Komşum Bahçeme Duvar Örüyor, Dava Açabilir miyim?

Komşum Bahçeme Duvar Örüyor, Dava Açabilir miyim?

Komşunuzun bahçesine ördüğü duvar nedeniyle güneşiniz mi kesildi? Ya da duvarın sizin sınırınıza taştığını mı düşünüyorsunuz? Bahçe duvarı uyuşmazlıklarında hangi kanunların geçerli olduğunu, Yargıtay'ın emsal kararlarını ve dava açma şartlarını uzman bakış açısıyla hazırladığımız bu rehberde bulabilirsiniz.

Komşuluk Hukuku ve Bahçe Duvarı Uyuşmazlıkları

Taşınmaz mülkiyeti, sahibine geniş yetkiler tanıyan bir ayni hak olsa da, bu hak sınırsız değildir. Özellikle bitişik veya yakın parsellerde yaşayan kişilerin huzur ve sükununu korumak adına hukuk sistemi "komşuluk hukuku" çerçevesinde mülkiyet hakkına belirli kısıtlamalar getirmiştir. Bahçe duvarları, sınırların belirlenmesi ve mahremiyetin sağlanması açısından temel yapılar olsa da, bu yapıların inşası ve kullanımı sıklıkla hukuki ihtilaflara konu olmaktadır.

Hukuki Dayanak ve Müdahalenin Önlenmesi

Komşuluk hukukunun temelini, mülkiyet hakkının dürüstlük kuralına uygun ve başkasına zarar vermeyecek şekilde kullanılması ilkesi oluşturur. Bu bağlamda, bahçe duvarı uyuşmazlıklarında başvurulacak temel kanun 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK)'dur. Kanunun taşınmaz mülkiyetinin içeriğini ve sınırlarını belirleyen hükümleri, komşuların birbirlerine karşı olan yükümlülüklerini net bir şekilde ortaya koyar.

TMK m. 737 uyarınca; taşınmaz maliki, mülkiyetinden doğan yetkileri kullanırken komşularını olumsuz etkileyecek her türlü taşkınlıktan kaçınmak zorundadır. Bu madde, sadece gürültü veya duman gibi fiziksel etkenleri değil, komşunun taşınmazdan yararlanma hakkını kısıtlayan yapısal müdahaleleri de kapsar. Eğer bir bahçe duvarı, komşu parselin kullanımını imkansız hale getiriyor veya mülkiyet hakkını ihlal ediyorsa, bu durum "taşkınlık" olarak nitelendirilir.

Buna ek olarak, TMK m. 738 hükmü, yapı yaparken komşu taşınmazlara zarar vermeme yükümlülüğünü düzenler. Bir malik, kendi arazisinde kazı yaparken veya duvar örerken, komşu taşınmazın toprağını sarsmamalı, tehlikeye düşürmemeli veya üzerindeki tesisleri olumsuz etkilememelidir. Bahçe duvarının statik olarak riskli inşa edilmesi veya komşu parselin zeminine müdahale etmesi bu madde kapsamında değerlendirilir.

Apartman veya site gibi toplu yaşam alanlarında ise 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu (KMK) devreye girer. KMK m. 18 uyarınca, kat malikleri gerek bağımsız bölümlerini gerekse ortak yerleri kullanırken birbirlerini rahatsız etmemek ve birbirlerinin haklarını çiğnememekle karşılıklı olarak yükümlüdürler. Bahçe duvarları genellikle "ortak alan" statüsünde olduğundan, bu alanlarda yapılacak değişikliklerin hem projeye uygun olması hem de diğer maliklerin haklarını ihlal etmemesi esastır. Hukuka aykırı bir müdahale durumunda, zarar gören taraf "müdahalenin önlenmesi" (elatmanın önlenmesi) ve eski hale getirme (kal/yıkım) davası açma hakkına sahiptir.

Güneş ve Manzaranın Kapatılması Durumu

Bahçe duvarı uyuşmazlıklarında en sık karşılaşılan sorunlardan biri, duvarın yüksekliği nedeniyle komşu taşınmazın güneş ışığının kesilmesi veya manzarasının tamamen kapatılmasıdır. Hukukumuzda, bir yapının sadece manzara kapatması her zaman hukuka aykırılık teşkil etmese de, bu durumun "katlanılabilirlik sınırlarını" aşması ve dürüstlük kuralına aykırı olması halinde yargı müdahalesi söz konusu olmaktadır.

