Boşanmada Aile Konutunun Paylaşımı ve Tahsisi

Boşanmada Aile Konutunun Paylaşımı ve Tahsisi

Boşanma aşamasındaki eşler için en kritik konulardan biri olan aile konutunun kullanımı ve paylaşımı, karmaşık hukuki süreçleri beraberinde getirir. Davanın devamı süresince mahkemenin verdiği tahsis kararlarından, tapu kütüğüne konulan aile konutu şerhine; kiralık evlerdeki bildirim yükümlülüklerinden, boşanma sonrası ecrimisil taleplerine kadar tüm yasal detayları güncel Yargıtay kararları ve mevzuat ışığında bu makalede bulabilirsiniz.

Boşanma Davası Sürecinde Geçici Koruma Tedbirleri

Boşanma davası ikame edildiği andan itibaren eşlerin hukuki statüsü ve yaşam düzenleri köklü bir değişim sürecine girer. Bu sürecin en sancılı konularından biri olan barınma ihtiyacı, Türk hukuk sisteminde tarafların mağduriyetini önlemek amacıyla çeşitli geçici koruma tedbirleri ile düzenlenmiştir. Kanun koyucu, davanın sonuçlanmasına kadar geçecek sürede eşlerin ve özellikle varsa müşterek çocukların yaşam standartlarının korunmasını, sosyal ve ekonomik risklerin minimize edilmesini hedeflemektedir.

Konut Tahsisi ve Barınma Hakkı

Boşanma davası açıldığında, eşlerin birlikte yaşama yükümlülüğü kural olarak sona erer. Ancak bu durum, tarafların barınma hakkının ortadan kalktığı anlamına gelmez. Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 169. maddesi, bu süreçte hakime çok geniş ve hayati bir takdir yetkisi tanımaktadır. İlgili madde hükmüne göre; boşanma veya ayrılık davası açılınca hakim, davanın devamı süresince gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına, geçimine, eşlerin mallarının yönetimine ve çocukların bakım ve korunmasına ilişkin geçici önlemleri re'sen (kendiliğinden) alır.

Buradaki en kritik husus, hakimin bu önlemleri alması için tarafların mutlaka bir talepte bulunmasının şart olmamasıdır. Hakim, sosyal inceleme raporları ve tarafların sunduğu deliller ışığında, barınma ihtiyacı daha acil olan tarafa müşterek konutun tahsisine karar verebilir. Konut tahsisi kararı, mülkiyetin kime ait olduğundan bağımsız olarak verilir. Yani ev, tapuda erkek eş üzerine kayıtlı olsa dahi, çocukların velayetinin geçici olarak anneye verilmesi veya kadının barınma imkanının kısıtlı olması durumunda, evin kullanımı dava sonuna kadar kadına bırakılabilir.

Ayrıca, TMK m.197/2 uyarınca, birlikte yaşamaya ara vermekte haklı olan eş, aile konutundan yararlanma ve diğer eşin parasal katkısını talep etme hakkına sahiptir. Uygulamada, boşanma davası sürerken eşlerin aynı çatı altında kalmaya devam etmesi, Yargıtay tarafından "kusurların karşılıklı olarak hoş görüldüğü" veya "evlilik birliğinin sarsılmadığı" şeklinde yorumlanabildiğinden, konut tahsisi kararı hukuki strateji açısından da büyük önem taşır. Hakim bu kararı verirken şu kriterleri göz önünde bulundurur:

  • Müşterek çocukların üstün yararı ve alışık oldukları düzenin korunması,
  • Eşlerin ekonomik güçleri ve sosyal durumları,
  • Tarafların sağlık durumları ve yaşları,
  • Başka bir barınma alternatifinin bulunup bulunmadığı.

Şiddet Vakalarında Uzaklaştırma Kararları

Boşanma süreçlerinde ne yazık ki sıklıkla karşılaşılan şiddet veya şiddet tehlikesi durumlarında, TMK hükümlerinden daha hızlı ve keskin sonuçlar doğuran 6284 Sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun devreye girer. Bu kanun, şiddet mağduru eşin korunması amacıyla, şiddet uygulayan veya uygulama ihtimali bulunan diğer eşin müşterek konuttan derhal uzaklaştırılmasını ve konutun mağdur eşe tahsis edilmesini sağlar.

