
Yeni Nesil Elektronik Tebligat Sisteminde Süre Hesaplama Sorunları
Elektronik tebligat, bildirimin UETS adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılır ve süreler bu tarihten işlemeye başlar. Belgenin erken açılması tebliğ tarihini öne çekmediği gibi, bildirimin gelmemesi ya da geç gelmesi de tebligatın geçerliliğini etkilemez. Buna karşılık tebliğ tarihinin belirlenmesinde kanunun açık hükmü ile madde gerekçesi ve doktrindeki görüşler arasında farklılıklar bulunmakta, Yargıtay dairelerinin kararları da dönem dönem çelişmiştir. Bu yazıda beşinci gün kuralının nasıl hesaplandığını, hangi tarihin esas alındığını, tatile ve hafta sonuna rastlayan günlerin durumunu ve içtihat farklılıklarının uygulamada yarattığı sorunları karar örnekleriyle bulacaksınız.
Elektronik Tebligatta Beşinci Gün Kuralının Hukuki Çerçevesi
Kanun ve Yönetmelikte Tebliğ Karinesi
Elektronik yolla tebligatın hukuki dayanağı 7201 sayılı Tebligat Kanunu m.7/a'dır. Kanunun 4. fıkrası, elektronik yolla tebligatın muhatabın elektronik adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılacağını hükme bağlar. Bu hüküm, tebliğ tarihini belgenin açıldığı veya okunduğu ana değil, adrese ulaştığı tarihe bağlar.
Usul ve esaslar, 6 Aralık 2018 tarihli ve 30617 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Elektronik Tebligat Yönetmeliği'nde belirlenmiştir. Yönetmelik, PTT A.Ş. tarafından işletilen Ulusal Elektronik Tebligat Sistemi (UETS) üzerinden yürütülen tebligatı, elektronik tebligat adresini, delil ve işlem kayıtlarını tanımlar (m.3). Elektronik Tebligat Yönetmeliği m.9, tebligatın oluşturulma ve kabul aşamalarını düzenler: tebligat çıkarmaya yetkili makam mesajı UETS'ye teslim eder, UETS mesajı zaman damgasıyla muhataba ulaştırır, içerik ve ekler şifrelenir, delil kayıtları mesajın tamamının ulaştığı anda üretilir. Tebligat, adrese ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılır.
Karinenin kurulmasında iki unsur ayrı işler. Tebligatın UETS adresine ulaştığı tarih, sistem kayıtlarıyla belirlenebilen objektif bir olgudur. Tebliğ edilmiş sayıldığı tarih ise bu olguya kanunun bağladığı sonuçtur. Bu nedenle "elektronik adrese ulaştığı tarih" ile "tebliğ edilmiş sayıldığı tarih" birbirine karıştırılmamalıdır; süre hesabı ikinci tarihe göre yapılır. Ulaştığı gün hesaba katılmaz, izleyen gün birinci gün sayılır ve beşinci takvim gününün sonunda tebliğ gerçekleşmiş olur. Dolayısıyla ulaşma tarihine beş gün değil, altı gün eklenerek sürenin başlangıcı bulunur.
Sürenin başlangıcı, mesajın gönderici merci tarafından hazırlanması veya UETS'ye teslimi değil, muhatabın UETS adresine başarıyla ulaşmasıdır. Ulaşma saatinin aynı gün içinde sabah ya da gece yarısına yakın olması sonucu değiştirmez; ancak teslim gece yarısını geçerse beş günlük süre ertesi günden işlemeye başlar.
Muhatabın bilgilendirilmesi tebligatın geçerliliğine etki etmez. Elektronik Tebligat Yönetmeliği m.10 uyarınca muhatap e-posta veya kısa mesajla bilgilendirilir; bilgilendirmenin yapılmaması veya geç yapılması tebligatın geçerliliğini etkilemez. Bildirim yalnızca yardımcı niteliktedir, tebliğ karinesinin kurulması açısından kurucu bir unsur değildir.