Yargıtay, bu tür uyuşmazlıklarda duvarın yapılmasının zorunlu olup olmadığına, estetik değerine ve komşuya verdiği zararın boyutuna bakmaktadır. Eğer bir duvar, güvenlik veya teknik bir zorunluluk taşımıyor, sadece komşunun ışığını kesmek veya manzarasını kapatmak amacıyla (adeta bir "garaz" saikiyle) örülmüşse, bu durum mülkiyet hakkının kötüye kullanılması olarak kabul edilir.

Konuyla ilgili emsal niteliğindeki Yargıtay 8. Hukuk Dairesi'nin 13.05.2003 tarihli, 2002/9338 Esas ve 2003/3446 Karar sayılı ilamı şu şekildedir:

"Henüz ferdi mülkiyete geçilmemiş kooperatif evlerinde dahi zilyetlerin komşuluk hukuku kurallarından yararlanabileceği belirtilmiştir. Kararda, TMK'nın 737. maddesinde yer alan taşınmaz malikinin komşularını olumsuz etkileyecek taşkınlıklardan kaçınma yükümlülüğü ile TMK'nın 738. maddesindeki yapı yaparken komşuya zarar vermeme kuralı vurgulanmıştır. Yargıtay, statik projesi bulunmayan, manzara ve ışığı kapatan, estetikten uzak ve yapılması zorunlu olmayan duvarın kaldırılmasına yönelik yerel mahkeme kararını onamıştır."

Bu karar, bahçe duvarı uyuşmazlıklarında mahkemelerin hangi kriterleri esas aldığını açıkça göstermektedir. Kararın analizi yapıldığında şu sonuçlara varılmaktadır:

  • Zilyetlik Hakkı: Tapuda ferdi mülkiyet kurulmamış olsa bile (kooperatif aşaması gibi), taşınmazı kullananlar komşuluk hukuku hükümlerine dayanarak dava açabilirler.
  • Zorunluluk ve Estetik: Duvarın inşasında teknik bir zorunluluk (örneğin toprak kaymasını önleme) bulunmaması ve yapının estetikten uzak olması, yıkım kararı için güçlü birer nedendir.
  • Işık ve Manzara: Taşınmazın doğal ışığını kesen ve manzarasını haksız yere kapatan yapılar, TMK 737 kapsamında "taşkınlık" sayılmaktadır.

Sonuç olarak; komşunuzun ördüğü bahçe duvarı sizin yaşam kalitenizi düşürüyor, güneş ışığınızı engelliyor veya mülkünüzün değerini düşürecek şekilde manzaranızı kapatıyorsa; bu yapının statik projesinin olup olmadığı, imar mevzuatındaki yükseklik sınırlarına uyup uymadığı ve en önemlisi komşuluk hukuku ilkelerini ihlal edip etmediği titizlikle incelenmelidir. Hukuka aykırı bulunan duvarların, mahkeme kararıyla kısmen veya tamamen yıkılması (kal'i) mümkündür.

Sınıra Tecavüz (Taşkın Yapılar) ve Mülkiyet Hakları

Komşu taşınmazlar arasında fiziksel bir sınır belirleyici olarak inşa edilen bahçe duvarları, çoğu zaman mülkiyet hakkının sınırlarını belirlerken bazen de bu sınırların ihlali nedeniyle ciddi hukuki uyuşmazlıkların merkezinde yer alır. Bir taşınmaz malikinin, kendi sınırlarını aşarak komşu parsele tecavüz edecek şekilde yapı inşa etmesi, Türk Medeni Kanunu kapsamında "Taşkın Yapı" olarak adlandırılır ve bu durum mülkiyet hakkına doğrudan bir müdahale teşkil eder.

Sınırın İhlali Durumunda İzlenecek Yol

İki taşınmazı birbirinden ayıran duvar, parmaklık veya çit gibi sınırlıkların hukuki statüsü, öncelikle mülkiyetin tespiti ile belirlenir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 721. maddesi bu konuda çok net bir karine ortaya koymaktadır:

"İki taşınmazı birbirinden ayırmaya yarayan duvar, parmaklık, çit gibi sınırlıklar, aksi ispat edilmedikçe, her iki komşunun paylı malı sayılır."

Bu hüküm uyarınca, sınır üzerindeki bir duvarın sadece bir tarafa ait olduğu ispatlanamadığı sürece, her iki komşu da bu duvar üzerinde hak sahibidir. Ancak uyuşmazlıklar genellikle duvarın tam sınırda olmaması, aksine komşu parselin içine doğru inşa edilmesi durumunda patlak verir. Bir yapının (bu bir bahçe duvarı dahi olsa) bir kısmının komşu taşınmaza taşması halinde TMK m. 725 hükümleri uygulama alanı bulur.

