
Komşu Tarafından Rahatsız Edilen Kiracının Başvurabileceği Yollar
Komşu gürültüsü ve huzur bozan davranışlar, toplu yaşamın en büyük sorunlarından biridir. Kiracıların bu durumlarda sahip olduğu yasal haklar, kolluk müdahalesinden tahliye davasına, idari para cezalarından mülkiyetin devrine kadar geniş bir yelpazeye yayılmaktadır. Bu makalede, rahatsızlık veren komşuya karşı izlenecek stratejik adımlar ve güncel mevzuat verileri yer almaktadır.
Komşuluk Hukukunun Temel Yükümlülükleri ve Yasal Dayanaklar
Toplu yaşam alanlarında huzur ve düzenin sağlanması, bireylerin mülkiyet haklarını kullanırken belirli sınırlar içinde hareket etmesini zorunlu kılar. Türk hukuk sisteminde komşuluk ilişkilerinden doğan hak ve yükümlülükler, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) ve 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu (KMK) ile yasal güvenceye bağlanmıştır. Mülkiyet hakkı, sahibine geniş yetkiler tanısa da bu yetkiler sınırsız değildir. Kanun koyucu, mülkiyet hakkının kullanım sınırlarını toplumsal yarar ve komşuluk hukuku çerçevesinde kısıtlamıştır.
Mülkiyet hakkının genel sınırlarını çizen (TMK m.683) uyarınca; malik, hukuk düzeninin sınırları içinde o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir. Ancak aynı maddenin ikinci fıkrası, malike haksız el atmanın önlenmesini (müdahalenin men'i) isteme yetkisi tanıyarak mülkiyet hakkını koruma altına almıştır. Komşuluk hukukundan kaynaklanan uyuşmazlıklarda da bu genel koruma hükmü temel dayanaklardan birini oluşturmaktadır.
Dürüstlük Kuralı ve Karşılıklı Yükümlülükler
Komşuluk hukukunun en temel direği, tarafların birbirlerine karşı dürüstlük kuralına uygun davranma yükümlülüğüdür (TMK m.2). Taşınmaz malikleri ve kullanıcıları, haklarını kullanırken ve borçlarını ifa ederken bu genel ilkeye riayet etmek zorundadır. Komşuluk hukukuna ilişkin mülkiyet kısıtlamaları genel olarak (TMK m.737) ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir.
(TMK m.737) uyarınca, herkes taşınmaz mülkiyetinden doğan yetkileri kullanırken ve özellikle işletme faaliyetlerini sürdürürken komşularını olumsuz etkileyecek taşkınlıklardan kaçınmakla yükümlüdür. Bu kapsamda;
- Taşınmazın niteliğine ve yerel adete göre komşular arasında hoş görülebilecek dereceyi aşan gürültü, sarsıntı, duman, buğu, kurum, toz veya koku çıkararak komşulara rahatsızlık verilmesi kesin olarak yasaklanmıştır.
- Komşu kavramı hukukumuzda dar yorumlanmamalıdır; sadece sınırdaş (bitişik) taşınmazları değil, taşkın eylemin etkilerinin fiziken ulaşabileceği etki alanı içerisindeki tüm taşınmaz sakinlerini kapsamaktadır.
Komşuluk hukukuna dayalı tazminat veya el atmanın önlenmesi davalarında, davalının kusurlu olup olmadığı aranmaz. Eylem ile ortaya çıkan zarar arasında illiyet bağının bulunması sorumluluk için yeterlidir. Mahkemece yapılan incelemelerde sübjektif aşırı duyarlılıklar esas alınmaz; objektif olarak normal ve makul bir insanın tahammül sınırlarını aşan bir taşkınlığın varlığı araştırılır.
"Yargıtay 14. Hukuk Dairesi’nin 15.04.2004 tarihli ve E: 2004/1185, K: 2004/3043 sayılı kararında, hayvan gübrelerinin biriktirilmesi olağan hoşgörü sınırlarını aşan bir eylem olarak değerlendirilmiştir."
Yukarıda yer alan Yargıtay kararı, komşuluk hukukunda "tahammül sınırının" belirlenmesinde objektif ölçütlerin nasıl uygulandığını açıkça göstermektedir. Karardan anlaşılacağı üzere, yerel adet sınırlarını aşan ve çevre sakinlerinin sağlığını ya da yaşam kalitesini olumsuz etkileyen her türlü maddi veya manevi taşkınlık, hukuka aykırı kabul edilerek önlenmesi gereken bir ihlal niteliği taşımaktadır.