6284 sayılı Kanun kapsamında verilen tedbir kararları, herhangi bir harca tabi olmaksızın ve delil aranmaksızın "gecikmesinde sakınca bulunan hal" kapsamında ivedilikle verilebilir. Bu kapsamda verilen bir uzaklaştırma kararı, sadece bir "yasaklama" değil, aynı zamanda mağdurun barınma hakkının devlet eliyle güvence altına alınmasıdır. Eğer uzaklaştırma kararı verilen eş, bu kararın gereklerine aykırı hareket eder, eve girmeye çalışır veya mağduru rahatsız etmeye devam ederse, hakkında 3 ile 10 gün arası tazyik hapsi uygulanır. İhlalin her tekrarında bu süre 15 ile 30 gün arasında değişen zorlama hapsine dönüşebilir.

Müşterek konutun tahsisi ve uzaklaştırma kararlarıyla ilgili yargı pratiğinde karşılaşılan önemli bir örnek, Yargıtay kararlarına şu şekilde yansımıştır:

Ayrıca, mahkemece, davacı kadının dava dilekçesinde davalı erkeğin müşterek konuttan uzaklaştırılması yönünde talepte bulunması üzerine, bu talebin tefrik edilerek kaydedildiği aynı mahkemenin 2013/123 değişik iş sayılı dosyasında müşterek evin davacı kadına ve müşterek çocuklara tahsis edildiği anlaşılmaktadır. (Esas : 2017/2067, Karar : 2019/296, Tarih : 14.03.2019)

Yukarıdaki Yargıtay ilamı, boşanma davası içerisinde yer alan uzaklaştırma ve konut tahsisi taleplerinin ne derece ciddiyetle ele alınması gerektiğini göstermektedir. Kararda, yerel mahkemenin bu talebi ana davadan ayırarak (tefrik ederek) hızlıca bir "değişik iş" dosyası üzerinden sonuçlandırması ve evi kadın ile çocuklara tahsis etmesi hukuka uygun bulunmuştur. Bu durum, yargının önceliğinin mülkiyet hakkından ziyade, barınma ihtiyacı olan zayıf tarafın ve çocukların korunması olduğunu tescillemektedir.

Sonuç olarak, boşanma davası süresince müşterek konutun kullanımı, sadece bir mülkiyet tartışması değil, aynı zamanda bir insan hakları ve aile hukuku koruması meselesidir. Hakim, konutun tahsisine karar verirken dürüstlük kuralını (TMK m.2) da gözeterek, bu hakkın diğer eşi sadece cezalandırmak veya mağdur etmek amacıyla kötüye kullanılmasının önüne geçer. Mahkeme tarafından verilen bu geçici tedbir kararları, davanın kesinleşmesine kadar geçerliliğini korur ve tarafların bu süreçte güvenli bir limanda kalmalarını sağlar.

Aile Konutu Şerhi ve Mülkiyetin Korunması

Türk hukuk sisteminde aile birliğinin korunması, sadece eşlerin birbirine karşı olan yükümlülüklerini değil, aynı zamanda bu birliğin devamı için hayati önem taşıyan ekonomik ve mekânsal varlıkların korunmasını da kapsar. Bu varlıkların başında gelen ve eşlerin yaşam faaliyetlerini merkezine alan taşınmazlar, Türk Medeni Kanunu (TMK) kapsamında "aile konutu" statüsüyle özel bir koruma altına alınmıştır. Boşanma süreci başlamış olsun ya da olmasın, aile konutu üzerindeki mülkiyet hakkı, mülkiyet sahibi olmayan eşin haklarını ihlal edecek şekilde tek taraflı olarak tasarruf edilemez.

Tapu Kütüğüne Şerh Verilmesi

Aile konutu şerhi, mülkiyet sahibi olmayan eşin, diğer eşin taşınmaz üzerindeki tasarruf yetkisini kısıtlayan ve bu durumu üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilir hale getiren en güçlü hukuki mekanizmadır. TMK madde 194 uyarınca düzenlenen bu hak, eşlerden birinin tek başına hareket ederek ailenin barındığı konutu elden çıkarmasını veya konut üzerindeki hakları sınırlamasını engellemeyi amaçlar.

