Nişanlılık Döneminde Verilen Takıların İadesi

Nişanlılık Döneminde Verilen Takıların İadesi

Nişanın bozulması durumunda takılan takıların ve verilen hediyelerin hukuki durumu, taraflar arasında en sık yaşanan uyuşmazlıklardan biridir. Türk Medeni Kanunu ve Yargıtay'ın güncel kararları ışığında hazırladığımız bu rehberde; hangi hediyelerin iade edilebileceğini, zamanaşımı sürelerini, görevli mahkemeleri ve ispat yöntemlerini detaylıca ele alıyoruz.

Nişan Hediyelerinin İadesinde Temel Hukuki Dayanaklar

Türk hukuk sisteminde nişanlanma, sadece sosyal bir merasim değil, taraflar arasında hukuki sonuçlar doğuran bir aile hukuku sözleşmesidir. Nişanın bozulması, taraflar üzerinde duygusal etkiler bırakmasının yanı sıra, nişanlılık sürecinde tarafların birbirlerine veya ailelerin diğer tarafa verdiği hediyelerin akıbeti konusunda da ciddi hukuki uyuşmazlıklara yol açabilmektedir. Bu uyuşmazlıkların çözümünde temel hareket noktası, Türk Medeni Kanunu’nun ilgili maddeleri ve bu maddeleri yorumlayan Yargıtay içtihatlarıdır. Nişan hediyelerinin iadesi süreci, rastgele bir talep değil, kanunla sınırları çizilmiş belirli şartlara ve usul kurallarına tabi bir dava türüdür.

Hediye İadesinin Şartları

Nişanlılık sürecinde verilen hediyelerin geri istenebilmesi için öncelikle ortada hukuken geçerli bir nişanlılık ilişkisinin bulunması gerekir. TMK m. 118 uyarınca nişanlanma, karşılıklı evlenme vaadiyle gerçekleşen bir hukuki işlemdir. Bu vaat, tarafların evlenme iradelerini karşılıklı olarak açıklamalarıyla kurulur ve herhangi bir resmi şekil şartına (noter huzurunda yapılması gibi) bağlı değildir. Ancak bu hukuki bağın kopması, yani nişanlılığın evlenme dışındaki bir sebeple sona ermesi durumunda, TMK m. 122 hükümleri devreye girer.

TMK m. 122'ye göre; nişanlılık evlenme dışındaki bir sebeple sona ererse, nişanlıların birbirlerine veya ana ve babanın ya da onlar gibi davrananların, diğer nişanlıya vermiş oldukları alışılmışın dışındaki hediyeler, verenler tarafından geri istenebilir. Bu madde kapsamında iade talebinin kabul edilebilmesi için şu temel şartların bir arada bulunması aranır:

  • Nişanın Evlenme Dışında Bir Sebeple Sona Ermesi: Nişanlılık; taraflardan birinin vazgeçmesi, karşılıklı anlaşma, taraflardan birinin ölümü veya evlenmenin imkansız hale gelmesi gibi sebeplerle sona ermiş olmalıdır. Eğer nişanlılık evlilikle sonuçlanmışsa, artık bu madde hükümlerine dayanarak hediye iadesi talep edilemez.
  • Hediyenin Nişanlılık Dolayısıyla Verilmiş Olması: Söz konusu eşya veya değerlerin, taraflar arasındaki nişanlılık bağının bir gereği olarak veya evlilik hazırlığı kapsamında sunulmuş olması şarttır. Nişanlılık öncesi veya nişanlılıktan bağımsız olarak verilen hediyeler bu kapsamda değerlendirilmez.
  • Hediyenin "Alışılmışın Dışında" (Mutat Dışı) Olması: Kanun koyucu, her türlü hediyenin iadesini öngörmemiştir. Günlük kullanım eşyaları, giymekle veya kullanmakla eskiyen kıyafetler, parfüm, çiçek veya çikolata gibi ekonomik değeri nispeten düşük ve sarf edilen eşyalar "alışılmış (mutat) hediye" kabul edilir ve iadesi istenemez. Buna karşın altın takılar, ziynet eşyaları, taşınmaz tapuları veya araç gibi maddi değeri yüksek olan varlıklar "alışılmışın dışındaki hediyeler" kategorisine girer. Bir hediyenin mutat olup olmadığı belirlenirken tarafların sosyal ve ekonomik durumları, yerel adetler ve günün ekonomik koşulları dikkate alınır.
  • Kusur Şartının Aranmaması: Nişan hediyelerinin iadesi davasında, nişanın bozulmasında kimin kusurlu olduğu kural olarak önem taşımaz. Nişanı haksız yere bozan taraf dahi, karşı tarafa verdiği alışılmışın dışındaki hediyeleri geri isteyebilir. Kusur durumu, hediye iadesinde değil; maddi ve manevi tazminat taleplerinde belirleyici bir unsurdur.

