
Yapay Zeka ile Oluşturulan Sahte Ses Kayıtlarının Delil Değeri
Yapay zekâ ve ses klonlama teknolojilerinin yaygınlaşması, mahkemelere sunulan ses kayıtlarının güvenilirliğini ve delil niteliğini ciddi şekilde tartışmaya açmıştır. Sahte veya manipüle edilmiş ses kayıtlarının tespiti, adli bilişim uzmanlarının teknik incelemelerine tabi olup Anayasa m. 38 ve Türk Ceza Kanunu hükümleri çerçevesinde değerlendirilmektedir. Bu çalışmada yapay zekâ ile oluşturulan ses kayıtlarının hukuki statüsü ve adli inceleme süreçleri ele alınmaktadır.
Yapay Zekâ ve Deepfake Ses Kayıtlarının Hukuki Niteliği ve Delil Değeri
Yapay zekâ ve ses klonlama teknolojilerindeki hızlı gelişmeler, adli ve hukuki yargılamalarda sunulan dijital materyallerin güvenilirliğini doğrudan etkilemektedir. Ses kayıtlarının delil niteliği taşımabilmesi, bu kayıtların orijinalliğinin korunmuş olmasına ve hukuka uygun yollarla elde edilmesine bağlıdır. Yapay zekâ vasıtasıyla oluşturulan sahte veya manipüle edilmiş ses verileri, yargılama süreçlerinde maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasını zorlaştırırken 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ve 7518 sayılı Kanun kapsamında yeni hukuki değerlendirmeleri zorunlu kılmaktadır.
Deepfake ve Sentetik Ses Kavramı
Deepfake teknolojisi; bir kişinin yüzünü, bedenini veya sesini yapay zekâ algoritmaları ve derin öğrenme yöntemleriyle taklit ederek gerçekmiş izlenimi veren sentetik içerikler üretilmesi sürecini ifade eder. Ses alanında ise yapay zekâ, hedef kişinin önceden kaydedilmiş ses örneklerini analiz ederek o kişinin ses tonunu, vurgularını, tınısını ve konuşma üslubunu birebir taklit edebilmektedir. Bu yolla, kişinin hiç söylemediği sözler veya yapmadığı konuşmalar sanki kendisi tarafından gerçekleştirilmiş gibi kurgulanabilmektedir.
Görsel ve işitsel sahteciliğin bu gelişmiş seviyesi; sanat, eğlence veya mizah alanlarında meşru kullanım imkânı bulabilse de yargılama makamlarına sunulduğunda ciddi hak ihlallerine ve yargılamanın seyrinin değişmesine yol açabilmektedir. Kişilik haklarının ağır şekilde ihlali, itibar zedelenmesi, dolandırıcılık, şantaj ve iftira gibi eylemlere zemin hazırlayan bu sentetik veriler, Türk ceza mevzuatında müstakil bir suç tipi olarak tanımlanmamış olsa da eylemin niteliğine göre 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ve 7518 sayılı Kanun hükümleri çerçevesinde cezai sorumluluk doğurmaktadır. Deepfake ve sentetik seslerin varlığı, mahkemelere sunulan her ses kaydının potansiyel olarak bir yapay zekâ müdahalesi taşıyabileceği şüphesini doğurmakta, bu durum dijital delillerin adli bilişim standartlarında incelenmesini şart kılmaktadır.
Delil Serbestisi İlkesi ve İspat Yükü
Ceza yargılamasında 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu uyarınca delil serbestisi ilkesi geçerlidir. Bu ilkeye göre, hukuka uygun şekilde elde edilmiş her türlü veri, akla ve mantığa uygun olmak kaydıyla vicdani kanaatin oluşmasında delil olarak değerlendirilebilir. Ancak delil serbestisi ilkesi mutlak bir serbesti sunmamakta, anayasal sınırlar dahilinde işletilmektedir. Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulguların delil olarak kabul edilemeyeceği emredici bir hüküm olarak düzenlenmiştir (Anayasa m.38).
Yapay zekâ ile üretilen veya üzerinde tahrifat yapılan ses kayıtları bakımından ispat yükü ve delilin geçerliliği hususunda şu ilkeler uygulanır:
- İspat Yükü: Bir yapay zekâ içeriğini veya ses kaydını karşı taraf aleyhine delil olarak sunan taraf, söz konusu kaydın doğruluğunu, bütünlüğünü ve gerçekliğini ispat etmekle yükümlüdür.
- Karşı Tarafın İtiraz Hakkı: Aleyhine ses kaydı sunulan taraf, kaydın yapay zekâ vasıtasıyla oluşturulduğunu, montaj, ekleme veya çıkarma içerdiğini ileri sürerek teknik inceleme yapılmasını talep edebilir ve karşı delil ikame edebilir.