Tapu kütüğüne bu şerhin işlenmesi, taşınmazın mülkiyet yapısını değiştirmez; ancak taşınmazın "aile konutu" olduğu gerçeğini resmiyete dökerek üçüncü kişilerin "iyiniyet" iddiasını ortadan kaldırır. Bir taşınmazın tapu kaydında aile konutu şerhi bulunması durumunda, bu konutu satın almak isteyen veya üzerinde ipotek tesis etmek isteyen üçüncü kişiler, mülkiyet sahibi olmayan eşin rızasının bulunmadığını bilmediklerini iddia edemezler.

Aile konutu şerhi koydurma süreci şu şekilde işlemektedir:

  • Mülkiyet sahibi olmayan eş, ilgili Tapu Müdürlüğü’ne başvurarak taşınmazın aile konutu olduğuna dair şerh verilmesini talep edebilir.
  • Bu başvuru için diğer eşin rızasına veya bir mahkeme kararına ihtiyaç duyulmaz; muhtarlıktan alınan yerleşim yeri belgesi ve evlilik cüzdanı gibi belgelerle mülkiyet sahibi olmayan eş bu işlemi tek başına gerçekleştirebilir.
  • Boşanma davası açılmışsa, mahkemeden de bu yönde bir ihtiyati tedbir kararı verilmesi talep edilebilir.

Bu şerh, özellikle boşanma aşamasındaki eşler arasında sıkça görülen "mal kaçırma" girişimlerine karşı hayati bir bariyer görevi görür. Şerh sayesinde, mülkiyet sahibi olan eşin taşınmazı bir başkasına devretmesi veya bankadan kredi çekerek konut üzerine ipotek koydurması, diğer eşin açık rızası olmadan hukuken geçersiz hale gelir.

Eşin Açık Rızası Olmaksızın Yapılamayacak İşlemler

TMK m.194 hükmü, aile konutu üzerindeki hakların korunması noktasında mülkiyet hakkına doğrudan bir sınırlama getirmektedir. Kanun maddesine göre; "Eşlerden biri, diğer eşin açık rızası bulunmadıkça, aile konutu ile ilgili kira sözleşmesini feshedemez, aile konutunu devredemez veya aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamaz." Burada kullanılan "açık rıza" ifadesi, hukuki işlemin geçerliliği için ön şarttır ve zımni (üstü kapalı) rıza bu noktada yeterli kabul edilmemektedir.

Eşin açık rızası olmaksızın yapılamayacak işlemler ana hatlarıyla şunlardır:

  • Konutun Satışı ve Devri: Tapu sahibi olan eş, konutu üçüncü bir kişiye satamaz veya bağışlayamaz.
  • İpotek Tesisi: Konutun teminat gösterilerek banka kredisi kullanılması veya borç karşılığı rehnedilmesi, diğer eşin onayı olmadan mümkün değildir.
  • Kira Sözleşmesinin Feshi: Eğer aile konutu kiralık ise, kira sözleşmesinin tarafı olan eş, diğer eşin rızasını almadan sözleşmeyi tek taraflı olarak sonlandıramaz.
  • İntifa veya Sükna Hakkı Tanınması: Konut üzerinde başkalarına kullanım veya oturma hakkı verilmesi de rızaya tabidir.

Bu koruma mekanizması işletilirken TMK m.2’de düzenlenen dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı da göz önünde bulundurulmalıdır. Örneğin; bir eşin, diğer eşi sadece mağdur etmek amacıyla, kendisinin ihtiyacı olmadığı halde konutun tahsisini istemesi veya haklı bir sebep olmaksızın satışa onay vermemesi durumunda, hakim müdahalesi istenebilir. Eğer rıza haklı bir sebep olmadan esirgeniyorsa, mülkiyet sahibi olan eş mahkemeye başvurarak hakimin müdahalesini ve işlemin yapılmasına izin verilmesini talep edebilir.

Sonuç olarak, aile konutu şerhi ve TMK 194 koruması, boşanma davası kesinleşinceye kadar devam eder. Boşanma kararının kesinleşmesiyle birlikte taşınmaz "aile konutu" vasfını yitirir ve bu aşamadan sonra mülkiyet hakları ve mal rejiminin tasfiyesi hükümleri devreye girer. Ancak davanın devamı süresince bu hukuki korumalar, eşlerden birinin barınma hakkının elinden alınmasını ve aile varlıklarının kötü niyetli şekilde tüketilmesini engelleyen en önemli güvencelerdir.