Eğer hediye aynen mevcutsa aynen iadesi; eğer elden çıkarılmış, bozdurulmuş veya harcanmışsa sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca mislen veya nakden bedelinin iadesi talep edilir.

Görevli ve Yetkili Mahkeme

Nişanlılığın sona ermesinden kaynaklanan uyuşmazlıklar, Türk hukukunda aile hukukunun bir parçası olarak kabul edilmiştir. Bu nedenle, nişan hediyelerinin iadesi davasında görevli mahkeme, 4787 Sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun uyarınca Aile Mahkemeleridir. Aile mahkemesinin bulunmadığı yerlerde ise bu davalar, Asliye Hukuk Mahkemeleri tarafından "Aile Mahkemesi Sıfatıyla" görülür.

Görev hususu kamu düzenine ilişkindir ve davanın her aşamasında mahkemece kendiliğinden (re'sen) dikkate alınır. Örneğin, taraflar arasında resmi bir nişanlılık ilişkisi yoksa veya taraflardan biri nişan tarihinde evli olduğu için hukuken geçerli bir nişanlılık kurulmamışsa, dava aile hukuku kapsamında değerlendirilmez ve genel mahkemeler olan Asliye Hukuk Mahkemelerinde görülür.

Yetkili mahkeme konusunda ise Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) m. 6'da yer alan genel yetki kuralı geçerlidir. Buna göre; nişan hediyelerinin iadesi davası, davalının yerleşim yeri mahkemesinde açılmalıdır. Tarafların bu konuda bir yetki sözleşmesi yapmaları mümkün olsa da, uygulamada genellikle davalının ikametgahının bulunduğu yerdeki Aile Mahkemesi yetkili kılınmaktadır.

Son olarak, bu davaların açılabilmesi için kanun koyucu kısa bir hak düşürücü süre öngörmüştür. TMK m. 123 uyarınca, nişanlılığın sona ermesinden doğan dava hakları, nişanın sona ermesinin üzerinden bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. Bu süre, nişanın bozulduğu veya sona erdiğinin kesinleştiği tarihten itibaren işlemeye başlar. Dolayısıyla, hediye iadesi talebinde bulunacak olan tarafın, bu bir yıllık süreyi geçirmeden hukuki süreci başlatması hak kaybına uğramaması açısından kritik önem arz eder.

Alışılmış (Mutat) ve Alışılmışın Dışında (Mutat Dışı) Hediyeler

Türk Medeni Kanunu’nun 122. maddesi, nişanlılığın evlenme dışındaki bir sebeple sona ermesi durumunda hediyelerin iadesini düzenlerken "alışılmışın dışındaki hediyeler" ifadesini kullanarak temel bir ayrım yapmıştır. Bu ayrım, hangi eşyaların geri verileceği, hangilerinin ise karşı tarafta kalacağı hususunda belirleyici unsurdur. Hukuk literatüründe ve Yargıtay uygulamalarında bu kavramlar "mutat" (alışılmış) ve "mutat dışı" (alışılmışın dışında) olarak adlandırılmaktadır. Bir hediyenin hangi kategoriye gireceği belirlenirken, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, yerel adetler ve hediyenin maddi değeri bir bütün olarak değerlendirilir.

Yargıtay'ın Hediye Ayrımı

Yargıtay yerleşik içtihatlarında, nişanlılık sürecinde tarafların birbirlerine verdikleri her türlü ekonomik değerin iadesine imkan tanımamaktadır. İadenin temel şartı, hediyenin "alışılmışın dışında" bir değere sahip olmasıdır. Alışılmış (mutat) hediyeler, genellikle nişanlıların birbirlerine bağlılıklarını göstermek amacıyla verdikleri, maddi değeri tarafların mali gücüyle orantılı ve kullanıldığında eskiyen ya da tüketilen eşyalardır.