Dikey Komşuluk ve Kat Mülkiyeti İlişkisi
Apartman, site veya toplu yapılarda yaşayan kat malikleri ile kiracılar arasındaki ilişki hukukta "dikey komşuluk" olarak adlandırılır. Bu özel yaşam alanlarında komşuların birbirlerine karşı sorumlulukları çok daha sıkı kurallara bağlanmıştır. Dikey komşuluk ilişkisinde en temel yasal dayanak 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu'dur.
Kat Mülkiyeti Kanunu'nun 18. maddesi (KMK m.18), kat maliklerinin ve bağımsız bölümleri fiilen kullanan kiracıların karşılıklı yükümlülüklerini şu şekilde düzenlemektedir:
- Kat malikleri ve bağımsız bölüm kullanıcıları, kendi bağımsız bölümlerini, eklentilerini ve ortak yerleri kullanırken doğruluk kaidelerine uymak zorundadır.
- Özellikle birbirini rahatsız etmemek, birbirinin haklarını çiğnememek ve yönetim planı hükümlerine karşılıklı olarak uymakla yükümlüdürler.
Bu hüküm uyarınca, apartman dairesinde yaşayan kişilerin yüksek sesle müzik dinlemesi, uygunsuz saatlerde tadilat yapması, ev içinde sürekli gürültüye neden olacak şekilde eşya sürüklemesi veya zemin döşemesine vurması (KMK m.18) kapsamında doğrudan bir yükümlülük ihlalidir. Bu yükümlülükler yalnızca mülk sahiplerini değil, taşınmazı kira sözleşmesine dayanarak fiilen kullanan kiracıları da aynı derecede bağlamaktadır. Dolayısıyla, dikey komşuluk ilişkisinde rahatsızlık veren taraf kim olursa olsun, zarar gören diğer sakinler doğrudan yasal yollara başvurma hakkına sahiptir.
İdari Şikayet Mercileri ve Cezai Yaptırımlar
Apartman, site veya mahalle ölçeğinde komşular arasında yaşanan gürültü ihtilafları, yalnızca tarafların özel hukuk ilişkilerini zedelemekle kalmaz; aynı zamanda kamu düzenini, toplum huzurunu ve bireylerin beden ile ruh sağlığını da doğrudan tehdit eder. Bu nedenle Türk hukuk sistemi, gürültü üreten ve uyarılara rağmen bu tutumunu sürdüren kişilere karşı hem idari hem de cezai nitelikte bir dizi yaptırım öngörmüştür. Gürültü mağdurları, hukuki dava süreçlerini başlatmadan önce ya da bu süreçlerle eş zamanlı olarak idari mercilere başvurarak hızlı müdahale talep edebilir veya Cumhuriyet Başsavcılığı kanalıyla cezai soruşturma sürecini harekete geçirebilirler.
Kolluk Kuvvetleri ve Belediye Zabıtası Müdahalesi
Gürültü ihlallerine karşı sahada anlık ve en hızlı müdahale yetkisi kolluk kuvvetlerine (polis ve jandarma) ve belediye zabıta ekiplerine tanınmıştır. Özellikle gece geç saatlerde meskenlerde meydana gelen aşırı gürültü, yüksek sesle müzik dinlenmesi, ev içi kavgalar veya makul sınırları aşan ev partileri gibi durumlarda kolluk kuvvetlerinden müdahale talep edilmesi en etkili yoldur.
Kolluk kuvvetlerinin veya zabıta ekiplerinin gürültü yapan kişilere karşı uygulayacağı en temel idari yaptırım dayanağı Kabahatler Kanunu bünyesinde yer almaktadır. İlgili kanun hükümleri uyarınca, başkalarının huzur ve sükununu bozacak şekilde gürültüye neden olan kişilere idari para cezası uygulanması yasal bir zorunluluktur (Kabahatler Kanunu m.36).
- İdari Para Cezası Miktarı: Gürültü yapma kabahatinin cezası her yıl yeniden değerleme oranına göre güncellenmektedir. Bu doğrultuda, 2026 yılı için belirlenen gürültü yapma kabahatinin idari para cezası tutarı 13.847 TL olarak uygulanmaktadır.