Kiralık Konutlarda Boşanma ve Kira Sözleşmesinin Durumu

Boşanma süreci, yalnızca eşlerin kişisel durumlarını değil, aynı zamanda yaşamlarını sürdürdükleri mekanın hukuki statüsünü de derinden etkiler. Mülkiyeti eşlerden birine ait olan taşınmazlarda süreç mal rejiminin tasfiyesi üzerinden yürürken, kiralık konutlarda durum Türk Borçlar Kanunu ve Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) özel hükümleriyle şekillenmektedir. Aile konutu olarak kullanılan kiralık bir taşınmazda, kira sözleşmesinin tarafı olmayan eşin haklarının korunması, barınma hakkının sürekliliği açısından hayati önem taşır. Kanun koyucu, bu noktada kira sözleşmesinin tarafı olmayan eşe, kiralayana yapacağı bir bildirimle sözleşmenin tarafı olma hakkı tanıyarak tek taraflı irade beyanlarıyla sokağa atılma riskini bertaraf etmiştir.

Kiralayana Yapılan Bildirim

Türk Medeni Kanunu’nun 194. maddesi, "Aile Konutu" kavramını koruma altına alırken, konutun kiralık olması durumuna özel bir bent eklemiştir. TMK m.194/4 uyarınca; kira sözleşmesinin tarafı olmayan eş, kiralayana yapacağı bir bildirimle sözleşmenin tarafı sıfatını kazanır. Bu bildirim, hukuki niteliği itibarıyla yenilik doğuran bir haktır ve kiralayanın rızasına tabi değildir. Bildirimin yapılmasıyla birlikte, bildirimi yapan eş, diğer eş ile birlikte kira bedelinden ve sözleşmeden doğan tüm borçlardan müteselsilen sorumlu hale gelir.

Bu bildirimin temel amacı, kira sözleşmesinin asıl tarafı olan eşin, diğer eşin rızasını almadan sözleşmeyi feshetmesini veya tahliye taahhüdü vererek aile birliğinin barınma ihtiyacını tehlikeye atmasını engellemektir. Bildirim yapıldıktan sonra kiralayan, kira sözleşmesiyle ilgili tüm ihtar ve bildirimleri her iki eşe de ayrı ayrı yapmak zorundadır. Aksi takdirde yapılan işlemler geçersiz sayılabilir. Ancak burada ispat yükümlülüğü büyük önem taşır. Yargıtay, bu bildirimin yapıldığının somut delillerle ortaya konulmasını şart koşmaktadır.

Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 2022/10856 Esas 2023/3477 Karar sayılı ilamına göre, kiralanan taşınmazın aile konutu olduğunu alacaklıya ihtar ettiğini veya sözleşmenin tarafı haline geldiğini delillendiremeyen eş, bu hakkı ispat edemez ve sözleşmeden doğan haklardan yararlanamaz.

Yukarıdaki karardan da anlaşılacağı üzere, aile konutu korumasından yararlanmak isteyen eşin bu durumu kiralayana (ev sahibine) resmi bir yolla, tercihen noter kanalıyla ihbar etmesi gerekmektedir. Şifahi bildirimler, olası bir tahliye davasında veya icra takibinde ispatlanması zor olduğu için hukuki koruma sağlamayabilir. Karar, şekli şartların yerine getirilmemesinin hak kaybına yol açacağını açıkça vurgulamaktadır.

Hakimin Kira Sözleşmesine Müdahalesi

Boşanma davası devam ederken veya davanın sonunda, kiralık konutun kimin kullanımında kalacağı meselesi sadece eşlerin iradesine bırakılmamıştır. TMK m.254/4 hükmü, hakime kira sözleşmesine müdahale etme ve sözleşmenin tarafını değiştirme yetkisi tanımaktadır. Boşanma veya ayrılık davası açıldığında hakim, eşlerin barınma ihtiyacını göz önünde bulundurarak, kira sözleşmesinin tarafı olmayan eşin konutta kalmasına karar verebilir.

Hakim bu kararı verirken şu kriterleri esas alır:

  • Çocukların Üstün Yararı: Velayetin hangi eşe verileceği veya çocukların fiilen kiminle yaşadığı, konut tahsisinde en belirleyici unsurdur.
  • Ekonomik Durum: Eşlerin gelir düzeyleri ve yeni bir konut tutma imkanları değerlendirilir.
  • Sosyal Durum ve Sağlık: Eşlerin iş yerlerine yakınlığı veya sağlık durumları nedeniyle konutta kalma zorunlulukları dikkate alınır.

