
Aldığım Arsanın İmar Durumu Değişti, Param İade Edilir mi?
İmar mevzuatına aykırı yapılar nedeniyle kesilen para cezaları her zaman kesin değildir. Kanun ve yüksek mahkeme kararları, belirli şartlar altında bu bedellerin iadesine imkan tanımaktadır. Peki, imar kirliliği davası sonrası ödediğiniz para cezasını geri alabilir misiniz? Yapı Kayıt Belgesi hangi cezaları siler? İşte imar para cezalarında iade süreci ve haklarınız.
İmar Para Cezalarında İade Süreci ve Non Bis In Idem İlkesi
3194 sayılı İmar Kanunu’nun 21. maddesi uyarınca, istisnalar dışında tüm yapılar için belediye veya valiliklerden yapı ruhsatiyesi alınması zorunludur. Bu zorunluluğa aykırı hareket edilmesi, yani ruhsatsız veya ruhsata aykırı yapı inşa edilmesi durumunda, idare tarafından 3194 sayılı Kanun'un 32. maddesi kapsamında yıkım kararı tesis edilirken, aynı kanunun 42. maddesi uyarınca da ciddi miktarlarda idari para cezası uygulanmaktadır. Ancak hukuk sistemimizde yer alan "aynı fiilden dolayı iki kez cezalandırılmama" ilkesi, imar mevzuatına aykırılık teşkil eden eylemlerde vatandaşlara önemli bir hak tanımaktadır.
Aynı Fiilden İki Kez Cezalandırılmama
Hukuk literatüründe "non bis in idem" olarak adlandırılan ilke, bir kişinin aynı fiil nedeniyle birden fazla kez cezalandırılmasını yasaklar. İmar hukukunda bu ilkenin yansıması, 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 42. maddesinin 7. fıkrasında vücut bulmuştur. Söz konusu hükme göre, imar mevzuatına aykırılık nedeniyle tahsil edilen idari para cezaları, aynı fiil sebebiyle Türk Ceza Kanunu kapsamında bir mahkûmiyet kararı verilmesi durumunda iade edilmelidir.
3194 sayılı Kanun m. 42/7 düzenlemesi şu şekildedir:
"Bu maddeye göre imar mevzuatına aykırılık sebebiyle tahsil edilen idari para cezaları, aynı fiil nedeniyle 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 184 üncü maddesine göre mahkûm olanlara faizsiz olarak iade edilir."
Bu düzenleme, idari yaptırım ile adli yaptırımın aynı eylem üzerinde birleşmesi durumunda, idari para cezasının tasfiye edilmesini öngörür. Buradaki temel amaç, kişinin hem idari otorite hem de adli makamlar tarafından aynı "kaçak yapı" eylemi için ekonomik ve hürriyeti bağlayıcı yaptırımlara maruz bırakılmasının önüne geçmektir. Uygulamada, belediye encümeni tarafından kesilen para cezası ödendikten sonra, ceza mahkemesinde açılan kamu davası neticesinde bir mahkûmiyet hükmü kurulursa, ödenen bu bedelin ilgili idareden (belediye veya il özel idaresi) geri talep edilmesi yasal bir haktır.
TCK 184 ve İdari Para Cezası İlişkisi
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 184. maddesi, "İmar kirliliğine neden olma" suçunu düzenleyerek, yapı ruhsatiyesi alınmadan veya ruhsata aykırı olarak bina yapan veya yaptıran kişilerin hapis cezası ile cezalandırılmasını öngörmektedir. Bu suçun oluşması için yapının belediye sınırları içinde veya özel imar rejimine tabi yerlerde bulunması gerekmektedir.
İdari para cezasının iadesi sürecinde en çok karşılaşılan hukuki tartışma, ceza mahkemesinin verdiği Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) kararlarının iadeye engel olup olmayacağıdır. İdareler genellikle HAGB kararının teknik anlamda bir "mahkûmiyet" olmadığını ileri sürerek iade taleplerini reddetmektedir. Ancak yüksek yargı organları bu konuda vatandaş lehine kararlar vermiştir.
