Zeytinlik veya Bahçeye Komşunun Verdiği Zarar: Hukuki Çözüm

Zeytinlik veya Bahçeye Komşunun Verdiği Zarar: Hukuki Çözüm

Komşunuza ait zeytin veya başka ağaçların dalları ve kökleri bahçenize taşarak ürününüze ya da mülkünüze zarar veriyorsa, dalları kesme hakkınız var mıdır? Bu hakkı kullanırken hangi koşullara uymanız gerekir? Uyarı yapmadan dalları kesmek suç mudur? Bu yazımızda Türk Medeni Kanunu m.740 hükmü ve Yargıtay kararları ışığında zeytinlik veya bahçeye komşunun verdiği zararın hukuki çözümünü, hem ceza hem de hukuk davası boyutuyla ele alıyoruz.

Komşuya Taşan Dal ve Köklerde Mülkiyet Hakkının Sınırları

Zeytinlik, bahçe ya da bitişik tarım arazilerinde en sık karşılaşılan uyuşmazlıklardan biri, komşuya ait ağaçların dal ve köklerinin sınır aşarak diğer taşınmaza taşmasıdır. Bu tür bir taşma, güneş ışığından yararlanmayı engelleyebilir, ürün verimini düşürebilir ya da tarım makinelerinin kullanımına engel oluşturabilir. Türk hukuku, malikin taşınmazı üzerindeki egemenliğini mutlak bir hak olarak değil, komşuluk ilişkilerinin gerektirdiği sınırlar içinde kullanılabilen bir yetki olarak düzenlemiştir. Bu nedenle taşan dal ve köklere ilişkin sorunun çözümü, öncelikle mülkiyet hakkının hukuki çerçevesinin doğru anlaşılmasını gerektirir.

Malikin Mülkiyet Hakkının Hukuki Çerçevesi

Türk Medeni Kanunu, mülkiyet hakkını sınırsız bir yetki olarak tanımamış, malikin bu hakkı hukuk düzeninin çizdiği sınırlar içinde kullanabileceğini açıkça belirtmiştir. Malik, taşınmazı üzerinde dilediği gibi tasarrufta bulunabilir; ancak bu yetki, hukuk düzeninin sınırları ile bağlıdır (TMK m.683). Bu düzenleme, mülkiyet hakkının içeriğini oluşturan kullanma, yararlanma ve tasarruf yetkilerinin, komşuluk hukukunun getirdiği yükümlülüklerle sınırlandığını ortaya koyar.

Ağaç sahibi bakımından bu durum şu anlama gelir: Bir kişi kendi taşınmazında dilediği ağacı dikebilir ve yetiştirebilir. Ancak bu ağacın dalları ya da kökleri komşu taşınmaza taşarak zarar verdiğinde, malik artık mülkiyet hakkının sağladığı serbestiden söz edemez. Çünkü mülkiyet hakkı, komşunun taşınmazına zarar verecek şekilde kullanıldığı noktada sınırına ulaşır. Bu ilke, komşuluk hukukunun temel mantığını oluşturur: Herkes taşınmazından doğan yetkilerini kullanırken komşularını olumsuz etkileyecek davranışlardan kaçınmakla yükümlüdür.

Bu çerçevede mülkiyet hakkının sınırlanmasının iki yönü bulunur:

  • Ağaç sahibi yönünden: Dallarının ve köklerinin komşu taşınmaza taşmasına engel olmak, gerektiğinde bunları kaldırmakla yükümlüdür.
  • Zarar gören komşu yönünden: Kendi taşınmazına taşan unsurlara karşı, kanunun öngördüğü koşullar dahilinde müdahale hakkı doğar.

Dolayısıyla taşan dal ve kökler meselesi, iki komşunun mülkiyet hakkının karşı karşıya geldiği bir denge sorunudur. Kanun koyucu bu dengeyi, zarar gören komşuya belirli koşullarla müdahale imkânı tanıyarak kurmuştur.

Taşan Dal ve Kökleri Kesme Hakkının Doğuşu

Zarar gören komşunun taşan unsurlara müdahale yetkisi, doğrudan ve koşulsuz bir hak değildir. Bu yetkinin sınırları ve doğuş anı, kanunda ayrıntılı biçimde düzenlenmiştir. Komşunun mülküne taşarak zarar veren dallar ve kökler, zarar gören malikin istemi üzerine uygun bir süre içinde kaldırılmazsa, zarar gören tarafından kesilebilir ve kesilen dal ve kökler kendi mülkiyetine geçirilebilir (TMK m.740).