Karinenin kapsamına giren muhataplar da kanunda sayılmıştır. 7201 sayılı Tebligat Kanunu m.7/a-1 uyarınca kamu idareleri, meslek kuruluşları, özel hukuk tüzel kişileri, noterler, baro levhasına yazılı avukatlar, sicile kayıtlı arabulucular ve bilirkişiler için elektronik tebligat zorunludur. Kapsam dışındakiler talep ederse elektronik tebligat adresi alabilir (m.7/a-2); bu durumda tebligat elektronik yolla zorunlu hâle gelir. Yönetmelik m.5 de zorunluluğu kamu idareleri, mahallî idareler, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, özel hukuk tüzel kişileri, noterler, baro levhasına yazılı avukatlar, arabulucular ve bilirkişiler ile kamu payı yüzde elliden fazla olan ortaklıklar bakımından düzenler.
UETS, aşamalara ilişkin zaman damgalı kayıt tutar. Yönetmelik m.14 uyarınca delil kayıtları aksi ispat edilmedikçe kesin delil sayılır; sistemin ürettiği kayıtların hukuki değeri bu hükme dayanır. Uygulamada asıl olan ekran görüntüsü değil, doğrulanabilir sistem ve delil kayıtlarıdır. Kayıtlar arasında kabul, muhataba ulaşma, okunma ve tebliğ edilmiş sayılma aşamaları birbirinden ayrıdır; süre hesabında esas alınan kayıt, başarılı ulaşma tarihine ilişkin olandır.
Beşinci günün hafta sonu veya resmî tatile rastlaması hâlinde durum ayrı bir değerlendirmeyi gerektirir. Kanun, beş günlük sürenin tatile rastlaması hâlinde tebliğ tarihini erteleyen bir uzama öngörmez; tebliğ, takvim günü esasına göre beşinci günün sonunda gerçekleşir. Tebliğ tarihinden sonra başlayan itiraz, istinaf, temyiz veya dava açma süresinin son günü ise farklı bir hukuki meseledir ve ilgili usul kanunundaki uzatma hükümlerine tabidir (örneğin HMK m.93, CMK m.39, İYUK m.8/2). Bu ayrım, karinenin kurulma anı ile karineye bağlanan başvuru süresinin birbirinden bağımsız olduğunu gösterir.
Anayasa Mahkemesi'nin Kurala Yaklaşımı
Anayasa Mahkemesi, kuralı hem vergi usulü düzenlemesi hem doğrudan 7201 sayılı Kanun hükmü bakımından incelemiştir. 213 sayılı Vergi Usul Kanunu m.107/A f.2'deki benzer hükme ilişkin 19.09.2019 tarihli ve 2018/144 esas sayılı kararında Mahkeme, kuralın muhataplara elektronik posta adreslerini belirli aralıklarla kontrol etme yükümlülüğü yüklediğini, beşer günlük aralıklarla uyulması hâlinde hak kaybı olmayacağını belirterek düzenlemeyi Anayasa'ya aykırı bulmamıştır.
Ankara 73. İş Mahkemesinin itirazı üzerine yapılan incelemede Mahkeme, 17.06.2025 tarihli ve E.2025/137, K.2025/129 sayılı kararıyla "…tarihi izleyen beşinci günün sonunda…" ibaresinin iptali istemini oyçokluğuyla reddetmiştir. Karar, 22.09.2025 tarihli ve 33025 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanmıştır. Mahkeme, elektronik bilgilenme için tanınan süreyi kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamında değerlendirmiş; beşinci gün kuralı yürürlükte kalmıştır.
Mahkemenin yaklaşımı, karinenin muhataplara yüklediği yükümlülüğü uygulanabilir kılmaktadır. Muhatap, UETS adresini düzenli aralıklarla kontrol ettiğinde hak kaybı doğmaz; kontrolü ihmal etmesi kuralın uygulanmasını engellemez. Beş günlük sürenin sonunda tebliğin gerçekleşmiş sayılması, tebligatın sonuçlarının geciktirilmesini önleyen bir düzenleme olarak işlev görür.