- Hukuka Uygunluk Denetimi: Ses kaydının içeriği kadar elde ediliş yöntemi de denetlenmektedir. Rıza dışı veya gizlice alınan kayıtlar özel hayatın gizliliğini ihlal ettiğinde, Anayasal düzenleme uyarınca hükme esas alınamaz (Anayasa m.38).
Destekleyici ve Yardımcı Delil Statüsü
Teknolojinin ulaştığı boyutta, yapay zekâ ve deepfake araçları ile üretilen sahte ses kayıtlarının insan kulağıyla ayırt edilmesi imkânsız hale gelmiştir. Bu nedenle yargılama makamları, dosyaya sunulan bir ses kaydını tek başına nihai ve kesin bir delil olarak kabul etmemektedir. Uygulamada yapay zekâ ürünü olma şüphesi taşıyan veya dijital olarak sunulan ses kayıtları destekleyici ve yardımcı delil statüsünde değerlendirilmektedir.
Bir ses kaydının mahkemece karara esas alınabilmesi için somut olaydaki diğer yan delillerle desteklenmesi zorunludur. Hâkim, tek başına ses kaydına dayanarak mahkûmiyet veya hukuki sorumluluk kararı veremez. Ses kaydının yardımcı delil olarak kabul görebilmesi için şu adımların tamamlanması gerekir:
- Teknik Bilirkişi İncelemesi: Mahkeme veya Cumhuriyet Savcılığı tarafından adli bilişim uzmanlarından bilirkişi raporu alınır. Bu incelemede sesin spektral analizi, gürültü temizleme, frekans değerleri, meta verileri (metadata) ve dosya bütünlüğü kontrol edilir.
- Manipülasyon Tespiti: Kayıt üzerinde montaj, kesinti, ekleme veya yapay zekâ klonlama izleri bulunup bulunmadığı tespit edilir.
- Yan Delillerle Uyum: Ses içeriğinin tanık beyanları, HTS kayıtları, yazılı belgeler ve olayın hayatın olağan akışına uygunluğu ile örtüşmesi aranır.
Bilirkişi incelemesi sonucunda ses kaydının ağır manipülasyon içerdiği veya tamamen yapay zekâ tarafından üretildiği saptanırsa, ilgili materyal delil niteliğini tamamen kaybeder. Yapay zekâ aracılığıyla sahte delil oluşturup yargı organlarını yanıltmaya çalışan kişiler hakkında ise 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu çerçevesinde delillerin karartılması ve sahtecilik kapsamında cezai işlemler başlatılmaktadır.
Gizli Alınan Ses Kayıtlarının Hukuka Uygunluğu ve Ceza Sorumluluğu
Gelişen iletişim teknolojileri ve dijital kayıt cihazlarının yaygınlaşması, kişilerin bilgisi ve rızası dışında ses kaydı alma vakalarını belirgin şekilde artırmıştır. Hukuk sistemimizde bir iddianın ispatı amacıyla mahkemeye sunulan dijital materyallerin geçerliliği, Anayasa m.38 hükmünde yer alan "Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez" ilkesi uyarınca sıkı şartlara bağlanmıştır. Kişilerin bilgisi ve rızası olmaksızın gizlice alınan ses kayıtları, kural olarak hukuka aykırı delil niteliğindedir. Bir verinin mahkemede delil olarak dikkate alınabilmesi, yalnızca elde ediliş biçiminin hukuka uygunluğuna ve kişilerin temel haklarının ihlal edilmemiş olmasına bağlıdır.
Rıza Dışı Ses Kayıtlarında Hukuka Aykırılık
İlgili kişinin açık veya zımnı rızası bulunmaksızın gerçekleştirilen ses kayıtları, haberleşmenin gizliliğini ve özel hayatın dokunulmazlığını ihlal etmektedir. Hukuk ve ceza yargılamasında "delil serbestisi" ilkesi geçerli olmakla birlikte, bu serbesti sınırsız değildir. Sistemli, planlı ve kurgusal bir şekilde mevcudiyet kazandırılan, karşı tarafı tuzağa düşürerek konuşturma amacı taşıyan gizli ses kayıtları yargılama makamlarınca hükme esas alınmaz.