Hakimin bu yetkisi, sözleşme özgürlüğüne getirilmiş yasal bir sınırlamadır. Hakim, kira sözleşmesinin tarafı olmayan eşin konutta kalmasına karar verdiğinde, bu karar kiralayanı da bağlar. Bu durumda hakim, kira sözleşmesinde gerekli düzenlemeleri yapar ve kararın kesinleşmesiyle birlikte sözleşme, mahkeme kararıyla belirlenen eşin üzerine geçer.

Özellikle çekişmeli boşanma davalarında, kira sözleşmesinin asıl tarafı olan eşin kira bedelini ödemeyerek diğer eşi tahliye ile karşı karşıya bırakması sık rastlanan bir durumdur. Bu gibi hallerde, konut kendisine tahsis edilen eş, kira bedellerini ödeyerek sözleşmeyi ayakta tutabilir ve boşanma davası kapsamında bu ödemelerin diğer eşin nafaka yükümlülüğünden mahsup edilmesini veya tazmin edilmesini talep edebilir.

Sonuç olarak, kiralık konutlarda aile konutu güvencesi, sadece tapu kayıtlarına şerh düşmekle sınırlı değildir. TMK m.194/4 kapsamındaki bildirim yükümlülüğü ve TMK m.254/4 kapsamındaki hakimin müdahale yetkisi, boşanma sürecindeki eşlerin barınma hakkını koruyan en güçlü yasal kalkanlardır. Bu süreçlerin profesyonel bir hukuki destekle yürütülmesi, Yargıtay'ın ispat konusundaki katı tutumu nedeniyle büyük önem arz etmektedir.

Boşanma Kesinleştikten Sonra Konut Paylaşımı ve Tasfiye

Boşanma davasının nihayete ermesi ve kararın kesinleşmesi, eşler arasındaki hukuki statüyü tamamen değiştiren bir dönüm noktasıdır. Dava süresince Türk Medeni Kanunu (TMK) m. 169 uyarınca uygulanan geçici tedbirler ve konut tahsisi kararları, boşanma hükmünün kesinleşmesiyle birlikte kendiliğinden sona erer. Bu aşamadan sonra "aile konutu" koruması kalkar ve taraflar arasındaki uyuşmazlık, mülkiyet hakkı ile mal rejiminin tasfiyesi prensipleri çerçevesinde çözümlenir.

Mal Rejimi Tasfiyesi

Boşanma kararının kesinleşmesinin ardından, eşlerin evlilik birliği içinde edindikleri varlıkların nasıl paylaştırılacağı mal rejiminin tasfiyesi davasının konusunu oluşturur. Türkiye'de 1 Ocak 2002 tarihinden sonra evlenen çiftler için yasal mal rejimi olan "edinilmiş mallara katılma rejimi" geçerlidir. Bu rejimde, kural olarak evlilik birliği içinde bedeli ödenerek alınan taşınmazlar üzerinde her iki eşin de yarı yarıya hak sahipliği (katılma alacağı) bulunmaktadır.

TMK m. 240 uyarınca, edinilmiş mallara katılma rejiminde, aile konutu üzerinde sağ kalan eşe tanınan haklara benzer şekilde, boşanma halinde de bazı özel düzenlemeler mevcuttur. Eğer aile konutu eşlerden birinin edinilmiş malı ise, diğer eş, tasfiye sırasında bu konut üzerinde mülkiyet hakkı yerine intifa (yararlanma) veya oturma hakkı talep edebilir. Ancak bu talebin kabulü için haklı bir sebebin varlığı ve diğer eşin menfaatlerinin zedelenmemesi şartı aranır.

Diğer mal rejimlerinde ise süreç şu şekilde işler:

  • Paylaşmalı Mal Ayrılığı (TMK m. 254): Bu rejimde, eşlerden birine ait olan ancak aile konutu olarak özgülenen taşınmazın, boşanma sonrasında hangi eş tarafından kullanılmaya devam edileceğine hakim karar verebilir. Hakim, çocukların menfaatini ve eşlerin sosyal durumlarını gözeterek, konutun mülkiyet sahibi olmayan eşe tahsisine veya üzerinde sınırlı bir ayni hak kurulmasına karar verebilir.
  • Mal Ortaklığı (TMK m. 279): Ortaklık malları arasında yer alan aile konutu üzerinde, eşlerden biri kendi payına mahsuben konutun mülkiyetinin kendisine verilmesini isteyebilir.