Kararın bireysel başvuru süresine etkisi ise kuraldan ayrı değerlendirilmiştir. Anayasa Mahkemesi, 6216 sayılı Kanun'un 47. maddesinin 5. fıkrası uyarınca bireysel başvuru süresinin başvuru yollarının tüketildiği, öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün olduğunu belirtmiştir. Mahkeme, 15.01.2019 tarihli ve 2019/6266 başvuru numaralı kararında tebligatın 15.01.2019'da açıldığına dair delil kaydı oluştuğunu, bunun okunduğu anlamına geldiğini, sürenin bu tarihten başladığını ve 15.02.2019'daki başvurunun süre aşımı nedeniyle kabul edilemez olduğunu karara bağlamıştır. Karar, 04.03.2020 tarihli ve 31058 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanmıştır.
Bu tespit, beşinci gün kuralının uygulama alanını belirginleştirir: süre tebligata izafe edildiğinde ulaşma tarihine, öğrenmeye izafe edildiğinde öğrenme tarihine itibar edilir. Bireysel başvuruda "öğrenme" tarihinin esas alınması, istinaf ve temyiz süreleri bakımından ise kanun yolu süresinin tebliğ koşuluna bağlanmış olması nedeniyle aynı sonucu doğurmaz.
Beşinci Gün Kuralının Uygulanması ve Öğrenme Tarihi Sorunu
Tebliğ Tarihinin Belirlenmesi
Süre hesabına geçmeden önce tebliğ tarihinin belirlenmesi gerekir. Yönetmelik m.9 uyarınca delil kayıtları mesajın tamamının muhataba ulaştığı anda üretilir; tebligat bu tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılır. Uygulamada süre kaybının en sık kaynağı, UETS kayıtlarındaki "elektronik adrese ulaşma" tarihi ile "tebliğ edilmiş sayılma" tarihinin karıştırılmasıdır. Tebliğ, mesajın gönderici merci tarafından hazırlandığı veya UETS'ye teslim edildiği an değil, muhatabın elektronik tebligat adresine başarıyla ulaştığı andır. Beş günlük süre, ulaşma günü hesaba katılmadan ertesi günden itibaren takvim günü esasına göre hesaplanır. Örneğin 10 Eylül'de UETS adresine ulaşan tebligat 15 Eylül günü sonunda yapılmış sayılır ve süre 16 Eylül'de işlemeye başlar. Ulaşma saati aynı gün içinde fark yaratmaz; teslim gece yarısını geçerse beş günlük süre ertesi günden işlemeye başlar.
Muhatabın bilgilendirilmesi kuralın işleyişine etki etmez. Yönetmelik m.10/3 uyarınca kısa mesaj veya e-posta bildiriminin yapılmaması ya da geç yapılması tebligatın geçerliliğini etkilemez. Bildirim yalnızca yardımcı niteliktedir; "bildirim gelmedi" veya "mesajı açmadım" iddiası, tebligat adrese usulüne uygun ulaşmışsa tebliğ tarihini ortadan kaldırmaz. Buna karşılık yanlış elektronik adrese gönderim, gönderinin adrese hiç ulaşmaması veya UETS işlem kaydında çelişki bulunması hâllerinde usulsüzlük tartışması ayrıca doğar; bu iddialar "tebligat kanuna uygun ulaşmadı" ile "mesajı açmadım" birbirinden ayrılarak değerlendirilir.
Uygulamada tebliğ tarihinin belirlenmesine ilişkin kararlar, UETS kayıtlarındaki farklı aşamaları esas almıştır. Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, 25.09.2018 tarihli ve 2018/4120 E., 2018/6993 K. sayılı kararında 13.04.2018'de yapılan tebliğden beş gün sonra tebliğ sayılacağını, 30.04.2018 tarihli temyizin iki haftalık süre içinde olduğunu kabul etmiştir. Karar, sürenin başlangıcını ulaşma tarihine bağlamıştır.