- Yetki Dağılımı: Meskenlerdeki kişisel gürültülerde kolluk kuvvetleri doğrudan müdahale edip tutanak tanzim ederek idari para cezası uygulayabilirken; ticari işletmeler, şantiyeler veya eğlence mekanlarından kaynaklanan çevresel gürültü ihlallerinde belediye zabıtası ya da Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü yetkilidir.
Zabıta veya kolluk kuvvetleri tarafından tutulan resmi tespit tutanakları, gürültü eyleminin gerçekleştiğini ve süreklilik arz ettiğini gösteren en güçlü yazılı deliller arasında yer alır. Bu nedenle, gürültü anında kolluk çağrılması ve durumun tutanağa bağlanması, ileride açılması muhtemel hukuk davalarında ispat kolaylığı sağlar.
Türk Ceza Kanunu Kapsamında Suç Duyurusu
Gürültü eyleminin süreklilik arz etmesi, belirli bir yoğunluğa ulaşması veya sırf mağdura zarar verme/rahatsız etme kastıyla gerçekleştirilmesi durumunda idari yaptırımlar yetersiz kalmakta ve konu ceza hukukunun alanına girmektedir. Bu kapsamda Türk Ceza Kanunu (TCK) iki temel suç tipi üzerinden cezai yaptırım öngörmüştür:
- Gürültüye Neden Olma Suçu (TCK m.183): İlgili kanunlarla belirlenen yükümlülüklere aykırı olarak, başka bir kimsenin sağlığının zarar görmesine elverişli bir şekilde gürültüye neden olan kişi, iki aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır (TCK m.183). Bu suçun oluşabilmesi için gürültünün objektif olarak insan sağlığına zarar verebilecek desibel sınırlarına veya yoğunluğa ulaşması gerekir.
- Kişilerin Huzur ve Sükununu Bozma Suçu (TCK m.123): Sırf huzur ve sükununu bozmak maksadıyla bir kimseye ısrarla gürültü yapılması ya da hukuka aykırı başka bir davranışta bulunulması halinde, mağdurun şikayeti üzerine faile üç aydan bir yıla kadar hapis cezası verilir (TCK m.123). Bu suçun maddi unsurlarından en önemlisi eylemin "ısrarla" (süreklilik arz edecek şekilde) yapılması ve manevi unsurunun "sırf rahatsızlık verme amacı" taşımasıdır.
Gürültü nedeniyle savcılığa suç duyurusunda bulunulurken delillerin toplanması ve soruşturma makamına sunulması büyük önem taşımaktadır. Uygulamada savcılıklar, somut delil bulunmadığı gerekçesiyle sıklıkla kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlar (takipsizlik) verebilmektedir. Ancak Yargıtay, bu tür durumlarda eksik inceleme ile karar verilmesini hukuka aykırı bulmaktadır.
Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nin E. 2012/21910, K. 2013/8802 sayılı ilamı: "Gürültü yapan komşu hakkındaki şikayette, şikayetçinin eylemin sürekli ve kasten yapıldığına dair CD kaydı bulunduğunu beyan etmesine rağmen, bu CD kayıtları incelenmeden ve gürültüden rahatsız olan diğer kişiler tanık olarak dinlenilmeden 'kovuşturmaya yer olmadığına' dair verilen karara karşı yapılan itirazın reddedilmesi hukuka aykırıdır."
Yargıtay'ın bu emsal kararı, ceza soruşturması aşamasında savcılıkların gürültü şikayetlerini basite almaması gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır. Karar uyarınca, gürültü mağdurunun sunduğu ses ve video kayıtlarının (CD vb.) teknik olarak incelenmesi, apartmandaki diğer komşuların tanık sıfatıyla beyanlarının alınması ve eksiksiz bir soruşturma yürütülmesi zorunludur. Dolayısıyla, gürültücü komşuya karşı savcılık şikayeti yapılırken diğer apartman sakinlerinin şahit gösterilmesi ve varsa kolluk tutanakları ile ses/görüntü kayıtlarının dosyaya eklenmesi, failin cezalandırılabilmesi açısından hayati bir öneme sahiptir.
Hukuki Başvuru Yolları ve Dava Süreçleri
Apartman ve site gibi toplu yaşam alanlarında, gürültü kirliliğine karşı idari ve cezai başvurulardan sonuç alınamadığı takdirde, uyuşmazlığın çözümü için yargı yoluna başvurulması zorunludur. Komşuluk hukukuna aykırı ve tahammül sınırlarını aşan gürültü eylemlerine karşı hak sahipleri, Kat Mülkiyeti Kanunu ve Türk Borçlar Kanunu kapsamında hukuk mahkemelerinde dava açarak yasal haklarını koruma altına alabilirler.