Eşlerden birinin ölümü halinde ise TMK m. 652 devreye girer. Bu maddeye göre sağ kalan eş, eski yaşantısını devam ettirebilmesi için, ölen eşine ait olan ve birlikte yaşadıkları konut üzerinde miras hakkına mahsuben mülkiyet, bu mümkün değilse intifa veya oturma hakkı talep etme yetkisine sahiptir. Boşanma davası kesinleştiğinde taraflar birbirinin mirasçısı olamayacağı için bu madde sadece evlilik birliği ölümle sona erdiğinde uygulanır.

Haksız İşgal ve Ecrimisil Talepleri

Boşanma davası sürerken mahkeme kararıyla konutu kullanma hakkı (tahsis) kendisine verilen eş, boşanma kararı kesinleştiği andan itibaren bu hakkını yitirir. Eğer konutun mülkiyeti diğer eşe aitse veya mal paylaşımı sonucunda konut diğer eşe bırakılmışsa, konutu tahliye etmeyen taraf "haksız işgalci" konumuna düşer.

Ecrimisil davası, mülkiyet hakkı sahibi olan eşin, konutu haksız yere kullanmaya devam eden eski eşinden talep edebileceği bir haksız işgal tazminatıdır. Yargıtay uygulamalarına göre, boşanma davası devam ederken verilen bir tahsis kararı varsa, bu süre zarfı için ecrimisil talep edilemez. Ancak boşanma kararının kesinleştiği tarihten itibaren, mülkiyet hakkı sahibi olmayan eşin konutu kullanmaya devam etmesi hukuki dayanaktan yoksun kalır.

Bu süreçte dikkat edilmesi gereken temel hususlar şunlardır:

  • Tahliye Süreci: Mülkiyet sahibi olan eş, eski eşinin konutu boşaltması için noter kanalıyla ihtarname gönderebilir veya doğrudan müdahalenin men'i ve tahliye davası açabilir.
  • Tazminat Miktarı: Ecrimisil bedeli, taşınmazın o dönemdeki emsal kira bedelleri üzerinden hesaplanır.
  • İyi Niyetin Sona Ermesi: Boşanmanın kesinleşmesiyle birlikte, konutta kalmaya devam eden eşin "haklı bir sebebe dayanma" durumu ortadan kalktığı için kötü niyetli zilyet sayılması gündeme gelebilir.

Özetle, boşanma süreci sadece evlilik birliğinin sona ermesi değil, aynı zamanda müşterek yaşamın maddi temellerinin de yeniden yapılandırılmasıdır. Dava aşamasında TMK m. 169 ile sağlanan geçici koruma, yerini mülkiyet hukukunun katı kurallarına bırakır. Bu nedenle, boşanma davası ile eş zamanlı veya hemen sonrasında mal rejiminin tasfiyesi davasının açılması, tarafların hak kaybına uğramaması ve konut üzerindeki hakların netleşmesi açısından hayati önem taşır.

Genel Değerlendirme: Boşanma sürecinde aile konutunun durumu, davanın açılmasından kesinleşmesine kadar farklı hukuki rejimlere tabidir. Dava devam ederken sosyal ve ekonomik ihtiyaçlar ön plandayken (TMK m. 169), kesinleşme sonrası mülkiyet ve usuli haklar (TMK m. 194, 240) belirleyici olur. Eşlerin bu süreçte hak kaybı yaşamaması için tapu kütüğüne aile konutu şerhi koydurmaları, kiralık konutlarda ise kiralayana gerekli bildirimleri yapmaları stratejik bir öneme sahiptir. Nihayetinde, boşanmanın kesinleşmesiyle birlikte tarafların mülkiyet haklarını yasal sınırlar dahilinde kullanmaları, haksız işgal tazminatı gibi ek mali yükümlülüklerle karşılaşmamaları adına konutun hukuki durumuna uygun hareket etmeleri gerekmektedir.

Yazar Görseli
Müellif

Av. Ali Haydar GÜLEÇ

Güleç Hukuk Bürosu'nda 9 yıldır yöneticilik ve avukatlık yapmaktadır.