Bireysel başvuruda ise farklı bir ölçüt uygulanır. Anayasa Mahkemesi, 15.01.2020 tarihli ve 2019/6266 başvuru numaralı kararında, 6216 sayılı Kanun'un 47. maddesinin 5. fıkrası uyarınca otuz günlük sürenin ihlalin öğrenildiği tarihten işlemeye başladığını belirtmiştir. Başvurucunun gerekçeli nihai karar tebligatını 15.01.2019'da açtığına dair delil kaydı oluştuğunu, bunun tebligatın okunduğu anlamına geldiğini, sürenin bu tarihten başladığını ve 15.02.2019'da yapılan başvurunun süre aşımı nedeniyle kabul edilemez olduğunu karara bağlamıştır. Karar, 04.03.2020 tarihli ve 31058 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanmıştır.
Süre tebligata izafe edildiğinde ulaşma tarihi, öğrenmeye izafe edildiğinde öğrenme tarihi esas alınır. Bireysel başvuruda öğrenme tarihinin benimsenmesi, istinaf ve temyiz süreleri bakımından aynı sonucu doğurmaz; zira ilk derece ve bölge adliye mahkemesi kararlarına karşı kanun yolu süresi tebliğ koşuluna bağlanmıştır.
Erken Okumanın Etkisi
Tebligatın beş günlük süre dolmadan açılıp okunması, 7201 sayılı Tebligat Kanunu m.7/a uyarınca tebliğ tarihini öne çekmez. Hüküm, tebliği belgenin açılmasına veya okunmasına bağlamamıştır. Bu nedenle muhatabın tebligatı ilk gün açması, UETS'de "okundu" kaydı oluşması veya evrakın hiç açılmaması beşinci günün sonunda gerçekleşen tebliği değiştirmez. Yönetmelikte tebligatın açıldığı gün ve saat "OkunmaZamanı" alanına işlenir ve "Tebligat okundu" delili oluşur; bu teknik kayıt kanuni tarihi ortadan kaldırmaz. Beş gün boyunca açılmayan tebligat ise altıncı günde açılsa dahi "Tebligat okundu kabul edildi" deliliyle değerlendirilir; delil kayıtları otuz yıl saklanır (Yönetmelik m.15).
Yargıtay dairelerinin uygulaması bu iki yaklaşım arasında değişmiştir. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 18.09.2019 tarihli ve 2019/3962 E., 2019/16152 K. sayılı kararında tebligatın adrese ulaştığı tarihte açılmış olmasından hareketle temyiz süresini ulaşma tarihine göre hesaplamış ve temyiz talebini süre yönünden reddetmiştir. Daire, kararın maddi hataya dayandığı yönündeki itiraz üzerine 03.12.2019 tarihli ve 2019/7836 E., 2019/21446 K. sayılı kararıyla önceki kararını ortadan kaldırmış; tebligatın muhatabın elektronik adresine ulaştığı günden itibaren beşinci günün sonunda yapılmış sayılması gerektiğini belirtmiş ve temyiz talebinin süresinde olduğunu kabul etmiştir. Böylece okunup okunmadığına bakılmaksızın beşinci günün sonunda tebliğ edilmiş sayılacağı yönündeki görüş netleşmiştir.
Beşinci günden önce açılan tebligatın tebliğ tarihine etkisi doktrinde de ele alınmıştır. Muhatap tebligatı beşinci günden önce açtığında hem ulaşma hem açılma vakıası belirli olduğundan bu durum kanuni karine değil varsayım kapsamında değerlendirilir; beşinci günden sonra açılan tebligatta açıldığı vakıası belirsiz kaldığından kanuni karine söz konusudur. Her iki hâlde de süreler tebligatın açıldığı tarihte değil, ulaşma tarihini izleyen beşinci günün sonunda başlar. Bu kabul, 7201 sayılı Kanunun düzenlediği "ıttıla olmasa da muhatabın muttali sayılması" esasına dayanır.
Erken okuma tartışması, bildirimin gelmediği hâllerle de kesişir. Yönetmelik m.10/3 uyarınca bilgilendirme yapılmaması tebligatın geçerliliğini etkilemediğinden, muhatap bildirimi görmediğini ileri sürerek tebliğ tarihini değiştiremez. Uygulamada yapılan hata, "okundu" ibaresini tebliğ tarihi saymak veya bildirimin gelmemesini tebligatın yokluğu olarak değerlendirmektir. UETS kayıtlarında esas alınan başarılı ulaşma tarihidir; açılma, indirme veya okuma bu tarihi değiştirmez.