Sulh Hukuk Mahkemesi'nde Hakimin Müdahalesi
Gürültünün süreklilik arz etmesi ve apartman sakinlerinin huzurunu çekilmez derecede bozması halinde, gürültüden rahatsız olan kat malikleri veya bağımsız bölümü fiilen kullanan kiracılar, sulh hukuk mahkemesinden hakimin müdahalesini talep edebilirler (KMK m.33). Bu davalarda temel amaç, gürültüye neden olan haksız davranışların sonlandırılması ve komşuluk hukukuna uygun bir düzenin yeniden tesis edilmesidir.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu uyarınca, taşınmaz üzerindeki ayni haklara veya taşınmazın kullanımına ilişkin uyuşmazlıklarda yetkili mahkeme kesin yetki kuralına tabidir. Bu kapsamda, gürültünün önlenmesi ve hakimin müdahalesi talebiyle açılacak davalarda yetkili mahkeme, taşınmazın bulunduğu yer mahkemesidir (HMK m.12). Kesin yetki kuralı gereği, davanın başka bir yer mahkemesinde açılması durumunda mahkeme yetkisizlik kararı vererek dosyayı resen ilgili yer mahkemesine göndermektedir.
Sulh Hukuk Mahkemesi bünyesinde yürütülen yargılama sürecinde hakim, iddiaların doğruluğunu tespit etmek amacıyla geniş kapsamlı bir araştırma yürütür. Bu doğrultuda mahkeme;
- Gerekli görmesi halinde taşınmaz başında bir keşif heyeti oluşturarak yerinde inceleme yapar,
- Gürültüye doğrudan maruz kalan diğer apartman sakinlerinin ve komşuların tanık sıfatıyla beyanlarını alır,
- Gürültünün desibel seviyesini ve tahammül sınırlarını aşıp aşmadığını teknik bilirkişi raporları vasıtasıyla tespit eder.
Yapılan incelemeler neticesinde gürültünün varlığı ve dürüstlük kurallarına aykırılığı sabit görülürse, hakim gürültü yapan tarafa bu eylemi sonlandırması için kesin bir süre tayin eder. Mahkeme tarafından verilen bu emre rağmen gürültü yapmaya devam eden kişilere idari para cezası uygulanır. İhlalin ısrarla sürdürülmesi halinde ise süreç, gürültü yapan kat malikinin apartmandan çıkartılmasına veya bağımsız bölümün devrine kadar uzanabilmektedir.
Gürültünün önlenmesi davasının kaybedilmesi durumunda, davacının yargılama giderlerini ve karşı tarafın vekalet ücretini ödemekle yükümlü kalabileceği göz önünde bulundurulmalıdır. Bu davalarda hak kaybına uğramamak adına uzman bir avukattan profesyonel hukuki destek alınması ve noter kanalıyla vekaletname verilmesi önem arz eder. 2025 Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi (AAÜT) uyarınca, gürültünün önlenmesi davaları için belirlenen asgari avukatlık ücret tutarı en az 18.000,00 TL'dir; bu miktar davanın niteliğine ve şartlarına göre artış gösterebilmektedir.
Gürültünün Önlenmesi ve Tazminat Talepleri
Gürültü kirliliği sadece kişilerin sükunetini bozmakla kalmayıp, fiziki ve ruhsal sağlık üzerinde de ciddi tahribatlara yol açabilmektedir. Bu kapsamda gürültüden zarar gören kişiler, haksız fiil hükümlerine dayanarak uğradıkları zararların tazmin edilmesini talep etme hakkına sahiptir. Türk Borçlar Kanunu kapsamında düzenlenen tazminat sorumluluğu, gürültü yapan kişinin kusurlu eylemi ile meydana gelen zarar arasındaki illiyet bağının ispatlanması esasına dayanır.
Gürültü nedeniyle sağlığı bozulan, uyku düzeni yitirilen veya iş gücü kaybı yaşayan kişiler, uğradıkları her türlü ekonomik kaybın telafisi için maddi tazminat davası açabilirler (TBK m.49). Örneğin, gürültü nedeniyle konutunda yaşayamaz hale gelip başka bir yere taşınmak zorunda kalan veya evine ses yalıtımı yaptırmak zorunda kalan bir kişi, bu masraflarını haksız fiili gerçekleştiren komşusundan talep edebilir.