Gizlice veya habersizce alınan ses, fotoğraf ya da video kayıtlarının delil değeri hususunda 2025/582 K. sayılı emsal kararda da vurgulandığı üzere; bu tür materyaller bazı somut durumlarda savunma hakkı sınırları içinde değerlendirilip hukuka uygun delil sayılabilirken, diğer koşullarda doğrudan suç teşkil edebilmektedir. Aniden gelişen, kaybolma olasılığı bulunan, tehdit, şantaj veya hakaret içeren durumlarda o anki durumun tespiti ve kolluk makamlarına başvurma imkanının bulunmadığı hallerde alınan anlık kayıtlar istisnai olarak hukuka uygun kabul edilebilmektedir. Ancak bu istisna dışında kalan rıza dışı kayıtlar, yargılamanın hiçbir aşamasında geçerli bir ispat aracı olarak nitelendirilemez.
Özel Hayatın Gizliliğini İhlal ve Suç Teşkil Eden Durumlar
Delil elde etmek maksadıyla dahi olsa izinsiz ses kaydı almak, kişileri hukuki bir hak arayışındayken ceza yargılamasının sanığı konumuna getirebilmektedir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu bünyesinde özel hayatın gizliliğine ve haberleşmenin mahremiyetine yönelik ihlaller yaptırıma bağlanmıştır.
- Özel Hayatın Gizliliğini İhlal: Kişilerin gizli yaşam alanına giren veya rızası dışında konuşmalarının kaydedilmesi TCK m.134/2 kapsamında suç oluşturmaktadır. Bu fiili işleyenler hakkında 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası öngörülmüştür.
- Kişisel Verileri Hukuka Aykırı Olarak Ele Geçirme veya Yayma: Gizlice alınan ses verilerinin üçüncü kişilerle paylaşılması veya mahkemeye sunulması durumunda TCK m.136 uyarınca 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası yaptırımı gündeme gelmektedir.
Hukuka aykırı yollarla elde edilen kayıtlar, davanın esasına katkı sağlamadığı gibi kaydı alan kişi açısından TCK m.134/2 ve TCK m.136 maddelerinde düzenlenen temel ceza yaptırımlarının uygulanmasına yol açmaktadır.
Boşanma ve Ceza Davalarında Yargıtay Yaklaşımı
Aile hukuku kapsamında özellikle boşanma davalarında taraflar, evlilik birliği içerisindeki sadakat yükümlülüğü veya kusur iddialarını ispatlayabilmek adına sıklıkla gizli ses ve görüntü kayıtlarına başvurmaktadır. TMK m.185/3 maddesi uyarınca eşlerin birlikte yaşama ve sadakat yükümlülüğü bulunsa da, bu durum eşlerden birinin diğerinin özel hayat alanını tamamen ihlal edebileceği veya gizlice delil üretebileceği anlamına gelmemektedir.
Yargıtay içtihatlarında, sistemli ve kurgusal olarak elde edilen gizli kamera ve ses kayıtlarının hukuka aykırı olduğu net bir şekilde vurgulanmaktadır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi - Karar : 2016/4800 sayılı ilamında, gizli kamera ve ses kayıtlarının hukuka aykırılığı sebebiyle bu verilere dayanılarak açılan boşanma davasının reddedilmesi gerektiği hüküm altına alınmıştır. Karı-koca arasında dahi olsa gizlice alınan kayıtlar, sırf delil oluşturmak amacıyla yapılmışsa hukuka aykırı delil kategorisinde değerlendirilmektedir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu da gizli kayıtların ve dijital materyallerin değerlendirilmesinde benzer bir tutum sergilemektedir:
Eldeki davada erkek eş tarafından dosyaya sunulan altı adet DVD ve içerisindeki videolar ile belirli aralıklarla alınan ekran görüntülerinin dökümüne ilişkin 17.03.2015 tarihli bilirkişi raporunun incelenmes
Yargıtay içtihatları doğrultusunda, sunulan dijital kayıtların usulüne uygun teknik incelemelerden geçirilmesi ve kaynağının denetlenmesi zorunludur. Cihaz bütünlüğünün doğrulanmadığı, montaj veya tahrifat şüphesi barındıran ya da kişinin rızası dışında kurgulanarak elde edilen görüntüler ile ses dökümleri, karara esas alınabilecek nitelikte değildir.
Ses kayıtlarının adli merciler önünde delil niteliği taşıması, Anayasa m.38 ışığında yürütülen hukuka uygunluk denetimi, adli bilişim uzmanlarınca yapılan teknik doğrulama ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu hükümleri çerçevesinde şekillenmektedir. Yapay zekâ destekli sentetik ses üretimi ve deepfake teknolojilerinin geliştiği günümüz yargılamalarında; hem ses kaydının orijinalliği hem de elde ediliş biçimi, maddi gerçeğe ulaşmada en kritik eşiği oluşturmaktadır.