Yargıtay İçtihatlarındaki Farklılık ve Yeknesak Uygulamaya Dönüş
Daire Kararları Arasındaki Çelişki
Beşinci gün kuralının kanundaki açık lafzına rağmen daire uygulamaları zaman içinde iki farklı çizgiye ayrıldı. Bir grup karar, tebliğ tarihini UETS kayıtlarındaki okuma anına bağlarken; diğer grup, 7201 sayılı Tebligat Kanunu m.7/a'nın lafzına sadık kalarak ulaşma tarihini izleyen beşinci günün sonunu esas aldı. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 18 Eylül 2019 tarihli ve 2019/3962 E., 2019/16152 K. sayılı kararında tebligatın adrese ulaştığı tarihte açılmış olmasından hareketle temyiz süresini bu tarihe göre hesaplamış ve talebi süre yönünden reddetmiştir. Aynı Daire, 3 Aralık 2019 tarihli ve 2019/7836 E., 2019/21446 K. sayılı kararıyla kararın maddi hataya dayandığını belirterek önceki kararını ortadan kaldırmış ve tebligatın muhatabın elektronik adresine ulaştığı günden itibaren beşinci günün sonunda yapılmış sayılması gerektiğini kabul etmiştir. Böylece Daire, m.7/a'nın lafzına dönmüştür. Buna karşılık Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, 9 Aralık 2020 tarihli ve 2020/1187 E., 2020/4264 K. sayılı kararında farklı bir gerekçe benimsemiştir. Daire, Ulusal Elektronik Tebligat Sistemi Teknik Kriterler düzenlemesinin "Deliller" başlıklı 5. maddesine atıfla, tebligat açıldığında delil kaydı oluştuğunu, bunun tebligatın okunduğu anlamına geldiğini kabul etmiş ve temyiz başvurusunu süresinde yapılmadığı gerekçesiyle süreden reddetmiştir. Bu karar, m.7/a'nın beşinci gün kuralını arka plana iterken sisteme düşen erken okuma kaydını sürenin başlangıcı hâline getirmiştir. Dairenin yaklaşımı, muhatabın tebligatı açtığı anda içeriği öğrendiği varsayımına dayanır. Daire kararları arasındaki bu ayrım, her iki çizginin de dayanağını kanun ve yönetmelik hükümlerinden alması nedeniyle kendi içinde tutarlı görünmekteydi. 7201 sayılı Tebligat Kanunu m.7/a/4 elektronik yolla tebligatın muhatabın elektronik adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılacağını emredici biçimde düzenler. Elektronik Tebligat Yönetmeliği m.9/6 da aynı kuralı yineler. Öte yandan UETS teknik altyapısı, tebligatın açıldığı gün ve saati "OkunmaZamanı" alanına işleyerek "Tebligat okundu" delili üretir. Dairelerden bir kısmı bu teknik delili sürenin başlangıcı olarak değerlendirirken, ağırlıklı uygulama teknik kaydın yalnızca bir işlem kaydı olduğunu ve kanuni karineyi ortadan kaldırmadığını kabul etmiştir. Çelişkinin uygulamadaki etkisi doğrudan hak kaybı riskidir. Aynı olayda, tebligatın erken açılması hâlinde bir daire süreyi açılma tarihinden başlatırken diğer daire beşinci günün sonunu esas almakta; temyiz veya istinaf dilekçesinin süresinde olup olmadığı bu tercihe göre değişmektedir. Daire kararları arasındaki farklılık, yalnızca bireysel uyuşmazlıkların sonucunu değil, aynı usul kuralına tabi kişiler arasındaki eşitliği de etkilemektedir. Uygulamada karşılaşılan sorunun kaynağı, kanunun lafzının açık olmasına rağmen teknik delilin hukuki sonuca bağlanmasında daireler arası yorum farkının sürmesidir.