İstanbul Bölge İdare Mahkemesi 5. İdari Dava Dairesinin 2017/1294 sayılı kararı bu uyuşmazlığa ışık tutmaktadır:
"…davacının eylemi nedeniyle 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 184/1. maddesi uyarınca cezalandırılmasına, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 231/5. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği görülmektedir. Her ne kadar HAGB kararı verilmiş olsa da, bu kararın temelinde kişinin üzerine atılı suçu işlediğinin sabit görülmesi ve bir mahkûmiyet hükmünün kurulması yatmaktadır. Bu durumda, 3194 sayılı Kanun'un 42/7. maddesi uyarınca tahsil edilen idari para cezasının iadesi gerekmekte olup, idarenin ret işlemi hukuka aykırıdır. Ayrıca, ödenen tutarın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davacıya iadesi hakkaniyet gereğidir."
Bu karar, HAGB kararı verilmiş olsa dahi suçun sübuta erdiğini ve dolayısıyla idari para cezasının iade edilmesi gerektiğini net bir şekilde ortaya koymaktadır. Ayrıca kanunda "faizsiz iade" ibaresi yer alsa da, yargı kararları mülkiyet hakkının korunması ve paranın alım gücünün düşmesi nedeniyle iadenin yasal faizle yapılması gerektiği yönünde evrilmektedir.
İade süreci genellikle şu aşamalardan oluşur:
- Ceza mahkemesi kararının kesinleşmesi beklenir.
- Kesinleşen karar ile birlikte para cezasını tahsil eden ilgili belediyeye yazılı başvuruda bulunulur.
- İdarenin bu talebi reddetmesi veya 30 gün içinde cevap vermemesi durumunda, idari yargıda iptal ve tam yargı davası açılır.
Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 2016/3155 sayılı kararı da bu süreci desteklemektedir. Kurul, ceza mahkemesi kararı sonrası yapılan iade taleplerinin reddedilmesi halinde, ilgililerin idari yargıda dava açma hakkının saklı olduğunu ve bu uyuşmazlıkların çözüm yerinin idare mahkemeleri olduğunu vurgulamıştır.
Sonuç olarak, 3194 sayılı Kanun'un 42/7. maddesi, vatandaşlar için güçlü bir koruma kalkanıdır. İmar kirliliği suçundan dolayı yargılanan ve hakkında mahkûmiyet (HAGB dahil) kararı verilen herkes, daha önce ödediği idari para cezalarını geri alma hakkına sahiptir. Bu süreçte idari ve adli kararların birbirini nasıl etkilediğinin doğru analiz edilmesi, hak kayıplarının önlenmesi açısından hayati önem taşımaktadır.
Kaçak Yapı Yaptırımları ve Cezaların Şahsiliği
İmar hukukunda ruhsatsız veya ruhsata aykırı yapılaşma ile mücadele, idarenin hem denetim hem de yaptırım yetkisini kullanmasını gerektiren karmaşık bir süreçtir. 3194 sayılı İmar Kanunu, bu aykırılıkların tespiti halinde idareye iki temel ödev yükler: Birincisi yapının fiziksel durumuna yönelik yıkım süreci, ikincisi ise ilgili kişilere yönelik mali yaptırım (para cezası) sürecidir. Bu yaptırımların hukuka uygunluğu, hem usul kurallarına riayet edilmesine hem de ceza hukukunun en temel prensiplerinden biri olan "cezaların şahsiliği" ilkesine bağlıdır.
Yapı Tatil Tutanağı ve Yıkım
Kaçak yapılaşmaya karşı işletilen hukuki sürecin ilk ve en kritik adımı Yapı Tatil Tutanağı düzenlenmesidir. 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 32. maddesi, ruhsatsız veya ruhsat eklerine aykırı olarak başlanan yapıların tespiti ve durdurulması usulünü emredici bir şekilde düzenler.
İlgili idare (belediye veya valilik) tarafından yapının imar mevzuatına aykırı olduğu tespit edildiği anda, inşaat mühürlenerek çalışmalar durdurulur. Düzenlenen yapı tatil tutanağı, yapının o andaki durumunu tespit eden, bir nüshası yapı yerine asılan ve bir nüshası muhtarlığa bırakılan resmi bir belgedir. Bu tutanak, yapının mühürlendiğinin ve inşaata devam edilmesinin hukuken yasaklandığının ilanıdır.
3194 sayılı Kanun’un 32. maddesi uyarınca süreç şu şekilde işler:
- Tespit ve Mühürleme: Yapı tatil tutanağı ile inşaat durdurulur. Bu aşamadan sonra mühür fekki (mührün bozulması), Türk Ceza Kanunu kapsamında ayrı bir suç teşkil eder.
