellikle park halindeyken meydana gelen yangınlar, genellikle kablo izolasyonlarındaki sürtünme veya batarya hücrelerindeki imalat hatalarından kaynaklanmaktadır. Bu durum, Türk Borçlar Kanunu kapsamında "gizli ayıp" (TBK m.219) olarak değerlendirilir. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi tarafından incelenen somut bir olayda, imalat hatası sonucu yanan araçla ilgili şu tespitler yapılmıştır:
"Yangının çalışırken oluşan titreşimler sonucu kablo izolasyonlarının birbirine sürtünerek sıyrılması ve çıplak kalan akım yüklü bakır kabloların temasıyla oluşan ark neticesinde başladığı, bu durumun kullanıcı hatasından bağımsız bir imalat hatası ve gizli ayıp niteliğinde olduğu tespit edilmiştir. Bu doğrultuda (TBK m.227) düzenlenen seçimlik haklar kapsamında sözleşmeden dönerek bedel iadesi talep edilebilir." (İstanbul BAM 12. HD Kararı)
Gizli ayıbın varlığı durumunda tüketicinin (TBK m.227) uyarınca; sözleşmeden dönme ve bedel iadesi, ayıp oranında bedel indirimi, ücretsiz onarım veya ayıpsız misli ile değişim haklarından birini kullanma yetkisi bulunmaktadır. Elektrikli araç yangınları gibi aracın tamamen kullanılamaz hale geldiği durumlarda, yargı kararları genellikle "para faizsiz, araç kirasız" ilkesi gereğince araç bedelinin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle iadesine hükmetmektedir.
Sonuç ve Genel Değerlendirme
Elektrikli araç ekosistemi, teknolojik karmaşıklığı ile paralel olarak sofistike bir hukuki koruma kalkanına ihtiyaç duymaktadır. 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu ve Şarj Hizmeti Yönetmeliği ile kurulan idari altyapı, işletmecilere ciddi sorumluluklar yüklerken; Kat Mülkiyeti Kanunu ve Türk Medeni Kanunu çerçevesindeki mülkiyet uyuşmazlıkları, şarj ünitelerinin kurulumunda ortak alanların korunmasını esas almaktadır. Batarya teknolojisinden kaynaklanan yangın riskleri ise sigorta hukukunda hem zorunlu mali mesuliyet hem de kasko teminatlarının kapsamını genişletmiş, yargılama süreçlerinde ise tüketici mahkemelerinin görev alanını ve gizli ayıp sorumluluğunu ön plana çıkarmıştır. Elektrikli araç sahiplerinin ve hizmet sağlayıcılarının, hem teknik standartlara uyum hem de güncel yargı içtihatları doğrultusunda hareket etmeleri, olası hak kayıplarının önlenmesi bakımından hayati önem taşımaktadır.