Hukuk Genel Kurulu'nun Belirleyici Kararı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 14 Ocak 2020 tarihli ve 2019/623 E., 2020/9 K. sayılı kararında Elektronik Tebligat Yönetmeliği m.9'a atıf yaparak uyuşmazlığı karara bağlamıştır. Kurul, somut olayda UETS'in mesajı 30.07.2019 tarihinde muhatabın adresine ulaştırdığını, tebligatın bu tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılacağını değerlendirmiştir. Bu karar, daireler arasındaki çelişkinin yüksek mahkeme içindeki ilk net cevabı olmuştur. Kurul, 24 Kasım 2020 tarihli ve 2020/547 E., 2020/924 K. sayılı kararında kuralı ayrıntılı biçimde ortaya koymuştur. Kurul, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesinin 04.03.2020 tarihli ve 2019/2932-2020/607 sayılı kararına ilişkin incelemesinde, 7201 sayılı Tebligat Kanunu m.7/a/4 uyarınca elektronik yolla tebligatın muhatabın elektronik adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılacağını belirtmiştir. Kurula göre tebellüğ tarihi, tebligatın elektronik posta hesabına ulaştığı veya okunduğu tarih değil, bu beşinci günün sonudur. Bu kabulün gerekçesini de Kurul açıkça ifade etmiştir: muhatabın hesabını kontrol etmemek suretiyle tebliğin sonuçlarını geciktirmesi önlenmiştir. Kurul ayrıca 213 sayılı Vergi Usul Kanunu m.107/A f.2'deki benzer düzenlemeye ilişkin Anayasa Mahkemesinin 19.09.2019 tarihli ve 2018/144 esas sayılı kararına değinmiştir. Anayasa Mahkemesi, kuralın muhataplara elektronik posta adreslerini belirli aralıklarla kontrol etme yükümlülüğü yüklediğini, beşer günlük aralıklarla uyulması hâlinde hak kaybı olmayacağını belirterek düzenlemeyi Anayasa'ya aykırı bulmamıştır. Kurulun bu karara yaptığı atıf, beşinci gün kuralının yalnızca usul hükmü olarak değil, Anayasal ölçüte de uygun bir güvence olarak değerlendirildiğini gösterir. Somut olayda Kurul, UETS kaydında tebligatın 11.03.2020 tarihinde muhatap hesabına konulduğunu ve 16.03.2020 tarihinde otomatik olarak okundu sayıldığını tespit etmiş; buna göre kararın 16.03.2020 tarihinde tebliğ edildiğini kabul etmiştir. Yasal süre geçtikten sonra 15.06.2020 tarihinde verilen temyiz dilekçesi, 5311 sayılı Kanunla değişik İİK m.364/2 ile HMK m.366'nın göndermesiyle uygulanması gereken HMK m.352 uyarınca süreden reddedilmiştir. Kurulun hesabı, ulaşma tarihine tebligatın yapılmış sayıldığı günü ekleyerek kurgulanmıştır; bu da erken okumanın tebliğ tarihini öne çekmediği sonucunu pekiştirmiştir. Hukuk Genel Kurulu kararı, daire uygulamalarına üst mahkeme içtihadı olarak yön vermiştir. Kurulun kararından sonra Yargıtay daireleri, tebligatın erken açılması hâlinde dahi sürenin beşinci günün sonundan başlayacağını esas almış; 4. Hukuk Dairesinin teknik delile dayanan yaklaşımı ile 9. ve 10. Hukuk Dairelerinin m.7/a'ya dayanan yaklaşımı arasındaki ayrım, Kurul düzeyinde m.7/a lehine kapatılmıştır. Türkiye Barolar Birliği, kararlar arasındaki çelişkilerin giderilmesi ve içtihadın birleştirilmesi amacıyla Yargıtay Birinci Başkanlığı nezdinde başvuruda bulunmuş; ancak bu yönde henüz İçtihadı Birleştirme kararı verilmemiştir. Bu nedenle Hukuk Genel Kurulu kararları, içtihat birliği sağlanana kadar uygulamaya yön veren temel referans olmayı sürdürmektedir.