Bu hükümden çıkan sonuçları şu şekilde sıralamak mümkündür:

  • Kesme hakkının doğması için taşan dal ve köklerin fiilen zarar veriyor olması gerekir. Salt sınır aşımı değil, zarar unsuru aranır.
  • Zarar gören malik, öncelikle ağaç sahibinden taşan unsurların kaldırılmasını istemek durumundadır.
  • Ağaç sahibine, taşan dal ve kökleri kaldırması için uygun bir süre tanınması gerekir.
  • Bu süre içinde ağaç sahibi taşan unsurları kaldırmazsa, ancak o zaman zarar gören malik bunları bizzat kesme ve kendi mülkiyetine geçirme hakkını kazanır.

Görüldüğü üzere TMK m.740, zarar gören komşuya doğrudan kesme yetkisi vermemekte; bu yetkinin doğumunu istem, uygun süre ve süre içinde kaldırılmama koşullarına bağlamaktadır. Bu yönüyle hüküm, hem zarar gören komşunun menfaatini korur hem de ağaç sahibine sorunu kendiliğinden gidermesi için makul bir fırsat tanır.

Bu ön koşulların taşıdığı önem yalnızca özel hukuk ilişkisiyle sınırlı değildir. Zira ön koşullar yerine getirilmeden yapılan bir kesim, hem hukuka aykırı bir müdahale niteliği taşıyabilir hem de ceza hukuku bakımından mala zarar verme suçu gündeme gelebilir. Bu nedenle uyarı ve uygun süre tanınması şartlarının hangi kapsamda ve nasıl yerine getirileceği, uygulamada belirleyici öneme sahiptir ve izleyen bölümde ayrıntılı olarak ele alınacaktır.

Dal Kesme Hakkının Ön Koşulları: Uyarı ve Uygun Süre

Komşuya ait ağaçların dal ve köklerinin bahçe, zeytinlik veya bitişik araziye taşarak zarar vermesi durumunda, zarar gören malikin doğrudan bu dalları kesme yetkisi bulunmamaktadır. Türk Medeni Kanunu m.740, taşan dal ve kökleri kesme hakkını mutlak ve kayıtsız bir yetki olarak değil, iki temel ön koşula bağlanmış sınırlı bir hak olarak düzenlemektedir. Bu ön koşullar yerine getirilmeden gerçekleştirilen kesim, hukuk düzeni tarafından korunmadığı gibi ceza hukuku bakımından da sorumluluk doğurabilir.

TMK m.740 hükmüne göre, başkasının mülküne taşarak zarar veren dal ve kökler, zarar gören mülk sahibinin istemi üzerine uygun bir süre içinde kaldırılmadığı takdirde, zarar gören tarafından kesilebilir ve kendi mülkiyetine geçirilebilir. Bu düzenlemedeki kilit ifadeler "istem" ve "uygun süre"dir. Dolayısıyla dal kesme hakkının kullanılabilmesi için önce ağaç sahibine bir istemde bulunulması, ardından bu isteme cevap verilmesi için makul bir zaman tanınması zorunludur.

Önceden Uyarı Zorunluluğu

Dal kesme hakkının doğması için ilk ve vazgeçilmez koşul, ağaç sahibine önceden uyarıda bulunulmasıdır. Zarar gören malik, taşan dal ve köklerin kendisine zarar verdiğini ve bunların kaldırılmasını ağaç sahibinden talep etmelidir. Bu talep, TMK m.740'ta ifade edilen "istem" unsurunu oluşturur ve dal kesme hakkının kullanılabilmesinin ön şartıdır.