Bu noktada Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin verdiği kararlar yol gösterici niteliktedir:

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 2016/13448 E., 2018/1362 K. sayılı ilamı uyarınca; giymekle ve kullanmakla eskiyen veya tüketilen eşyaların (kıyafet, parfüm, ayakkabı vb.) iadesine karar verilemez.

Bu karar, nişanlılık süresince yapılan gündelik harcamaların ve sarf malzemesi niteliğindeki hediyelerin iade kapsamı dışında olduğunu net bir şekilde ortaya koymaktadır. Hukuki açıdan bu tür eşyalar "mutat hediye" olarak kabul edilir ve nişan bozulsa dahi geri istenemez.

Buna karşın, maddi değeri yüksek olan ve tarafların mal varlığında belirgin bir artış veya azalışa neden olan varlıklar "mutat dışı" olarak değerlendirilir. Altın takılar, pırlantalar, taşınmazlar veya araçlar bu kapsama girer. Yargıtay, ziynet eşyaları konusunda oldukça katı bir tutum sergileyerek, bunların kural olarak mutat dışı olduğunu kabul etmektedir.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 2018/3648 E., 2019/3681 K. sayılı kararına göre; nişan yüzüğü dışındaki tüm altın ve ziynet eşyaları mutat dışı hediye kabul edilerek iadesi gerekmektedir.

Söz konusu karar, ziynet eşyalarının (bilezikler, kolyeler, tam altınlar vb.) ekonomik değerinin yüksekliği sebebiyle, tarafların mali durumundan bağımsız olarak iadeye tabi olduğunu vurgular. Bu durum, nişanlılığın sona ermesiyle birlikte taraflar arasındaki ekonomik dengenin korunmasını amaçlar.

Öte yandan, nişanlılık süreciyle bağlantılı gibi görünen ancak hukuka veya ahlaka aykırı olan bazı ödemeler "hediye" statüsünde değerlendirilmez. Özellikle Anadolu'nun bazı bölgelerinde devam eden "başlık parası" uygulaması bu kapsamdadır:

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 24.05.2016 T., 2015/13389 E. sayılı kararında; başlık parası adı altında yapılan ödemelerin ahlaka aykırı bir amaç taşıdığı, bu nedenle Türk Borçlar Kanunu çerçevesinde geri istenemeyeceği hükme bağlanmıştır.

Analiz edildiğinde; başlık parası gibi ödemelerin bir "evlenme vaadi karşılığı" yapılan ancak yasal dayanağı olmayan işlemler olduğu görülmektedir. Bu tür ödemeler, TMK 122 kapsamında bir "nişan hediyesi" olarak değil, ahlaka aykırı bir edim olarak görüldüğü için iade davasına konu edilemez.

Nişan Yüzüğünün Hukuki Durumu

Nişanlılık kurumunun en sembolik öğesi olan nişan yüzüğü, iade davalarında en çok tartışılan konulardan biridir. Diğer altın ve pırlanta takılar "mutat dışı" sayılarak iade edilirken, nişan yüzüğü için farklı bir hukuki rejim uygulanmaktadır. Yargıtay, nişan yüzüğünü nişanlılık akdinin bir gereği ve simgesi olarak kabul ederek, onu "alışılmış hediye" kategorisine dahil etmiştir.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 2014/18045 E., 2015/4348 K. sayılı emsal kararında; nişan yüzüğünün "mutat" (alışılmış) hediye olduğu ve bu nedenle iadesinin talep edilemeyeceği açıkça hüküm altına alınmıştır.

Bu kararın temelinde yatan mantık, nişan yüzüğünün maddi değerinden ziyade manevi ve simgesel değerinin ön planda olmasıdır. Nişanlanma eyleminin doğal bir sonucu olarak görülen yüzük, tarafların birbirlerine sunduğu "olağan" bir sembol kabul edilir. Ancak burada dikkat edilmesi gereken husus, "yüzük" kavramının sınırlarıdır. Eğer söz konusu olan, nişan töreninde takılan simgesel bir alyans değil de, yatırım amaçlı alınan veya fahiş fiyatlı bir mücevher ise mahkeme somut olayın özelliklerine göre farklı bir takdir yetkisi kullanabilir. Yine de yerleşik içtihat, standart nişan yüzüklerinin iade edilemeyeceği yönündedir.