Sınır ihlali durumunda mülkiyet hakkı saldırıya uğrayan malik, "Elatmanın Önlenmesi" (Müdahalenin Önlenmesi) ve taşan kısmın yıkılması için "Kal" davası açma hakkına sahiptir. Yargıtay uygulamalarında tecavüzün sadece yer üstünde olması gerekmez. Yargıtay 1. Hukuk Dairesi’nin 3458/6387 K. sayılı ilamında da vurgulandığı üzere; duvarın zemin altındaki temel veya pabuç kısmının komşu parsele tecavüz etmesi durumu da mülkiyet hakkına müdahale olarak kabul edilir ve bu durumda da elatmanın önlenmesine karar verilmesi gerekir.

Bu tür davalarda mahkeme, öncelikle bir fen bilirkişisi (kadastro teknisyeni veya mühendisi) aracılığıyla yerinde inceleme yaparak tecavüzün miktarını ve niteliğini belirler. Eğer tecavüz sabitse, kural olarak yıkıma karar verilir. Ancak yıkımın aşırı zarar doğuracağı veya dürüstlük kuralına aykırı olacağı istisnai durumlarda, ekonomik değerlerin korunması ilkesi gereği farklı çözümler üretilebilir.

İyiniyet ve İtiraz Süreleri

Taşkın yapı uyuşmazlıklarında, yapıyı yapanın "iyiniyetli" olup olmaması ve komşunun bu duruma zamanında itiraz edip etmediği, davanın kaderini belirleyen en kritik unsurlardır. TMK m. 725/2 uyarınca, bir yapının komşu parsele taşması durumunda, eğer zarar gören malik bu durumu öğrendiği tarihten itibaren 15 gün içinde itiraz etmemişse ve inşaatı yapan kişi de iyiniyetliyse, belirli şartlar altında yapının korunması mümkün olabilir.

Bu yasal çerçevede "Taşkın Yapı"nın korunabilmesi için şu şartların birlikte gerçekleşmesi aranır:

  • İyiniyet: Yapıyı yapan malikin, sınırı aştığını bilmemesi veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilebilecek durumda olmaması gerekir.
  • İtiraz Süresi: Komşu malikin, taşmayı öğrendiği andan itibaren 15 gün içinde itirazda bulunmamış olması şarttır. Bu süre hak düşürücü niteliktedir.
  • Durum ve Koşulların Haklı Göstermesi: Yapının yıkılmasının yaratacağı ekonomik kaybın, tecavüz edilen arazi parçasının değerinden fahiş miktarda fazla olması ve taşkın kısmın ana yapıdan ayrılmasının teknik olarak mümkün olmaması gibi durumlar göz önünde bulundurulur.

Eğer bu şartlar mevcutsa, taşkın yapıyı yapan kişi, uygun bir bedel karşılığında taşan kısmın mülkiyetinin kendisine devredilmesini veya lehine bir üst hakkı (irtifak hakkı) tanınmasını talep edebilir. Ancak, 15 cm'lik bir taşma gibi küçük ölçekli tecavüzlerde dahi, eğer yapıyı yapan kişi sınırları bile bile ihlal etmişse (kötü niyetliyse), 15 günlük itiraz süresi geçse bile komşu malik her zaman yıkım talep edebilir.

Özellikle yeni satın alınan taşınmazlarda, önceki malik tarafından yapılmış bir sınır tecavüzü fark edildiğinde, alıcının Türk Borçlar Kanunu (TBK) uyarınca "Ayıba Karşı Tekeffül" hükümleri çerçevesinde eski malike rücu etme hakkı da saklıdır. Sonuç olarak; bahçe duvarı uyuşmazlıklarında kadastral sınırların hassasiyetle belirlenmesi, hem mülkiyet hakkının korunması hem de gereksiz yıkım masraflarının önüne geçilmesi açısından hayati önem taşımaktadır.

Ortak Alan Statüsü ve Giderlerin Paylaşımı

Apartman veya site yaşamında en sık karşılaşılan hukuki ihtilaflardan biri, taşınmazı çevreleyen veya iki parseli birbirinden ayıran duvarların mülkiyet durumu ve bu yapıların bakım-onarım maliyetlerinin kimin tarafından karşılanacağıdır. Bu uyuşmazlıkların çözümü, taşınmazın tabi olduğu rejimine (Kat Mülkiyeti Kanunu veya Türk Medeni Kanunu) göre farklılık göstermekle birlikte, temel prensip bu alanların "ortak alan" kabul edilmesidir.