- Düzeltme Süresi: Yapı sahibine, aykırılığı gidermesi veya ruhsat alması için en fazla 30 gün süre tanınır.
- Yıkım Kararı: Eğer bu süre zarfında yapı ruhsata uygun hale getirilmez veya ruhsat alınmazsa, ilgili belediye encümeni veya il encümeni tarafından yapının yıkımına karar verilir.
Unutulmamalıdır ki, yapı tatil tutanağı düzenlenmeden doğrudan yıkım kararı alınması veya para cezası kesilmesi, işlemi usul yönünden sakatlamakta ve idari yargıda iptal sebebi sayılmaktadır.
Cezanın Muhatabı Kimdir?
İmar para cezalarında en sık karşılaşılan hukuki ihtilaflardan biri, cezanın kime kesileceği meselesidir. 3194 sayılı Kanun’un 42. maddesi uyarınca para cezaları; yapı sahibi, müteahhit ve fenni mesule uygulanır. Ancak burada cezaların şahsiliği ilkesi devreye girmektedir. Anayasa ve ceza hukuku doktrini uyarınca, hiç kimse başkasının işlediği bir fiilden dolayı cezalandırılamaz.
Uygulamada belediyeler, mülkiyet karinesinden yola çıkarak cezayı doğrudan tapu malikine kesme eğilimindedir. Oysa yapıyı fiilen yapan kişi malikten farklı olabilir (örneğin bir kiracı, intifa hakkı sahibi veya arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi uyarınca müteahhit).
Danıştay 6. Dairesi, bu konuda verdiği emsal niteliğindeki kararlarda, cezanın mutlaka aykırılığı fiilen gerçekleştiren kişiye yöneltilmesi gerektiğini vurgulamaktadır:
Danıştay 6. Dairesi, 24.12.2020 tarihli ve E:2020/3378, K:2020/13681 sayılı kararı: "İmar para cezalarının şahsiliği ilkesi gereğince, imar mevzuatına aykırı yapının taşınmaz malikinden başka bir kişi tarafından yapıldığının somut bir şekilde tespiti halinde, para cezasının yapıyı fiilen yapan kişiye verilmesi gerekmektedir. Yapıyı yapanın taşınmaz malikinden farklı olması durumunda sadece malik olduğu gerekçesiyle kişiye ceza verilemez."
Bu karar, mülkiyet hakkı sahibi olmanın tek başına cezalandırma için yeterli olmadığını, idarenin "faili" tespit etme yükümlülüğü bulunduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Özellikle kat karşılığı inşaat sözleşmelerinde, arsa sahibinin imalat üzerinde bir kontrolü yoksa, müteahhit tarafından yapılan aykırılıklardan dolayı arsa sahibine ceza kesilmesi hukuka aykırıdır.
Ayrıca, imar para cezalarında tekerrür hükümleri de özel bir öneme sahiptir. 3194 sayılı Kanun’un 42. maddesinin 6. fıkrası uyarınca, inşaat süreci içinde aykırılığın tekrarlanması durumunda ceza bir kat artırılarak uygulanır. Ancak tekerrür hükmünün uygulanabilmesi için ilk tespitten sonra yeni bir yapı tatil tutanağı düzenlenmesi ve ilgilinin aykırılığı sürdürdüğünün somut olarak kanıtlanması şarttır.
İtiraz ve Yargı Yolu
İmar para cezası ve yıkım kararlarına karşı, kararın tebliğinden itibaren 60 gün içinde İdare Mahkemelerinde iptal davası açılabilir. Bu süreçte dikkat edilmesi gereken husus, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun (İYUK) 11. maddesidir. İlgililer, dava açmadan önce idareye başvurarak işlemin kaldırılmasını, geri alınmasını veya değiştirilmesini talep edebilirler. Bu başvuru "ihtiyari" bir yol olup, dava açma süresini durdurur. Ancak idarenin 30 gün içinde cevap vermemesi durumunda talep reddedilmiş sayılır ve kalan süre içinde dava açılması gerekir.