Ceza Yargılamasında Beşinci Gün Kuralı ve Sürenin Uzaması
İtiraz Süresinin Hesaplanması
Ceza yargılamasında beşinci gün kuralının işleyişi, hukuk yargılamasındaki hesap yönteminden farklı değildir; ancak itiraz süresinin kısalığı nedeniyle hesap hatasının sonucu daha ağır olur. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine konu olayda sanık hakkında 5237 sayılı TCK m.265/1 ve m.62/1 uyarınca 5 ay hapis cezası verilmiş, 5271 sayılı CMK m.231/5 gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir. Sanık ve müdafiinin yokluğunda verilen bu karar 07.07.2020 tarihinde sanık müdafiine elektronik yoluyla gönderilmiştir. 7201 sayılı Tebligat Kanunu m.7/a uyarınca tebligat, muhatabın elektronik adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılır; buna göre tebligat 12.07.2020 tarihinde yapılmış sayılır. CMK m.268 uyarınca itiraz süresi 7 gündür. CMK m.39 gereğince gün ile belirlenen süreler tebliğin yapıldığı tarihin ertesi günü işlemeye başlar; son gün tatile rastlarsa süre tatilin ertesi günü biter. 7 günlük sürenin son günü 19.07.2020 Pazar gününe isabet ettiğinden süre 20.07.2020 tarihine uzamış, sanık müdafii aynı tarihli dilekçeyle itirazda bulunmuştur. İtirazın süresinde olduğu gözetilip esastan incelenmesi gerekirken süresinde olmadığı gerekçesiyle reddeden Ankara Batı 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 07.08.2020 tarihli ve 2020/1086 değişik iş sayılı kararında isabet bulunmamıştır. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteği yerinde görülerek anılan kararın 5271 sayılı CMK m.309 uyarınca bozulmasına, sonraki işlemlerin mahallinde tamamlanmasına 08.02.2021 tarihinde oybirliğiyle karar verilmiştir. Bu olay, hesabın üç ayrı aşamada yapılmasını zorunlu kılar. İlk aşamada UETS kaydından mesajın elektronik adrese ulaştığı tarih saptanır. İkinci aşamada bu tarihe beş gün eklenerek tebliğ edilmiş sayılma tarihi bulunur; ulaşma günü hesaba katılmaz ve tebliğ 12.07.2020'de gerçekleşmiş sayılır. Üçüncü aşamada ilgili usul kanununun süre hükmü uygulanır: ceza yargılamasında itiraz süresi CMK m.268 uyarınca 7 gündür ve CMK m.39 gereğince tebliğ tarihinin ertesi gününden işlemeye başlar. Beşinci günün tatile rastlaması bu hesabı değiştirmez; uzatma yalnızca tebliğden sonra işleyen sürenin son günü için söz konusudur. Somut hesabın kontrolü şöyle yapılır: 07.07.2020'de ulaşan tebligat 12.07.2020'de yapılmış sayılır. Süre 13.07.2020'dan işlemeye başlar ve 7 günlük sürenin son günü 19.07.2020'ye denk gelir. Bu gün Pazar olduğundan CMK m.39 uyarınca süre 20.07.2020 Pazartesi gününe uzar. Dilekçe aynı gün verildiğinden itiraz süresindedir. Mahkemenin süreyi süresinde saymaması, CMK m.39'un uzatma hükmünü hesaba katmamasından kaynaklanmıştır. İtiraz süresi tebliğ tarihine bağlandığından, tebliğ tarihinin hangi gün olduğu doğrudan itirazın kaderini belirler. Dosyada "okundu" kaydı bulunsa bile tebliğ tarihi UETS kaydındaki ulaşma tarihine beş gün eklenerek bulunur. Bu nedenle savunma makamı, itiraz dilekçesini vermeden önce UETS işlem kayıtlarından ulaşma tarihini ve buna göre hesaplanan tebliğ tarihini belirlemelidir. Dilekçeye UETS kaydına ilişkin doğrulanabilir belge eklenmesi, süre tartışmasının mahkeme önünde kısa yoldan çözülmesini sağlar.