Uyarı koşulunun gerçekleşmemesi halinde, zarar gören malik henüz herhangi bir kesim yetkisine sahip değildir. Yargıtay, bu ilkeyi ceza yargılamasına yansıyan bir uyuşmazlıkta açıkça ortaya koymuştur:

Yargıtay 9. Ceza Dairesi'nin 2011/9814 Esas ve 2012/5939 Karar sayılı kararında; sanık ile katılanın bitişik arazilerde komşu olduğu, katılana ait ağacın dallarının sanığın bahçesine taşarak slaj makinesinin kullanılmasına engel olduğu sabit görülmüş, ancak sanığın taşan dalların kaldırılması hususunda katılana önceden herhangi bir uyarıda bulunmadığı ve katılana uygun süre tanınmadığı tespit edilmiştir. Bu nedenle TMK m.740'ta öngörülen ön koşullar gerçekleşmediğinden sanığın dalları kesme hakkının henüz doğmadığı belirlenmiştir.

Bu karar, uyarı koşulunun şeklî bir usul kuralı değil, hakkın doğumunu belirleyen esaslı bir şart olduğunu göstermektedir. Katılanın ağaç dalları fiilen zarar veriyor olsa dahi, sanığın önceden uyarı yapmamış olması, dal kesme hakkının doğmasını engellemiştir. Zarar gören malik ağaç sahibini bilgilendirmeden ve kaldırma talebinde bulunmadan harekete geçemez; aksi halde hakkı henüz doğmamış sayılır.

Uyarının ispatı bakımından, ağaç sahibine yapılan talebin yazılı olarak, ispat edilebilir bir yöntemle iletilmesi büyük önem taşır. İhtarname gönderilmesi, taşan dalların ve verdiği zararın belgelenmesi, ileride çıkabilecek uyuşmazlıklarda zarar gören malikin hukuki durumunu güçlendirir.

Uygun Süre Tanınması Şartı

Uyarı koşulunun tamamlanmasının ardından ikinci zorunlu koşul, ağaç sahibine uygun bir sürenin tanınmasıdır. TMK m.740, taşan dal ve köklerin "uygun bir süre içinde" kaldırılmaması halinde kesim hakkının doğacağını öngörmektedir. Bu düzenleme, ağaç sahibine kendi mülkü üzerindeki müdahaleyi bizzat gerçekleştirme imkânı tanımayı amaçlar.

Uygun sürenin ne kadar olacağı, somut olayın koşullarına göre belirlenir. Bu değerlendirmede:

  • Ağacın türü ve dal/kök yapısı
  • Kesim veya budama işleminin niteliği ve zorluğu
  • Zararın aciliyeti ve büyüklüğü
  • Mevsim koşulları ve teknik olanaklar

gibi unsurlar dikkate alınır. Örneğin geniş ve köklü bir ağacın dallarının kaldırılması için tanınacak süre ile küçük bir bitkinin taşan dalları için tanınacak süre aynı olmayacaktır.

Yargıtay 9. Ceza Dairesi'nin yukarıda anılan 2011/9814 Esas sayılı kararında, sanığın yalnızca uyarı yapmamış olmakla kalmayıp katılana uygun süre de tanımadığı ayrıca vurgulanmıştır. Bu iki koşulun birlikte gerçekleşmemesi, dal kesme hakkının doğmadığı sonucuna götürmüştür. Nitekim uyarı yapılmış olsa dahi, ağaç sahibine dalları kaldırması için makul bir zaman verilmeden gerçekleştirilen kesim, TMK m.740'a uygun bir hak kullanımı sayılamaz.

Bu iki ön koşulun kümülatif niteliği, dal kesme hakkının istisnaî ve son çare olarak kullanılabilecek bir yetki olduğunu ortaya koymaktadır. Kanun koyucu, komşuluk ilişkilerinin barışçıl yollarla çözülmesini önceleyerek, zarar gören malikin doğrudan kendi eliyle müdahalede bulunmasını değil, önce karşı tarafa sorunu gidermesi için fırsat tanımasını esas almıştır. Bu ön koşullar gerçekleşmeden yapılan kesimin ceza ve hukuk boyutundaki sonuçları ise ayrı bir değerlendirmeyi gerektirir.

Ceza Hukuku Boyutu: Mala Zarar Verme Suçu ve Hukuka Uygunluk

Komşuya taşan dal ve köklerin kesilmesi, yalnızca özel hukuk bağlamında değerlendirilen bir mesele değildir. Zarar gören malikin kendi eliyle giderim yoluna gitmesi, çoğu zaman mala zarar verme suçunu gündeme getirir. Türk Ceza Kanunu, başkasının taşınır veya taşınmaz malını kısmen ya da tamamen yıkma, tahrip etme, yok etme, bozma, kullanılamaz hale getirme veya kirletme fiillerini mala zarar verme suçu olarak cezalandırmaktadır (TCK m.151-152). Komşuya ait bir zeytin ya da ardıç ağacının dallarının kesilmesi eylemi, kural olarak bu suçun maddi unsurunu oluşturabilecek niteliktedir.