Bahçe Duvarlarının Bakım ve Onarım Sorumluluğu

634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu (KMK), bir ana gayrimenkulün bağımsız bölümleri dışında kalan ve ortak kullanıma veya faydalanmaya tahsis edilmiş yerlerini "ortak yerler" olarak tanımlar. Kanunun 4. maddesi uyarınca, dış cephe duvarları, avlular, bahçeler ve genel girişi çevreleyen her türlü sınırlık, aksine bir sözleşme (yönetim planı hükmü) bulunmadıkça ortak alan statüsündedir.

Bu statünün en önemli sonucu, bahçe duvarlarının inşası, boyanması, güçlendirilmesi veya yıkılıp yeniden yapılması gibi işlemlerin tek bir kat malikinin keyfiyetine bırakılamayacak olmasıdır. KMK m. 18 uyarınca, kat malikleri hem bağımsız bölümlerini hem de ortak yerleri kullanırken birbirlerini rahatsız etmemek ve dürüstlük kurallarına uymakla yükümlüdür. Bahçe duvarları üzerinde yapılacak esaslı bir tadilat veya değişiklik, kat malikleri kurulunun sayı ve arsa payı çoğunluğu ile alacağı karara bağlıdır.

Giderlerin paylaşımı noktasında ise Arsa Payı Oranı temel kriterdir. Kanun koyucu, ortak alanlara ilişkin giderlerin (bekçi kulübesi, bahçe duvarı, dış cephe boyası vb.) tüm kat malikleri tarafından, tapu kaydında belirtilen arsa payları oranında karşılanmasını zorunlu kılmıştır. Uygulamada sıkça karşılaşılan "Ben zemin katta oturmuyorum, bahçeyi kullanmıyorum, dolayısıyla bahçe duvarının masrafına katılmam" şeklindeki itirazların hukuki bir geçerliliği bulunmamaktadır. Bahçeye sadece giriş kattaki daireden erişim sağlanabiliyor olması dahi, o bahçeyi çevreleyen duvarın ortak alan niteliğini ortadan kaldırmaz.

Bu noktada giderlerin türü de önem arz eder:

  • Demirbaş Giderleri: Duvarın yıkılıp yeniden yapılması, istinat duvarı inşası gibi kalıcı ve yapısal işler "demirbaş" niteliğindedir ve bu giderlerden doğrudan kat malikleri (ev sahipleri) sorumludur.
  • Rutin Bakım Giderleri: Duvarın temizliği veya basit onarımları gibi giderler, kira sözleşmesi ve KMK hükümleri uyarınca kiracılar tarafından da karşılanabilir. Ancak esaslı onarım borcu her zaman malike aittir.

İstinat Duvarlarında Maliyet Paylaşımı

Özellikle eğimli arazilerde inşa edilen taşınmazlar için hayati önem taşıyan istinat duvarları, sadece bir sınır belirleme aracı değil, aynı zamanda can ve mal güvenliğini sağlayan statik yapılardır. İstinat duvarlarının hukuki durumu ve maliyet paylaşımı değerlendirilirken hem Kat Mülkiyeti Kanunu hem de Türk Medeni Kanunu (TMK) hükümleri birlikte dikkate alınır.

TMK m. 721 uyarınca, iki taşınmazı birbirinden ayırmaya yarayan duvar, parmaklık veya çit gibi sınırlıklar, aksi ispat edilmedikçe her iki komşunun paylı malı sayılır. Bu durum, sınırda yer alan bir istinat duvarının masraflarının sadece bir parsel malikine yüklenemeyeceği anlamına gelir. TMK m. 749 ve 750 maddeleri, arazi maliklerinin sınırlandırma giderlerine, kendi yararlanma oranları ölçüsünde katılmakla yükümlü olduklarını açıkça belirtmektedir.

Eğimli arazilerdeki uyuşmazlıklarda Yargıtay’ın yerleşik içtihatları, "hak ve nefaset" (adalet ve hakkaniyet) ilkelerini ön plana çıkarmaktadır. Bu konuda emsal teşkil eden önemli bir karar şu şekildedir:

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 23.11.2005 tarihli, 2005/1-623 Esas ve 2005/642 Karar sayılı ilamı: "Eğimli olan arazilerde, üstteki taşınmazın toprağının alttaki taşınmaza akmasını önlemek amacıyla yapılan istinat duvarının yapımı zorunlu ise, bu duvarın maliyetine her iki komşunun da yararlanma oranları gözetilerek katılması gerekir. İstinat duvarının sadece bir tarafın yararına olduğu iddia edilemez; zira üstteki malik toprağının kaymasını önlerken, alttaki malik de kendi taşınmazına yönelik tecavüzü ve zararı engellemiş olmaktadır."