Özetle, kaçak yapı yaptırımları sadece teknik bir hesaplama süreci değil, aynı zamanda mülkiyet hakkı ve suçun şahsiliği gibi anayasal hakları doğrudan etkileyen hukuki bir süreçtir. Yapı tatil tutanağındaki usul hataları veya cezanın yanlış kişiye (muhataba) yöneltilmesi, milyonları bulan imar para cezalarının iptalini beraberinde getirebilmektedir.
İlave İmar Para Cezaları ve İptal Gerekçeleri
3194 sayılı İmar Kanunu kapsamında uygulanan yaptırımlar, 7226 sayılı Kanun ile yapılan köklü değişikliklerin ardından çok daha ağır mali yükümlülükler içermeye başlamıştır. Özellikle "ilave imar para cezası" olarak adlandırılan ve mülkiyet sahiplerini astronomik rakamlarla karşı karşıya bırakan düzenlemeler, idari yargıda en çok dava konusu edilen alanların başında gelmektedir. Bu cezaların hukuka uygunluğu; sadece kaçak yapının varlığına değil, hesaplama yönteminin doğruluğuna, yasal prosedürlerin eksiksiz uygulanmasına ve anayasal ilkelerin gözetilmesine bağlıdır.
7226 Sayılı Kanun ile Gelen Ek Yükümlülükler
25 Mart 2020 tarihinde yürürlüğe giren 7226 sayılı Kanun’un 39. maddesi ile 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 42. maddesinin ikinci fıkrasına (ç) bendi eklenmiştir. Bu düzenleme, imar para cezası sisteminde bir devrim niteliği taşımaktadır. Geleneksel hesaplama yönteminde yapının sınıfı, grubu ve metrekaresi üzerinden bir temel ceza belirlenirken; (ç) bendi ile bu cezaya ek olarak, yapının üzerinde bulunduğu arsanın değeri üzerinden hesaplanan bir "ilave ceza" getirilmiştir.
İlgili madde hükmüne göre ilave ceza şu şekilde formüle edilmektedir:
3194 sayılı İmar Kanunu m. 42/2-(ç): "İdarece belirlenen imar mevzuatına aykırılıkların, yapının bulunduğu arsa veya arazinin emlak vergisine esas asgari metrekare birim değerinin, aykırılıktan etkilenen alanla çarpılması suretiyle hesaplanan bedel, temel para cezasına eklenir."
Bu düzenleme, özellikle rayiç bedellerin ve emlak vergisi birim değerlerinin yüksek olduğu İstanbul, İzmir ve Ankara gibi büyükşehirlerde, imar para cezalarının milyonlarca liraya ulaşmasına neden olmuştur. Ancak bu denli yüksek yaptırımların uygulanması, beraberinde ciddi hukuki tartışmaları da getirmiştir. Anayasa Mahkemesi nezdinde E:2020/959 sayılı dosya üzerinden devam eden iptal davasında, söz konusu ilave cezanın "mükerrer cezalandırma" niteliğinde olduğu ve "ölçülülük ilkesine" aykırı düştüğü iddia edilmektedir. Hukukçular, aynı fiil nedeniyle hem metrekare bazlı temel ceza hem de arsa değeri bazlı ilave ceza verilmesinin non bis in idem (bir eylemden dolayı iki kez cezalandırılmama) ilkesini zedelediğini savunmaktadır.
Hesaplama Hataları ve İhtar Eksikliği
İlave imar para cezalarının iptali noktasında idari yargı, şekil ve usul eksikliklerine büyük önem vermektedir. Belediye encümenleri tarafından tesis edilen kararlarda en sık karşılaşılan iptal gerekçesi, cezanın hesaplanma yönteminin şeffaf ve denetlenebilir olmamasıdır. İdari işlemlerde "belirlilik ilkesi" gereği, ilgili kişinin kendisine kesilen cezanın hangi kriterlere göre ve hangi matematiksel verilerle hesaplandığını bilme hakkı vardır.
İstanbul Bölge İdare Mahkemesi 5. İdari Dava Dairesinin E:2021/1774, K:2021/1737 sayılı kararı bu noktada emsal niteliğindedir:
"İmar para cezasına ilişkin encümen kararında, cezanın hangi kalemlerden oluştuğu, temel cezanın nasıl belirlendiği ve özellikle (ç) bendi uyarınca yapılan ilave hesaplamanın detaylarının (arsa birim değeri, etkilenen alan vb.) açıkça gösterilmesi gerekir. Belirlilik ilkesi uyarınca, muhatabın cezayı denetleyebilmesi ve savunma yapabilmesi için hesaplama yönteminin tereddüde yer vermeyecek şekilde kararda yer alması zorunludur."