Ancak medeni hukukun tanıdığı bir hakkın kullanımı ile ceza hukukunun koruduğu mülkiyet menfaati burada kesişir. Bu kesişim noktasında belirleyici olan, malikin TMK m.740'ta öngörülen ön koşulları yerine getirip getirmediğidir. Zira bu koşullar, dal kesme eyleminin bir suç mu yoksa hukuka uygun bir hak kullanımı mı olduğunu tayin eder.

Ön Koşul Gerçekleşmeden Kesim ve Zorunluluk Hali

Zarar gören malik, taşan dalları kesmeden önce ağaç sahibine uyarıda bulunmamış ve ona uygun bir süre tanımamışsa, TMK m.740'ta düzenlenen dal kesme hakkı henüz doğmamış sayılır. Bu durumda malikin dalları kesmesi, kanunun kendisine tanıdığı bir yetkinin kullanımı olarak nitelendirilemez.

Yargıtay 9. Ceza Dairesi'nin 2011/9814 Esas ve 2012/5939 Karar sayılı kararı bu meseleyi somutlaştırmaktadır. Kararda, sanığın taşan dalların kaldırılması hususunda katılana önceden herhangi bir uyarıda bulunmadığı ve katılana uygun süre tanınmadığı tespit edilmiştir. Bu tespit, doğrudan ceza hukuku sonuçları doğurmaktadır:

  • TMK m.740'ta öngörülen ön koşullar gerçekleşmediğinden, sanığın dalları kesme hakkı henüz doğmamıştır.
  • Hak henüz doğmadığı için, hakkın kullanılmasından ve dolayısıyla hukuka uygunluk halinin varlığından söz edilemez.
  • Bu nedenle CMK m.223/2-d uyarınca hukuka uygunluk nedenine dayalı beraat kararı verilmesi mümkün değildir.

Bu noktada Daire önemli bir ayrım yapmıştır. Sanığın eylemi, hukuka uygunluk nedeni oluşturmasa da, somut koşullar altında zorunluluk hali kapsamında değerlendirilmiştir. Somut olayda katılana ait ağacın dallarının sanığın bahçesine taşarak slaj makinesinin kullanılmasına engel olduğu sabit görülmüştür. Daire, bu nedenle sanığın eyleminin zorunluluk hali çerçevesinde ele alınması ve ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerektiğini belirtmiştir.

Kararın pratik sonucu şudur: Yerel mahkemenin hukuka uygunluk sebebine dayalı olarak verdiği ceza verilmesine yer olmadığı kararı, sonucu itibarıyla doğru bulunmuş, ancak gerekçedeki bu isabetsizlik bozma nedeni yapılmamıştır. Hüküm 09.05.2012 tarihinde oybirliğiyle onanmıştır. Böylece Yargıtay, ön koşul yerine getirilmeden yapılan kesimde dahi failin cezalandırılmaması sonucuna zorunluluk hali üzerinden ulaşılabileceğini ortaya koymuştur.

Uyarı Yapıldığında Suçun Unsurlarının Oluşmaması

Ön koşulların gerçekleşmesi halinde tablo tamamen değişir. Malik, ağaç sahibine gerçekten uyarıda bulunmuş ve tedbir alması için uygun bir süre tanımışsa, dal kesme hakkı doğmuş demektir. Bu halde eylem, hak kullanımı niteliği kazandığından mala zarar verme suçunun unsurları oluşmaz.

Yargıtay 9. Ceza Dairesi'nin 2012/33 Esas ve 2012/12011 Karar sayılı kararı, tam da bu ihtimali karşılamaktadır. Olayda sanık ile katılan bitişik arazilerde komşudur; katılana ait zeytin ağaçlarının dalları sanığa ait nar ağaçlarına zarar vermektedir. Kritik olan husus, sanığın uzun süre katılanı bu konuda uyarmasına rağmen katılanın herhangi bir tedbir almamış olmasıdır. Sanığın aksi sabit olmayan savunması ve dosya kapsamı bu durumu doğrulamaktadır.