Aynı şekilde, sürekli ve kasıtlı gürültüye maruz kalmanın yarattığı psikolojik yıpranma, stres, panik atak gibi durumlar kişilik haklarının ağır bir biçimde ihlal edilmesi anlamına gelir. Bu duruma maruz kalan mağdurlar, yaşadıkları manevi acı, elem ve ızdırabın kısmen de olsa hafifletilmesi amacıyla manevi tazminat talebinde bulunabilirler (TBK m.56). Hakim, somut olayın özelliklerini, tarafların sosyal ve ekonomik durumlarını, gürültünün süresini ve yarattığı etkinin ağırlığını dikkate alarak hakkaniyete uygun bir manevi tazminat miktarına hükmeder.
Tazminat davalarında ispat yükü davacı taraftadır. Gürültünün tahammül sınırlarını aştığının ve zarara yol açtığının kanıtlanması için;
- Kolluk kuvvetleri veya zabıta tarafından tutulmuş resmi tutanaklar,
- Apartman yönetiminin karar defterine işlenmiş şikayetler ve uyarı yazıları,
- Gürültünün yaşandığı zaman dilimlerini gösteren ve özel hayatın gizliliğini ihlal etmeyecek şekilde kaydedilmiş somut veriler,
- Gürültüden rahatsız olan diğer komşuların şahitliği en güçlü deliller arasında yer almaktadır.
Yetersiz delil sunulması durumunda davanın reddedilmesi ve davacının ciddi mahkeme masraflarıyla karşı karşıya kalması riski bulunduğundan, dava açılmadan önce delil tespitinin usulüne uygun yapılması büyük önem taşımaktadır.
Gürültücü Kiracı ve Maliklere Yönelik Ağır Müeyyideler
Apartman ve site gibi toplu yaşam alanlarında gürültü kirliliğinin süreklilik kazanması ve tahammül sınırlarını aşması durumunda, yalnızca idari para cezaları veya basit uyarılar yeterli olmayabilir. Türk hukuk sistemi, huzur ve sükunu bozmakta ısrar eden gürültücü kiracılara ve kat maliklerine karşı mülkiyet hakkını ve sözleşme serbestisini kısıtlayabilecek derecede ağır yasal yaptırımlar öngörmüştür. Bu yaptırımlar, kiracılar için tahliye ile sonuçlanırken, kat malikleri için mülkünü zorla satmaya kadar uzanan son çare niteliğindeki hukuki süreçleri barındırmaktadır. Bu kapsamda 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu ve 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu gürültüye karşı en radikal çözümleri sunan yasal dayanaklardır.
Sözleşmeye Aykırılık Nedeniyle Tahliye Süreci
Gürültüye neden olan kişinin bağımsız bölümde kiracı olarak ikamet etmesi halinde, hem kat malikinin (kiraya veren) hem de gürültüden zarar gören diğer komşuların başvurabileceği etkili hukuki yollar mevcuttur. Kiracının, kiraladığı taşınmazı kullanırken uyması gereken temel borçlar (TBK m.316) kapsamında düzenlenmiştir.
Türk Borçlar Kanunu'nun 316. maddesi uyarınca kiracı, kiralananı özenle kullanmak ve aynı binada yaşayan kişiler ile komşulara gerekli saygıyı göstermekle yükümlüdür. Kiracının bu yükümlülüğe aykırı davranarak sürekli gürültü yapması, yüksek sesle müzik dinlemesi veya komşuların huzurunu kaçıracak eylemlerde bulunması sözleşmeye aykırılık teşkil eder. Bu durumda kiraya veren, kiracıya en az 30 gün süre vererek bu aykırılığın giderilmesini, aksi takdirde sözleşmeyi feshedeceğini yazılı olarak ihtar edebilir. İhtara rağmen gürültünün ve saygısız davranışların devam etmesi halinde, kiraya veren kira sözleşmesini feshederek Sulh Hukuk Mahkemesi'nde tahliye davası açabilir.
Gece saatlerinde yapılan gürültülerin hukuki niteliği ve komşuluk hukukuna aykırılığı konusunda Yargıtay'ın emsal niteliğinde kararları bulunmaktadır:
"Yargıtay 18. Hukuk Dairesi'nin 2022/456 E., 2023/123 K. sayılı ilamına göre; gece saat 23:00’ten sonra yüksek sesle müzik dinlemek Kat Mülkiyeti Kanunu’na aykırı bulunmuştur."