Bu karar, istinat duvarı maliyetlerinin paylaşımında tarafların bu duvardan sağladığı faydanın analiz edilmesi gerektiğini vurgular. Eğer duvarın yapılması her iki parselin de güvenliği ve kullanımı için zorunluysa, mahkemece bilirkişi incelemesi yaptırılarak maliyetin taraflar arasında paylaştırılmasına hükmedilir.

Ancak unutulmamalıdır ki; bir malik, kendi taşınmazında yaptığı kazı veya dolgu çalışması nedeniyle zeminin doğal yapısını bozarak bir istinat duvarı yapılmasını zorunlu kılmışsa, bu durumda TMK m. 738 uyarınca komşusuna zarar vermeme yükümlülüğü devreye girer. Bu özel durumda, duvarın maliyetinin tamamı, zeminin dengesini bozan tarafa yüklenebilir. Sonuç olarak, istinat duvarları hem imar mevzuatı gereği ruhsata tabi yapılar hem de komşuluk hukuku gereği ortak sorumluluk alanlarıdır.

İmar Mevzuatı ve Teknik Standartlar

Taşınmazlar arasındaki sınırları belirleyen bahçe duvarları, sadece mülkiyet sınırlarını çizen fiziksel engeller değil, aynı zamanda kamu düzenini ilgilendiren ve belirli teknik standartlara tabi olan "yapı" niteliğindeki unsurlardır. Bir bahçe duvarının inşası, sadece komşuluk hukuku çerçevesinde değil, aynı zamanda 3194 sayılı İmar Kanunu ve ilgili yönetmelikler kapsamında değerlendirilmelidir. Bu mevzuat hükümleri, şehircilik ilkeleri, çevre estetiği ve can güvenliği gibi unsurları koruma altına almaktadır.

Bahçe Duvarı Yükseklik Limitleri

Bahçe duvarlarının yüksekliği, keyfi bir karara bağlı olmayıp yürürlükteki imar yönetmelikleriyle sınırlandırılmıştır. Bu konuda en temel düzenleme, Planlı Alanlar Tip İmar Yönetmeliği (PATİY) Madde 55 hükmüdür. İlgili madde uyarınca, bahçe duvarlarının yüksekliği binaların yol tarafındaki cephelerinde (ön bahçelerde) genellikle 0.50 metreyi geçemez. Bu kuralın temel amacı, sokak siluetinin korunması, yaya güvenliğinin sağlanması ve görüş açısının kapatılmamasıdır. Ancak, parselin yol seviyesinden yüksekte olması gibi teknik zorunluluklar varsa, bu yükseklik belediye encümen kararıyla kademelendirilerek artırılabilir.

Parselin yan ve arka bahçe sınırlarında ise daha geniş bir esneklik tanınmıştır. PATİY m. 55 çerçevesinde, binaların yol tarafı dışındaki sınırlarda inşa edilecek bahçe duvarlarının yüksekliği en fazla 2.00 metre olabilir. Bu sınırın üzerindeki yapılar, hem imar mevzuatına aykırılık teşkil eder hem de komşu taşınmazın güneş ışığını ve manzarasını kapatması nedeniyle Türk Medeni Kanunu kapsamında "taşkınlık" olarak nitelendirilebilir.

İmar planı bulunmayan bölgelerde ise Plansız Alanlar İmar Yönetmeliği hükümleri devreye girmektedir. Bu yönetmeliğin 20. maddesi, yerleşik alanlarda bina yüksekliklerini ve yapılaşma koşullarını belirlerken, bahçe duvarları gibi müştemilat niteliğindeki yapıların da ana yapı ile uyumlu olmasını öngörür. İlgili maddeye göre, plansız alanlarda bina yükseklikleri mevcut teşekküle göre belirlense de genel olarak 3 kat (9.50 metre) veya 2 kat (6.50 metre) ile sınırlandırılmıştır. Bahçe duvarlarının da bu genel yapılaşma estetiğine zarar vermeyecek ve komşu parselin kullanım hakkını engellemeyecek ölçülerde tutulması esastır.