Daire, bir önceki kararda uygulanan aynı yorumu benimseyerek, bu kez uyarı koşulunun ve uygun süre bekleme şartının gerçekleştiğini tespit etmiştir. Ön koşullar sağlandığından, sanığın dal kesme eylemi hukuka uygun bir hak kullanımı olmuş; dolayısıyla mala zarar verme suçunun unsurları oluşmamıştır. Bu nedenle Daire, unsurları oluşmayan suçtan beraat kararı verilmesi gerekirken mahkumiyet hükmü kurulmasını hukuka aykırı bularak hükmü 02.11.2012 tarihinde oybirliğiyle bozmuştur.

Bu iki karar birlikte okunduğunda ceza hukuku boyutunda net bir ölçüt belirir:

  • Uyarı ve uygun süre yoksa: Dal kesme hakkı doğmamıştır; hukuka uygunluk nedeni işlemez, ancak somut koşullar zorunluluk halini karşılıyorsa ceza verilmesine yer olmadığına hükmedilebilir.
  • Uyarı yapılmış ve uygun süre tanınmışsa: Hak doğmuştur; eylem hukuka uygun sayılır ve suçun unsurları oluşmadığından beraat kararı verilir.

Görüldüğü üzere komşuya taşan dalların kesilmesinde failin ceza hukuku bakımından akıbetini belirleyen tek etken, kesim eyleminden önce TMK m.740'taki uyarı ve süre koşullarının yerine getirilip getirilmediğidir. Bu koşulları ispat edebilen malik beraat ederken, koşulları atlayan malik ancak zorunluluk halinin varlığı ölçüsünde ceza tehdidinden kurtulabilir.

Hukuk Davası Yolu: Komşuluk Hukukuna Aykırı Davranışın Giderilmesi

Komşuya ait ağaç dallarının veya köklerinin taşarak zarar vermesi durumunda, malikin başvurabileceği yollardan biri de hukuk davası açmaktır. Ceza yargılamasından farklı olarak, komşuluk hukukuna aykırı davranışın giderilmesi davası, zararın önlenmesini ve mülkiyet hakkının eski hale getirilmesini amaçlar. Bu davada mahkeme, davacının talebi çerçevesinde bir karar vermek durumundadır. Ancak uygulamada mahkemelerin talebi aşan veya infaza elverişli olmayan hükümler kurması, Yargıtay incelemesinde bozma nedeni oluşturmaktadır.

Taleple Bağlılık İlkesi ve İnfaza Elverişli Hüküm

Hukuk yargılamasının temel ilkelerinden biri taleple bağlılık ilkesidir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 26. maddesi (HMK m.26) uyarınca hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Bu ilke, komşuluk hukukuna aykırı davranışın giderilmesi davalarında da doğrudan uygulama alanı bulmaktadır.

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi'nin 2011/9224 Esas ve 2011/11483 Karar sayılı, 04.10.2011 tarihli kararında bu ilke açıkça vurgulanmıştır. Söz konusu davada davacı, davalıya ait 16 adet ardıç ağacının dal ve yapraklarının kendi parselini kirlettiğini ve güneş ışığından yararlanmayı engellediğini ileri sürmüştür. Yerel mahkeme, ağaçların sökülerek ortak sınırdan en az 1,5 metre içeriye dikilmesine karar vermiştir. Ancak Yargıtay, davacının dava dilekçesinde yalnızca ağaç ve dalların kesilmesini talep ettiğini, dolayısıyla mahkemenin talebi aşan bir hüküm kuramayacağını belirterek kararı bozmuştur.

Bu karar, komşuluk uyuşmazlıklarında mahkemenin iki temel kurala uyması gerektiğini ortaya koymaktadır:

  • Taleple bağlı kalma: Mahkeme, davacının dilekçesinde belirttiği talebin dışına çıkamaz. Dalların kesilmesi istenmişken ağacın kökten sökülmesine karar verilemez.
  • İnfaza elverişli hüküm kurma: Verilen karar, uygulanabilir ve icraya konu edilebilir nitelikte olmalıdır. Somut olayda Yargıtay, yalnızca güneş ışığından yararlanmayı engelleyen dalların kesilmesine hükmedilmesi ve infaza elverişli bir hüküm kurulması gerektiğine işaret etmiştir.