Bir diğer kritik iptal gerekçesi ise "ihtar eksikliği"dir. Kanun koyucu, 42. maddenin 2. fıkrasının (ç) bendinde, vatandaşa aykırılığı gidermesi için bir teşvik mekanizması sunmuştur. Buna göre; cezanın tebliğinden itibaren bir ay içinde aykırılığın giderilmesi (yapının ruhsata uygun hale getirilmesi veya yıkılması) durumunda, ilave imar para cezası tahsil edilmez. Ancak bu hakkın kullanılabilmesi için, encümen kararında veya tebligatta bu hususun açıkça ihtar edilmesi şarttır.
İzmir Bölge İdare Mahkemesi 2. İdari Dava Dairesinin E:2021/1495, K:2021/1502 sayılı kararı, bu usuli eksikliğin işlemin esasını etkileyeceğine hükmetmiştir:
"3194 sayılı Kanun’un 42/2-(ç) maddesinde yer alan, cezanın tebliğinden itibaren bir ay içinde aykırılığın giderilmesi halinde ilave cezanın tahsil edilmeyeceği yönündeki düzenleme, ilgiliye tanınmış yasal bir haktır. Bu hakkın varlığının encümen kararında belirtilmemesi ve ilgiliye usulüne uygun şekilde ihtar edilmemesi, savunma hakkını ve mülkiyet hakkını kısıtlayan bir hukuka aykırılık olup, cezanın bu kısmının iptalini gerektirir."
Son olarak, ilave cezanın uygulanabilmesi için yapının mutlaka "mekânsal bir alan" oluşturması gerektiği unutulmamalıdır. Danıştay ve Bölge İdare Mahkemeleri; istinat duvarı, bahçe çiti veya bina içindeki taşıyıcı olmayan bir duvarın kaldırılması gibi "metrekare bazlı kapalı alan" oluşturmayan tadilatlar için (ç) bendi uyarınca arsa değeri üzerinden ceza kesilmesini hukuka aykırı bulmaktadır. Bu tür teknik detaylar, milyonluk imar cezalarının iptalinde davanın seyrini değiştiren temel argümanlardır.
Yapı Kayıt Belgesi (İmar Barışı) ve Cezaların İptali
İmar hukukunda son yılların en kapsamlı düzenlemelerinden biri olan ve kamuoyunda "İmar Barışı" olarak adlandırılan süreç, ruhsatsız veya ruhsat eklerine aykırı yapıların kayıt altına alınmasını sağlamıştır. Bu düzenlemenin en somut hukuki sonucu, imar mevzuatına aykırılık nedeniyle tesis edilen idari yaptırımların akıbeti üzerindeki etkisidir. 3194 sayılı İmar Kanunu’nun Geçici 16. maddesi uyarınca alınan Yapı Kayıt Belgesi, yapı sahiplerine yalnızca kullanım hakkı tanımakla kalmaz, aynı zamanda daha önce verilmiş olan yıkım kararlarının ve tahsil edilmemiş idari para cezalarının iptal edilmesini sağlar.
Geçici 16. Madde Kapsamı
3194 sayılı İmar Kanunu’nun Geçici 16. maddesi, 31/12/2017 tarihinden önce inşa edilmiş olan yapılar için devrim niteliğinde bir düzenleme getirmiştir. Bu madde kapsamında usulüne uygun olarak alınan bir Yapı Kayıt Belgesi, yapının imar mevzuatına aykırılığı nedeniyle 3194 sayılı Kanun ve 2960 sayılı Boğaziçi Kanunu uyarınca alınmış olan yıkım kararları ile henüz tahsil edilmemiş olan idari para cezalarının iptalini sağlar. Bu durum, idarenin daha önce tesis ettiği cezai işlemlerin hukuki geçerliliğini yitirmesi anlamına gelir.
Yapı Kayıt Belgesi'nin sağladığı temel avantajlar şunlardır:
- Yapı hakkında verilmiş olan yıkım kararlarının uygulanması durur ve bu kararlar hukuken geçersiz hale gelir.