Tatile Rastlayan Son Gün
CMK m.39/4 uyarınca gün ile belirlenen sürenin son günü tatile rastlarsa süre tatilin ertesi günü biter. Bu hüküm, beş günlük bekleme süresine değil, beşinci günün sonunda gerçekleşen tebliğden sonra işlemeye başlayan itiraz süresinin son gününe uygulanır. Kanunda beşinci günün hafta sonu veya resmî tatile rastlaması hâlinde tebliğ tarihini erteleyen bir düzenleme bulunmamaktadır; tebliğ, takvim günü esasına göre hesaplanan beşinci günün sonunda gerçekleşmiş sayılır. Ankara Batı 3. Ağır Ceza Mahkemesi kararının bozulma gerekçesi bu iki ayrımın uygulanmasına dayanır. Tebligat 12.07.2020'de yapılmış sayılmış, itiraz süresi 7 gün olarak belirlenmiş ve sürenin son günü olan 19.07.2020 Pazar günü tatile rastladığından süre 20.07.2020 tarihine uzamıştır. Mahkemenin itirazı süresinde olmadığı gerekçesiyle reddetmesi, CMK m.39'un uzatma hükmünün gözden kaçırılmasından kaynaklanmıştır. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı istemi bu eksikliğe dayanmış, karar CMK m.309 uyarınca bozulmuştur. Tebliğ tarihinin tatile rastlaması ile itiraz süresinin son gününün tatile rastlaması farklı sonuçlar doğurur. Beşinci günün hafta sonuna denk gelmesi tebliğ tarihini ileri bir tarihe taşımaz; tebligat yine o günün sonunda yapılmış sayılır. Buna karşılık CMK m.39 uyarınca itiraz süresinin son günü tatile denk gelirse süre tatilin ertesi günü biter. Uygulamada sık yapılan hata, beşinci günün hafta sonuna rastlaması hâlinde tebliğ tarihini takip eden iş gününe taşımaktır; bu yaklaşım kanunda dayanak bulmaz. Ceza yargılamasında hesaplama yapılırken üç tarihin ayrı tutulması gerekir: UETS adresine ulaşma tarihi, tebliğ edilmiş sayılma tarihi ve itiraz süresinin son günü. İlk tarih sistem kaydıyla belirlenir; ikinci tarih bu tarihe beş gün eklenerek bulunur; üçüncü tarih tebliğ tarihine CMK'nın ilgili süresini eklemek suretiyle hesaplanır ve CMK m.39'un uzatma hükmü bu aşamada uygulanır. Sürenin kısaltığı (CMK m.268 uyarınca 7 gün) nedeniyle bu üç tarihin dilekçede ayrı ayrı gösterilmesi, süre itirazlarının önüne geçer. Kanun yararına bozma yolu, hukuka aykırılığın süre hesabından kaynaklandığı hâllerde de işletilebilir. Ankara Batı 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 07.08.2020 tarihli ve 2020/1086 değişik iş sayılı kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan istem bu yolla sonuçlanmış; karar CMK m.309 uyarınca bozulmuş ve sonraki işlemlerin mahallinde tamamlanmasına karar verilmiştir. Bozma kararı, süresinde verilen itirazın esastan incelenmesi gerektiği sonucunu doğurmuştur. Süre kaybını önlemek için üç aşamalı hesabı yazılı olarak yapabilirsiniz. UETS işlem kayıtlarınızdan tebligatın elektronik adresinize ulaştığı tarihi ve saati tespit edin; bu tarihe beş gün ekleyerek tebliğ edilmiş sayılma tarihini bulun; ardından ilgili usul kanunundaki itiraz, istinaf, temyiz veya dava açma süresini bu tarihe ekleyin. Son gün tatile veya hafta sonuna denk geliyorsa CMK m.39, HMK m.93, İYUK m.8/2 gibi ilgili uzatma hükmünü uygulayın. Ulaşma tarihine ilişkin UETS delil kaydını, hesapladığınız tebliğ tarihini ve son başvuru tarihini birlikte saklayın; dilekçeye bu hesabı gösteren kısa bir bölüm ekleyin. Bu hesap, e-tebligatın beşinci günün sonunda yapılmış sayılması ile tebliğden sonra işleyen sürenin son gününün uzaması arasındaki ayrımı korur.