Özetle, nişan hediyelerinin iadesi davasında mahkeme şu kriterleri göz önünde bulundurur:

  • Hediyenin Niteliği: Kullanılmakla tükenen bir eşya mı yoksa kalıcı bir mal varlığı değeri mi?
  • Ekonomik Değer: Tarafların sosyal ve mali durumuna göre hediyenin değeri fahiş mi?
  • Yerel Adetler: Bölgesel olarak bu tür bir hediyenin verilmesi "olağan" karşılanıyor mu?

Bu kriterler ışığında, giyim kuşam ve nişan yüzüğü gibi "mutat" sayılan kalemler dışındaki tüm değerli ziynetler ve varlıklar, TMK 122 uyarınca aynen, mevcut değilse mislen veya bedelen iade edilmek zorundadır.

Tazminat Hakları ve Zamanaşımı Süreleri

Nişanlılığın sona ermesi, yalnızca taraflar arasındaki duygusal bağın kopması değil, aynı zamanda ciddi mali ve hukuki sonuçların doğması anlamına gelir. Türk Medeni Kanunu, nişanın bozulmasıyla ortaya çıkan mağduriyetleri gidermek adına maddi ve manevi tazminat mekanizmalarını düzenlemiştir. Bu hakların kullanımı, belirli şartlara ve sıkı bir zamanaşımı süresine tabidir.

Maddi ve Manevi Tazminat

Nişanın bozulması durumunda maddi tazminat talebi, Türk Medeni Kanunu’nun 120. maddesinde hüküm altına alınmıştır. Bu maddeye göre; nişanlılardan biri haklı bir sebep olmaksızın nişanı bozduğu veya taraflardan birine yükletilebilen bir sebeple nişan bozulduğu takdirde; kusurlu olan taraf, diğer tarafa dürüstlük kuralları çerçevesinde yapılan masrafların karşılığını ödemekle yükümlüdür.

Maddi tazminat kapsamında talep edilebilecek giderler şunlardır:

  • Evlenme amacıyla yapılan salon kirası, davetiye ve yemek organizasyonu masrafları.
  • Ortak yaşam için alınan eşyalar ve kira ödemeleri.
  • Nişan merasimi için yapılan ve alışılmışın dışındaki harcamalar.
  • Tarafların ana ve babasının veya onlar gibi davrananların evlenme amacıyla yaptığı masraflar.

Tazminat talep edebilmek için davacının kusursuz veya daha az kusurlu olması şarttır. Eğer nişan, tarafların ortak kararıyla veya her iki tarafın eşit kusuruyla sona ermişse, kural olarak maddi tazminata hükmedilmez.

Manevi tazminat ise TMK m. 121 uyarınca, nişanın bozulması nedeniyle kişilik hakları ağır biçimde saldırıya uğrayan tarafın talebiyle gündeme gelir. Sadece nişanın bozulmasından duyulan üzüntü, manevi tazminat için yeterli değildir; bozulma şeklinin toplum nezdinde küçük düşürücü olması veya ağır bir manevi çöküntü yaratması aranır.

Tazminat davalarında faiz başlangıcı ve borçlunun temerrüdü konusunda Yargıtay’ın yerleşik içtihatları, Borçlar Kanunu hükümlerini esas almaktadır. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 01.03.2012 tarihli, 2012/410 Esas ve 2012/5380 Karar sayılı ilamında bu husus şu şekilde ifade edilmiştir:

"…Borçlar Kanunu'nun 101/1. maddesi (BK md. 101/1) uyarınca, muaccel bir borcun borçlusunun alacaklının ihtarı ile temerrüde düşeceği, bu nedenle bedele ilişkin faizin karar tarihinden değil, davalıyı temerrüde düşüren ihtarname tarihinden itibaren başlatılması gerektiği ifade edilmiştir."

Bu karar, nişan sonrası alacak ve tazminat taleplerinde faiz işletilebilmesi için davalıya usulüne uygun bir ihtarname gönderilmesinin önemini ortaya koymaktadır. İhtarname çekilmediği durumlarda faiz başlangıcı olarak dava tarihi esas alınacaktır.