- Henüz tahsil edilmemiş olan imar para cezaları iptal edilir.
- Yapıya geçici olarak su, elektrik ve doğalgaz bağlanmasına imkan tanınır.
- İşyeri açma ve çalışma ruhsatı alınmasında yapı kullanma izin belgesi aranmaz.
Ancak burada dikkat edilmesi gereken en kritik husus, belgenin beyan usulüne dayanmasıdır. E-devlet üzerinden yapılan başvurularda belirtilen verilerin gerçeği yansıtması, belgenin hukuki korumasından yararlanabilmek için şarttır. Özellikle yapının 31/12/2017 tarihinden önce tamamlanmış olması (taşıyıcı sistem ve dış cephenin bitmiş olması), belgenin geçerliliği için yasal bir zorunluluktur.
Belgenin Geçersiz Sayıldığı Durumlar
Yapı Kayıt Belgesi, her ne kadar geniş bir koruma sağlasa da, belirli şartların ihlali durumunda Valiliklerce iptal edilebilmektedir. Yapı Kayıt Belgesi Verilmesine İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik’in 8. maddesinin 2. fıkrası, belgenin usulsüz alındığının tespiti halinde iptal sürecini düzenler.
Belgenin geçersiz sayılmasına yol açan temel durumlar şunlardır:
- Tarih Aykırılığı: Yapının 31/12/2017 tarihinden sonra yapıldığının ortofoto, uydu görüntüleri (Atlas, Google Earth vb.) veya resmi kurum kayıtlarıyla tespit edilmesi durumunda belge iptal edilir. Bu durumda, yapı hakkında 3194 sayılı Kanun'un 32. ve 42. maddeleri uyarınca yeniden işlem tesis edilir.
- Alan ve Yer Sınırlamaları: Üçüncü kişilere ait özel mülkiyetler üzerindeki yapılar veya kesinleşmiş planlar uyarınca sosyal donatı alanına ayrılmış yerlerdeki yapılar için alınan belgeler geçersizdir. Ancak 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 725. maddesi uyarınca taşkın yapılar için belirli şartlarda belge alınması mümkündür.
- Özel Kanun İstisnaları: Yapı Kayıt Belgesi, 3194 ve 2960 sayılı kanunlar dışındaki özel kanunların uygulanmasına her zaman engel teşkil etmez. Örneğin, 775 sayılı Gecekondu Kanunu uyarınca verilen yıkım ve ceza kararları, bazı durumlarda Yapı Kayıt Belgesi'ne rağmen uygulanmaya devam edebilir.
- Esaslı Tadilatlar: Yapı Kayıt Belgesi alındıktan sonra yapıda yapılacak müdahaleler sınırlıdır. Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği’nin 4. maddesi kapsamında tanımlanan "basit tamir ve tadilat" sınırlarını aşan, yapının taşıyıcı sistemini etkileyen veya kat ilavesi gibi esaslı inşai faaliyetler belgenin sağladığı korumayı ortadan kaldırır. Bu tür yeni aykırılıklar için belediyelerce taze bir yapı tatil tutanağı düzenlenerek para cezası ve yıkım süreci başlatılabilir.
Sonuç olarak; imar para cezaları ve yaptırımları, hem idari hem de cezai boyutu olan karmaşık bir süreçtir. Makalemiz boyunca incelediğimiz üzere, 3194 sayılı Kanun’un 42/7. maddesi uyarınca TCK 184 kapsamında mahkûm olanların idari para cezalarını iade alma hakkı, "non bis in idem" ilkesinin bir gereğidir. Bununla birlikte, 7226 sayılı Kanun ile getirilen ilave imar para cezalarının hesaplanmasındaki teknik hatalar ve Yapı Kayıt Belgesi'nin sağladığı yasal koruma, vatandaşların mülkiyet haklarını korumak adına kullanabilecekleri güçlü hukuki araçlardır. İmar mevzuatına aykırılık iddialarıyla karşı karşıya kalan ilgililerin, hak kaybı yaşamamak adına ilan edilen süreler içerisinde idare mahkemelerinde iptal davası açmaları ve yüksek yargı kararlarında belirtilen usul eksikliklerini (hesaplama yöntemi, ihtar eksikliği, şahsilik ilkesi vb.) dile getirmeleri büyük önem arz etmektedir.