Ruhsat Zorunluluğu ve İdari Yaptırımlar

Hukuki açıdan en çok yanılgıya düşülen konulardan biri, bahçe duvarlarının ruhsat gerektirmediği düşüncesidir. Oysa 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 5. maddesi, "yapı" tanımını oldukça geniş tutmuştur. Bu maddeye göre; karada ve suda, daimi veya muvakkat, resmi ve hususi yeraltı ve yerüstü inşaatı ile bunların ilave, değişiklik ve tamirlerini içine alan her türlü tesis "yapı" sayılır. Bu kapsamda, betonarme veya taş bahçe duvarları da birer yapı niteliğindedir.

Yapı niteliğinde olmasının doğal bir sonucu olarak, bahçe duvarlarının inşası ruhsata tabidir. İmar Kanunu m. 21/3 hükmü, bu konudaki istisnayı net bir şekilde belirlemiştir: Derz, iç ve dış sıva, boya, badana, oluk, dere, doğrama, döşeme ve tavan kaplamaları, elektrik ve sıhhi tesisat tamirleri ile çatı onarımı ve kiremit aktarılması gibi basit tamir ve tadilatlar ruhsata tabi değildir. Ancak sıfırdan bir bahçe duvarı inşa etmek veya mevcut duvarı temelinden itibaren yenilemek "basit tamir" kapsamına girmez ve mutlaka ilgili belediyeden veya valilikten ruhsat alınmasını gerektirir.

Ruhsatsız veya ruhsat ve eklerine aykırı olarak inşa edilen bahçe duvarları hakkında idari yaptırımlar uygulanmaktadır. Bu yaptırımlar şu şekilde özetlenebilir:

  • Yapı Tatil Zaptı: Ruhsatsız duvar tespit edildiğinde, ilgili idare tarafından mühürlenir ve inşaat durdurulur.
  • İdari Para Cezası: İmar Kanunu’nun 42. maddesi uyarınca, yapının sınıfına ve aykırılığın niteliğine göre malike para cezası kesilir.
  • Yıkım Kararı (Kal): İmar Kanunu’nun 32. maddesi gereğince, ruhsata bağlanması mümkün olmayan veya süresi içinde ruhsatlandırılmayan duvarlar hakkında belediye encümeni veya il encümeni tarafından yıkım kararı verilir.

Sonuç olarak; bir bahçe duvarı inşa edilirken sadece taşınmazın sınırlarını korumak değil, aynı zamanda PATİY m. 55’teki yükseklik sınırlarına uymak ve İmar Kanunu m. 21/3 uyarınca gerekli izinleri almak yasal bir zorunluluktur.


Genel Değerlendirme ve Özet

Komşu taşınmazlar arasında bir huzur unsuru olması gereken bahçe duvarları, yasal prosedürlere uyulmadığında karmaşık hukuki süreçlere kapı aralayabilmektedir. Makalemiz boyunca incelediğimiz üzere, bu uyuşmazlıklar üç temel sacayağı üzerine oturmaktadır: Komşuluk Hukuku (TMK), Kat Mülkiyeti Hukuku (KMK) ve İmar Mevzuatı.

Türk Medeni Kanunu uyarınca, hiçbir malik mülkiyet hakkını komşusuna zarar verecek şekilde kullanamaz; bu bağlamda ışığı kesen veya manzarayı kapatan duvarlar "taşkınlık" teşkil eder. Kat Mülkiyeti Kanunu çerçevesinde ise bahçe duvarları tüm kat maliklerinin ortak alanı olup, giderleri arsa payı oranında paylaşılmalıdır. Nihayetinde, imar mevzuatı bu yapıların teknik sınırlarını ve ruhsat şartlarını belirleyerek kamu düzenini sağlar. Bir bahçe duvarı uyuşmazlığında, duvarın hem teknik (yükseklik, ruhsat) hem de hukuki (iyiniyet, tecavüz, ortak alan) boyutları bir bütün olarak değerlendirilmelidir. Hak kaybına uğramamak adına, inşaat öncesinde imar planı notlarının incelenmesi ve komşu ile mutabık kalınması en sağlıklı yoldur. Uyuşmazlık durumunda ise profesyonel bir hukuki destekle "müdahalenin önlenmesi" veya "kal" davası yoluna gidilmelidir.

Yazar Görseli
Müellif

Av. Ali Haydar GÜLEÇ

Güleç Hukuk Bürosu'nda 9 yıldır yöneticilik ve avukatlık yapmaktadır.