Dava Açma Süresi

Nişanlılığın sona ermesinden kaynaklanan tüm dava hakları, kanun koyucu tarafından kısa bir zamanaşımı süresine bağlanmıştır. Türk Medeni Kanunu’nun 123. maddesi, nişanlılığın sona ermesinden doğan dava haklarının, nişanın sona ermesinin üzerinden bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrayacağını açıkça belirtmektedir.

Bu bir yıllık süre; hediyelerin iadesi, maddi tazminat ve manevi tazminat davalarının tamamı için geçerlidir. Sürenin başlangıç noktası, nişanın kesin olarak bozulduğu tarihtir. Eğer nişanlılık, taraflardan birinin ölümüyle sona ermişse, süre ölüm tarihinden itibaren işlemeye başlar.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 28.12.2017 tarihli, 2016/8225 E. ve 2017/18343 K. sayılı kararı, bu sürenin hesaplanması konusundaki katı tutumu şu şekilde vurgulamaktadır:

"28.12.2017 tarihli, 2016/8225 E. ve 2017/18343 K. sayılı kararda, 1 yıllık zamanaşımı süresinin nişanın bozulma tarihinden itibaren başladığı ve davanın süresinde açılıp açılmadığının bu tarihe göre belirleneceği vurgulanmıştır."

Söz konusu karar, nişanın bozulmasından sonra hak arama sürecine girecek tarafların zaman yönetimi konusunda dikkatli olmaları gerektiğini hatırlatmaktadır. Bir yıllık sürenin geçirilmesi durumunda, karşı taraf zamanaşımı def'inde bulunarak davanın reddini sağlayabilir.

Özetle, nişanın bozulması sonrası açılacak tazminat davalarında:

  • Kusur durumu maddi ve manevi tazminatın miktarını ve haklılığını belirleyen temel unsurdur.
  • Yapılan masrafların evlilik amacıyla yapıldığının ispat yükü davacıdadır.
  • TMK m. 123 gereğince 1 yıllık hak düşürücü nitelikteki zamanaşımı süresine riayet edilmelidir.
  • Alacakların bedeline ilişkin faiz talep ediliyorsa, BK m. 101/1 uyarınca temerrüt tarihinin (ihtarname tarihinin) doğru saptanması gerekmektedir.

Bu süreçlerin hukuki teknik detaylar içermesi sebebiyle, hem maddi kayıpların önlenmesi hem de manevi hakların korunması adına profesyonel bir hukuki destek alınması tavsiye edilmektedir.

İspat Süreci ve Özel Durumlarda Yargılama

Nişan hediyelerinin iadesi davalarında, taraflar arasındaki en büyük çekişme noktası genellikle hediyelerin varlığı, niteliği ve karşı tarafa teslim edilip edilmediği hususlarında toplanmaktadır. Hukuk sistemimizde iddia edilen bir vakıanın ispat edilmesi, davanın seyrini belirleyen en temel unsurdur. Nişanlılığın sona ermesiyle birlikte açılan bu davalarda, yargılama usulü ve delillerin sunulması belirli kurallara tabidir.

İspat Yükü ve Deliller

Türk hukuk sisteminin genel ispat kuralı olan Türk Medeni Kanunu m. 6 uyarınca; "Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür." Bu bağlamda, nişan hediyelerinin iadesini talep eden davacı taraf, söz konusu hediyelerin nişan vesilesiyle verildiğini, bu hediyelerin "mutat dışı" (alışılmışın dışında) nitelikte olduğunu ve nişanın bozulmasına rağmen iade edilmediğini kanıtlamak zorundadır.

İspat sürecinde en sık başvurulan deliller; nişan töreni videoları, fotoğraflar, taraflar arasındaki mesajlaşma kayıtları (WhatsApp, SMS vb.), banka dekontları ve tanık beyanlarıdır. Özellikle ziynet eşyalarının miktarının ve cinsinin belirlenmesinde düğün veya nişan videoları üzerinde yapılan bilirkişi incelemeleri, mahkemeler tarafından kesin delile yakın bir güvenilirlikle kabul edilmektedir.