Bu iki kuralın birlikte değerlendirilmesi, davacının dava dilekçesini hazırlarken talebini net ve somut biçimde ortaya koymasının hayati önem taşıdığını göstermektedir. Zira talep dar tutulduğunda mahkeme daha kapsamlı bir çözüme hükmedememektedir.

Dalların Kesilmesi ile Ağacın Sökülmesi Ayrımı

Komşuluk hukukuna aykırı davranışın giderilmesi davalarında sıklıkla karşılaşılan bir sorun, dalların kesilmesi talebi ile ağacın kökünden sökülmesi talebinin karıştırılmasıdır. Bu ikisi hem hukuki sonuçları hem de mülkiyet hakkına müdahalenin ağırlığı bakımından farklı niteliktedir.

  • Dalların kesilmesi, komşunun mülküne taşan kısımların uzaklaştırılmasına yönelik, ölçülü ve sınırlı bir müdahaledir. Bu talep, zararı doğuran taşkın kısmın giderilmesini sağlar ve ağacın varlığını sona erdirmez.
  • Ağacın sökülüp yeniden dikilmesi ise ağacın tümüyle bulunduğu yerden kaldırılmasını gerektiren, çok daha ağır bir sonuçtur. Bu tür bir hüküm ancak davacının açıkça bu yönde bir talepte bulunması halinde kurulabilir.

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi'nin anılan kararında bu ayrım belirleyici olmuştur. Davacı sadece dalların kesilmesini istediği halde, yerel mahkemenin ağaçların sökülmesine ve sınırdan içeriye yeniden dikilmesine karar vermesi, HMK m.26'da düzenlenen taleple bağlılık ilkesine aykırı bulunmuştur. Karar 04.10.2011 tarihinde oybirliğiyle bozulmuştur.

Bu ayrımın pratik sonucu şudur: Zarar gören malik, talebini yaşadığı somut zarara uygun biçimde belirlemelidir. Yalnızca güneş ışığından yararlanmayı engelleyen veya parseli kirleten dallar söz konusuysa, dalların kesilmesi talebi yeterli ve orantılı bir çözümdür. Ağacın kökten kaldırılmasını gerektirecek düzeyde bir zarar iddia ediliyorsa, bunun dilekçede açıkça talep edilmesi ve gerekçelendirilmesi gerekir.

Sonuç ve Genel Değerlendirme

Zeytinlik, bahçe veya bitişik arazilerde komşuya ait ağaçların dal ve köklerinin taşması nedeniyle ortaya çıkan uyuşmazlıklar, hem Türk Medeni Kanunu hem de Türk Ceza Kanunu ekseninde çözülmektedir. Bu makalede ele alınan üç Yargıtay kararı, meselenin bütünsel çerçevesini ortaya koymaktadır.

Öncelikle, TMK m.740 uyarınca komşunun mülküne taşan dal ve köklerin kesilebilmesi için mutlaka ağaç sahibine önceden uyarıda bulunulması ve uygun bir süre tanınması zorunludur. Bu ön koşullar yerine getirilmeden yapılan kesim, ceza hukuku bakımından hukuka uygunluk nedeni oluşturmaz; ancak somut koşullara göre zorunluluk hali kapsamında değerlendirilebilir. Uyarı ve uygun süre koşulları gerçekleştiğinde ise mala zarar verme suçunun (TCK m.151-152) unsurları oluşmaz ve beraat kararı verilmesi gerekir.

Hukuk davası yolunda ise davacının, HMK m.26'daki taleple bağlılık ilkesi nedeniyle talebini net biçimde belirlemesi ve mahkemenin infaza elverişli bir hüküm kurması esastır. Dolayısıyla komşusundan kaynaklanan bir zararla karşılaşan malikin, hakkını kullanmadan önce yasal ön koşulları yerine getirmesi ve hukuki yolu somut zararına uygun biçimde seçmesi, hem cezai sorumluluktan korunması hem de etkili bir sonuç elde etmesi bakımından belirleyicidir.

Yazar Görseli
Müellif

Av. Ali Haydar GÜLEÇ

Güleç Hukuk Bürosu'nda 9 yıldır yöneticilik ve avukatlık yapmaktadır.