Yargıtay'ın bu kararı, gürültünün tahammül sınırını aştığının tespiti açısından somut bir zaman dilimi ve ölçüt sunmaktadır. Saat 23:00'ten sonra yapılan ve süreklilik arz eden yüksek sesli faaliyetler, doğrudan (TBK m.316) çerçevesinde komşulara saygı gösterme borcunun ihlali olarak kabul edilmekte ve tahliye davasına güçlü bir dayanak oluşturmaktadır.
Mülkiyet Hakkının Devri ve Zorla Satış
Gürültüyü çıkaran ve uyarılara rağmen bu tutumundan vazgeçmeyen kişi dairenin doğrudan sahibi (kat maliki) ise, bu durumda kira sözleşmesinin feshi gibi bir süreç işletilemez. Ancak Kat Mülkiyeti Kanunu, diğer kat sakinlerinin yaşam hakkını ve mülkiyetten doğan huzurunu korumak amacıyla çok daha ağır bir yaptırım olan "mülkiyetin devri" müessesesini düzenlemiştir.
Kat Mülkiyeti Kanunu'nun 25. maddesi (KMK m.25) uyarınca, kat maliklerinden biri kendi bağımsız bölümünü kullanırken yükümlülüklerini ısrarla yerine getirmez ve bu durum diğer kat malikleri için "çekilmez hale gelecek derecede" bir ihlal oluşturursa, diğer kat malikleri o malikin müstakil bölüm üzerindeki mülkiyet hakkının kendilerine devredilmesini hakimden talep edebilirler. Bu dava, kat maliklerinin sayı ve arsa payı çoğunluğuyla alacakları karar doğrultusunda açılır.
Kanun, hangi durumların çekilmezlik şartını oluşturduğunu somutlaştırmıştır. (KMK m.25/b) bendi uyarınca:
- Ortak yaşam kurallarını ihlal eden ve gürültü yapan kat maliki hakkında mahkemece verilmiş bir önleme kararı olmasına rağmen, bu ihlalin ve gürültünün bir yıl boyunca sürdürülmesi durumunda çekilmezlik halinin varlığı hukuken kabul edilir.
Mahkemece verilen gürültünün önlenmesi kararına rağmen bir yıl boyunca gürültü yapmaya devam eden kat malikinin tapusu, diğer kat maliklerinin ödeyeceği rayiç bedel karşılığında ellerinden alınır ve mülkiyetin zorla devri gerçekleştirilir. Bu süreç, komşuluk hukukuna aykırı davranan ve gürültü kirliliğinde ısrar eden kişiler için Türk hukukundaki en ağır sivil yaptırımdır.
Sonuç ve Genel Değerlendirme
Toplu yaşamın sürdürüldüğü apartman ve sitelerde gürültü sorunu, bireylerin ruh ve beden sağlığını doğrudan tehdit eden bir boyuta ulaşabilmektedir. Türk hukuku, bu mağduriyetlerin giderilmesi amacıyla kademeli bir koruma mekanizması öngörmüştür. Süreç, kolluk kuvvetlerinin müdahalesi ve Kabahatler Kanunu uyarınca kesilen idari para cezaları ile başlayıp, Sulh Hukuk Mahkemesi'nde hakimin müdahalesinin istenmesine (KMK m.33) kadar uzanmaktadır. Ancak gürültünün kronikleşmesi halinde yasa koyucu, gürültücü kiracının tahliyesini (TBK m.316) ve hatta gürültücü kat malikinin dairesinin zorla satılmasını (KMK m.25) dahi mümkün kılmıştır.
Bu tür karmaşık ve mülkiyet hakkını doğrudan etkileyen davalarda hak kaybına uğramamak adına profesyonel hukuki destek alınması büyük önem taşımaktadır. 2025 Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca, gürültünün önlenmesi davaları için belirlenen asgari avukatlık ücreti en az 18.000,00 TL olup, davanın niteliğine ve tarafların durumuna göre bu miktar değişkenlik gösterebilmektedir. Huzurlu bir yaşam alanı sağlamak amacıyla yasal hakların süresinde ve usulüne uygun olarak kullanılması, komşuluk hukukunun tesisi için elzemdir.