Hukuki süreçte dikkat edilmesi gereken bir diğer önemli husus, hediyeyi veren kişinin kimliğidir. Yargıtay, bu konuda davacı lehine geniş bir yorum getirmiştir:

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 29.05.2017 tarihli, 2016/16963 E. sayılı kararı uyarınca; "Ana-babanın veya kardeşlerin nişanlı adına taktığı takılar bizzat nişanlı tarafından takılmış sayılır ve iadesi bizzat nişanlı tarafından talep edilebilir."

Bu karar, aile bireylerinin takmış olduğu takıların da nişanlılık sözleşmesinin bir parçası olduğunu ve iade davasında asıl muhatabın nişanlılar olduğunu teyit etmektedir. Dolayısıyla, hediyeyi bizzat nişanlı vermemiş olsa dahi, onun adına hareket eden aile üyelerinin verdiği mutat dışı hediyeler için nişanlı tarafından dava açılabilir.

Yargılama sonunda mahkemenin vereceği hükmün infaz edilebilir olması da kritik bir öneme sahiptir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) m. 297 uyarınca, mahkeme ilamının açık ve anlaşılır olması gerekir. Nişan hediyeleri özelinde bu durum şu şekilde somutlaşır:

HMK m. 297 uyarınca; "Hüküm fıkrasında iadesine karar verilen ziynetlerin cinsi, niteliği, miktarı, gram ağırlığı ve ayarı infazda tereddüt yaratmayacak şekilde açıkça gösterilmelidir."

Eğer mahkeme kararı bu detayları içermezse, kararın icra aşamasında ciddi sorunlar yaşanabilir ve hakkın teslimi gecikebilir.

İmam Nikahı ve Diğer İstisnalar

Nişan hediyelerinin iadesi davalarında görevli mahkeme kural olarak Aile Mahkemeleridir. Ancak bu durumun çok önemli bir istisnası bulunmaktadır. Eğer taraflar arasında resmi bir nikah vaadiyle kurulan hukuki bir nişanlılık ilişkisi yoksa, uyuşmazlığın çözüm yeri değişmektedir. Özellikle sadece dini nikah (imam nikahı) yapılarak birlikte yaşanması durumunda, bu ilişki Türk Medeni Kanunu kapsamında bir "nişanlılık" olarak kabul edilmez.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 2017/1159 E., 2018/11427 K. sayılı ilamına göre; "Taraflar arasında resmi nikah olmaksızın sadece imam nikahı ile birlikte yaşama durumu varsa, bu ilişki aile hukuku kapsamında değil haksız fiil hükümlerine göre Asliye Hukuk Mahkemelerinde görülmelidir."

Bu ayrım, davanın usulden reddedilmemesi için hayati öneme sahiptir. Aile Mahkemesi’nde açılması gereken bir davanın Asliye Hukuk Mahkemesi’nde (veya tam tersi) açılması, görevsizlik kararı verilmesine ve sürecin uzamasına neden olur. Ayrıca, taraflardan birinin nişan tarihinde zaten evli olması durumunda da hukuki anlamda bir nişanlılıktan söz edilemeyeceği için, bu tür uyuşmazlıklar da genel mahkemelerin görev alanına girmektedir.

Özetle ve Sonuç Olarak; Nişanlılık sürecinde verilen hediyelerin iadesi, sadece duygusal bir süreç değil, aynı zamanda teknik detaylarla örülü hukuki bir prosedürdür. TMK 122 maddesi ile koruma altına alınan bu haklar, nişanın evlenme dışındaki bir sebeple sona ermesi halinde devreye girer. Alışılmışın dışındaki hediyelerin iadesi için kusur şartı aranmazken, davanın nişanın bozulmasından itibaren 1 yıl içinde açılması zorunludur. Ziynet eşyaları, altınlar ve yüksek maddi değerli mallar iade kapsamındayken; giymekle eskiyen veya tüketilen eşyalar ile nişan yüzüğü "mutat hediye" sayılarak iade dışı tutulmaktadır. Hak kaybına uğramamak adına, tüm sürecin fotoğraf, video ve tanık gibi güçlü delillerle desteklenmesi ve davanın doğru mahkemede ikame edilmesi büyük önem arz etmektedir.

Yazar Görseli
Müellif

Av. Ali Haydar GÜLEÇ

Güleç Hukuk Bürosu'nda 9 yıldır yöneticilik ve avukatlık yapmaktadır.